Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bir bakan “sütü bozuk, kanı bozuk” demişti, Almanya’daki “Türk kökenli” parlamenterler için…

        Cumhurbaşkanı daha temkinli yaklaştı:

        Bunların kanının laboratuar testinden geçmesi lazım.”

        Bunu, “laboratuar testi yapmadan peşin hükümlü olmayalım” gibi anlamıştım ama başında “Ne Türk’ü be” de varmış.

        Yine de test olmadan bozuk olup olmadığına karar vermemek lazım gibi bir mana da çıkıyor mu çıkmıyor mu diye düşünüyor muyum düşünmüyor muyum, belli değil.

        ***

        Geçmiş zaman, hem de hızla geçmiş zaman, yanılıyor olabilirim.

        Almanya Yeşiller Partisi Eş Başkanı Cem Özdemir, bir dönem “Başbakan Erdoğan ve AKP’nin politikaları”nı destekliyordu:

        Erdoğan’ın yoksul bir aileden gelmesini ve klasik siyasi sınıfa dahil olmamasını başta selamladım. Çevremdeki pek çok arkadaştan farklı olarak bir şans tanınmasını savundum. Sayın Erdoğan ilk dönem çalışmalarında son derece olumlu ve özellikle reformlar, AB ile ilişkiler konusunda son derece aktifti.”

        Yani iktidarın ölçülerine bakılırsa, hep “süt ve kan problemi” yoktu!

        ***

        O “başta”ki günler, Kıbrıs ve AB politikaları yüzünden, “irticacı” sayılmasından ötürü AKP’nin sadece “doğrudan veya dolaylı darbe tehdidi”ne maruz kaldığı zaman dilimi değildi; ayrıca “reformlar” yüzünden, “28 Şubat kültürü” sahipleri tarafından “sütü bozuk, kanı bozuk” dendiği devirdi.

        Cem Özdemir’in de “Selamladım… Savundum… Olumlu… Aktif” dediği günler.

        O sırada bir “laboratuar testi” gündemde değildi.

        Muhtemelen, o vakitler AKP’ye “sütü bozuk, kanı bozuk” diyenlerden bir kesim için Özdemir gibileri de AKP’ye desteklerinden ötürü öyleydi.

        Çünkü bu “süt, kan” gibi siyasi-kültürel-sosyolojik kavramlar, derinlikleri, açıklayıcılıkları, bilimsellikleri ile çok yaygın kullanıma sahiptir, biliyorsunuz.

        ***

        Süt ve kan”ın birkaç adım ötesi, kafatası meselesi olur ki, zaten Cumhurbaşkanı da “Siz önce Holokost’un hesabını verin” dedi.

        Orası doğru tabii. Ancak Nürnberg Mahkemesi’nden başlayıp Nazi avlarına varan, “Yahudi soykırımı”nın resmen tanınması, Almanya’nın kabul etmesi, başbakanının diz çöküp özür dilemesi gibi şeyler de var!

        Bu konuda, yeniden sıcak ilişkilerin kurulduğu, Ankara’ya gelen her heyetin “misafirperverlik” karşısında şaşkına döndüğü “Likud İsrail’i” ile birlikte de bir şey yapılabilir mi, ileriki maçlara bakılacak.

        Namibya soykırımı”nın gündeme gelmesi bilhassa önemliydi. “Soyları kurutulmuş” Herero Kabilesi dünyada pek o kadar etkin olmadığı ve “diaspora”sı bulunmadığı için, “medeni Batı”da pek dile gelmeyen kıyım ve kırımlardandı.

        Ancak, bizzat Almanya, o vahşetin 100’üncü yılında, 2008’de, Namibya’da yapılanın “soykırım” olduğunu kabul etti.

        Almanya’da onu kabul eden parlamenterlerin “sütü bozuk, kanı bozuk” muydu, bilmiyorum. Prusya militarizmi ve gecikmiş sömürgecilik hevesine hayran kimi milliyetçi veya Nazi artığı belki öyle görmüştür.

        ***

        Namibya meselesinde bir sorun şurada çıkıyor:

        Afrika’da “soykırım” yapmış o Almanya ile Osmanlı o sıralar çok yakındı. Ve zaten birkaç yıl sonra da, “Goeben-Breslau” derken, müttefik olarak büyük savaşa girdiler.

        Kimilerine göre, Namibya’da olanlar ile 1915’te ve öncesinde (Almanya müttefiki, İttihat Terakki’li) Osmanlı’da olup bitenler, faşizmin ve Nazizmin “kıyım, kırım, soykırım” seferberliğinin ilham kaynağı, kimine göre provasıydı!

        Namibya’da “sözde soykırım”da sorumlu tutulanlardan biri de Deutsche Bank’tı. “Soykırımı finanse etmek”le suçlanan banka, tam o yıllar Osmanlı’da Bağdat Demiryolu imtiyazını almıştı! Diğer hatlar da cabası.

        Namibya soykırımı”nın Kayzeri Wilhelm; Kudüs, Şam, Beyrut ve başkent İstanbul’a (iki kez) gelip kendini milyonlarca Müslüman’ın dostu ilan edeli sadece birkaç yıl olmuştu. 2. Wilhelm’in ev sahibi 2. Abdülhamid’di!

        Almanların Namibya soykırımını o zamandan bileydik de, o kadar kanka olmayaydık keşke!

        Esasen belki de “Biz Namibya yenildiği için yenik sayıldık!”

        ***

        Uzatmayayım.

        Tarih ve hakikat karşısında tavrımız, Muhammed Ali karşısındaki tavrımıza da benziyor.

        Çok sevdik, seviyoruz; siyah, Müslüman, inadına şampiyon olması gibi hususlarla.

        Lakin burada yaşasa, askere ve savaşa gitmeyi burada reddetmiş, bunda direnmiş olsa, “Sütü bozuk, kanı bozuk, hain” olacaktı. Kesin. Belki kışlada dayak bile yerdi.

        O yine “ırkçılık karşıtı” saysın kendini; “Afedersin Ermeni, ne Türk’ü be” bile bulunabilir, kanı “laboratuar testi”ne dahi sevk edilebilirdi!

        Mecazen tabii!

        Diğer Yazılar