Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        7 Haziran’ın hemen öncesi, “Çözüm Süreci” içinde başlayan ve tam sonrası patlayan, bugüne yüzlerce kayıpla, katliamlarla, 300 kadar “şehit”le, “bodrumlar”la gelen “Ölüm Süreci” esasen Türk-Kürt, halkın çok acı şekilde aldatılmasıdır!

        ***

        Aldatmanın “tarafları” Tarih boyu bunun vebalini taşıyacak.

        İster siyasi parti, ister iktidar, ister devlet, devlet birimleri, ister muhalefet, ister medya, ister “terör örgütü!”

        Az zamanda binden fazlaya ulaşmış “ölülerimiz”in ruhlarının iki eli, sadece katillerin yakasında olmayacak… “Aldatanlar”a da hesap soracak.

        ***

        Kürt halkına da “silahsız, barış ufku taşıyan günler” vaat etmişken, onların hanesine, bodrumlarına, şehirlerine savaşı, ölümü taşıyan herkes kanlı bir şekilde aldatmıştır.

        Türk-Kürt, bütün halka “analar ağlamayacak, gerekirse baldıran zehri içeceğiz” diye söz verip “Enkaz ve bodrum süreci”ne varan devlet ve iktidar aldatmıştır.

        Şehirlerinde, mahallelerinde halkı hendekle, tuzakla, hedef haline getirmiş, binlerce “etkisiz hale getirilen”den yeni “ölü ordular” yaratmış örgüt de aldatmıştır.

        Önceki gün barışı, dün göz yummayı, bugün kıyasıya savaşı üstümüze boca eden iktidar aldatmıştır…

        Canlı bombalar”la en küçük umudu bile havaya uçuranlar Tarih’i, hayatı ve halkları aldatmıştır.

        Türk-Kürt, siyasi temsilin, demokratik mücadelenin, HDP gibi bir partinin önemine inanmış veya inandırılmış her kim varsa…

        HDP’nin kendisi de; hem bizzat kendisi, hem iktidar, hem örgüt tarafından aldatılmıştır!

        ***

        10 bin artı 40 bin “ölümüz” üstüne, bu ülkenin insanları; en katıları, en çok acı çekmiş olanlar bile “barış” görmek istedi ve iktidar da halkı buna inandırdı.

        İmralı üstüne düşen görevi yaptı… Öcalan’ın süreci ötekilerden doğru okuduğunu düşünüyorum… Öcalan Türkiye’nin önünü açıyor… Bebek katili filan deniyor ama gayet kapsayıcı ve geleceği gören konuşma yaptı” diyenler iktidar mensupları ve sözcüleriydi.

        Halkımızın İmralı sürecine bakışı çok olumlu. Yaptırdığımız kamuoyu araştırmalarından görüyoruz… Çözüm için her yola başvururuz. Baldıran zehri içmekse, biz o zehri içeriz. Yeter ki huzur gelsin” diyenler onlardı.

        Önce “Kobani düştü, düşecek” olmayınca, ardından seçimde baraj çökünce; devletin ve örgütün (adeta HDP’yi de vurarak) savaşa koşması, önceki süreci “aldatma”dan başka şey haline getirmiyor.

        İsteyen “biz aldatıldık” desin; onların da aldattığı gerçeği değişmez.

        Aldatılınca da utanırsın aldatınca da!

        ***

        2013 Nevroz’unda bu devlet ve iktidar, Diyarbakır’da “Öcalan’ın mesajı”nın okunmasını sağlamış, “memnuniyetle” izlemişti.

        O gün “Silahlı güçler Türkiye topraklarından çekilecek, silahlı mücadeleye son veriliyor” sözü verildi; iktidar ve örgütçe de paylaşıldı. Bütün Türkiye ve meydandaki binlerce insan bu sözlere inandı. Şimdi bazıları yaşamıyor!

        O Mart’tan Bu Mart’a, o sürece, barışa inanmış en az bin insanı, çoluk, çocuk, kadın, asker, polis, genç, yaşlı, bazen topluca yok eden “Ölüm Süreci”ne geldik.

        O “serbest Newroz”dan “yasak Nevruz”a vardık. (Diyarbakır son anda serbest bırakılıyor!)

        O umuttan “bugün nerede bomba patlar” günlerine vardık.

        O ufuktan “ya bizimlesin, ya onunla” cadı avına vardık.

        Şubat 2015’te bile hala “Dolmabahçe Mutabakatı” olan barış ihtimalinden, “Suruç, 1. Ankara, 2. Ankara, 3. Ankara katliamları” ile “bodrum mezarları”na vardık.

        ***

        2014’te Başbakan Yardımcısı’nın ağzından “Kandil’le direkt görüşülmesini arzu ediyorum” diyen ve bugün “Türkler her şeyi yıkıp yağmaladı. Halkımız intikam hisleriyle dolu. Savaş artık her yerde” diye “kontra-milliyetçi, kontra-intikamcı, kontra-katliamcı” tehdit savuran “Kandil”den o gün “Valla biz her zaman açığız” cevabı almış, Oslo-İmralı-Kandil ile (bence o gün doğruydu) “teati”de bulunmuş olanlar şimdi başkasını nasıl suçlayabilir ki!

        Akademisyenleri, gazetecileri, 21 yıldır ülkede yaşayan yabancı “hoca”yı nasıl suçlayabilir ki!

        Bugün “terörist” denen kim varsa, hepsiyle bir şekil muhabbet etmiş bir iktidar hangi yüzle bunu yapabilir ki?

        Arşivde, kayıtlarda iktidarın onca dirsek, göz, el, fikir, mutabakat teması varken; savcılar önce başkalarını nasıl “terör örgütüne destekten suçlu” sayabilir ki!

        Bu millet büyük bir “Aldatma” yaşadı…

        Ve maalesef onunla parça parça ölüyor!

        Not: Önceki yazıdaki “Hukuk öğrenmek isterken tutuklanan asker” olayında, Astsubay Serkan Taylan ile avukatı Erkan Akkuş’un Genelkurmay Askeri Mahkemesi’ne itirazı kabul edilip tahliye kararı çıktı.

        Diğer Yazılar