Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Karanlık olsun…

        Şehit haberlerini görmeyin.

        Gün ağarmadan, güneş doğmadan “şehit” düşsünler ve “etkisiz hale getirilsinler” ki…

        Siz hiçbir şey olmamış, hiçbiri ölmemiş gibi yapın.

        Madem uyuyordunuz gece…

        Sonsuz uykuya yatanlar bölmesin uykunuzu.

        Haberi görmezseniz…

        Zaten canlı iken de yok sayılmış çocukların ölüsünü de yok saymış olursunuz.

        Yok saymak şudur.

        Canlı iken saymazsın…

        Sıfır.

        Ölüsünü sayarsın…

        Yine sıfır.

        ***

        Gece Beytüşşebap’ta saldırı oldu…

        Sabahına daha demokratik bir Türkiye mi oldu?

        Yahut 9 şehit ve karanlık kalmadan resmi olarak sayısının bilinemeyeceği açıklanan “çok sayıda etkisiz hale getirilen” oldu…

        50000 ölümüz diye rakamı sıfırlanan o koca dağın rakımı kaçı buldu?

        ***

        Saat 22’de başlayan bir saldırıyı sabahın üçünde ancak duyurmaya, duymaya çalışan bir memlekette yaşıyorsun.

        Şöyle tahayyül et o zaman:

        Gece oldu… Öldün.

        Gece oldu… Evladın için dua edip yattın… Sabah oldu… Duan kabul olmadı… Evladını kaybettin.

        Daha dayanılmazı şu:

        Evladın yere düştüğü saatlerde, öyle habersiz, uykuya dalmışsın mesela.

        Bir de buna çıldırırsın işte.

        Evladını dünyanda sanıyorsun; ama o artık sadece rüyanda.

        Gözlerini kapatmışsın geceye; gözleri kapanmış sonsuz karanlıkta.

        Sabah uyanmaya bir duan, belki sabahın erkenine bir namazın vardı evladına yetiştirecek…

        Öyle kalakalmışsın.

        ***

        Bu kanama artık büyük ölçüde, başkalarının da bu toprakların çocuklarını içine daha çok çektiği “Suriye savaşı”na da dönüştü.

        Sen onun kanına giriyorsun; onun kanıyla.

        O senin kanına giriyor; senin kanınla.

        Stratejik derinlik derken derinleşen yara bu.

        Yara dediğimizin içinde 50 bin artı 9 şehit artı sayısız etkisiz hale getirilen daha.

        Yara dediğimiz içine çocukları attığımız bir uçurum.

        Önce acil ateşkes!

        Sonra ister akıl, ister akil.

        Not: Bu yazı kanlı Beytüşşebap gecesinin yorgun, kırgın sabahında, saat 05.00’te yazıldı. Öylece de kaldı!

        Dağlarına bahar gelmiş…

        Haberin var mı taş duvar,

        Demir kapı, kör pencere,

        Yastığım, ranzam, zincirim,

        Uğrunda ölümlere gidip geldiğim

        Zulamdaki mahzun resim

        Haberin var mı?

        Görüşmecim yeşil soğan göndermiş

        Karanfil kokuyor cigaram.

        Dağlarına bahar gelmiş memleketimin.

        Çiçekleri plastikten.

        Haberimiz naylondan.

        Her birimiz yapmacık.

        ***

        Gitmesek ya da gitsek ama hakikatini görmesek de o köy bizimdir!

        Gazetecinin çok yere gitmesi iyidir…

        Gittiği yeri olduğunca getirmesi gerekir…

        Gittiği yere kendini, aksesuarlarını, kurgusunu, sahnesini götürmesi hiç şart değildir!

        ***

        Yine de…

        Yapma olsa da…

        Plastik olsa da…

        Naylon olsa da…

        Yalnızlığın üstüne yalnız bir masa kurulsa da…

        İster istemez dağa gitmiş, dağı da görmüş, göstermiştir gazeteci.

        Dağın fotoğrafı hakikidir.

        Issızlık, çoraklık, yanıklık… dağın altında kalmış 50 bin çocuk hakikidir.

        Gidilmesi tartışılmaz bu işte; ne görüldüğü, görülmediği, gösterilmediği, ne gösterildiği ise hep tartışılır.

        ***

        Dağlarına bahar gelmiş memleketimin…

        Çiçekleri plastikten.

        Baharları altında kalmış dağın…

        Haberin var mı taş duvar?

        Haberin var mı Ahmed Arif…

        Haberin var mı Usta!

        Dağın bu tarafında, 9 can daha düştü toprağa.

        Yapma çiçek, sahici ölüm.

        General elektrik!

        Ergin Saygun, Özden Örnek ve Aytaç Yalman arasındaki “kim verdi, kime verdi” gerilimi, mahkemelerin seyri dışında, hakikatlerin ortaya çıkması açısından “farklı bir elektrik” verdi!

        Olay budur.

        Yarın daha çok şey konuşulacak.

        Herkesin bilmediğini konuşması yerine, belki herkes bildiğini daha çok konuşacak.

        Balyoz vesaire gibi meselelerin sadece iktidar-Silahlı Kuvvetler çatışması değil; bir de ordu içi bir çatışma olduğu daha iyi anlaşılacak.

        Kimin kime hangi tehdit dosyalarını hazırladığı…

        Kimin o yüzden kimin karşısına geçtiği ya da kimlerle uzlaştığı daha çok ortaya çıkacak.

        Sınav adaleti

        Haklı ya da haksız, gençlerin hayatını, nice insanın kaderini şipşak belirleyen sınavlara güvensizlik derin.

        Danıştay neden sonra Tıpta Uzmanlık Sınavı ile ilgili kırmızı kart gösterdi.

        Şimdi başta KPSS diğerleri bekliyor.

        Geciken adalet de adalet değil ki!

        Hopa davası

        Her itirazı “terör” diye değerlendirip yamuk tartan bir Terazili Abla var.

        Hopa da, esasen bir itiraz.

        HES’e ve bir sürü dayatmaya belki.

        Bir ölüm ve Hopa’dan Ankara’ya yığınla gözaltı, tutuklu ya da sanıkla bir zincir gibi dolandı, itirazı olanların hayatına.

        Karşı çıkma, eleştiri, protesto, gösteri, muhalefet haklarının özünde nasıl çiğnenebildiğine dair iyi bir misaldir.

        Hopa’ya sopa, demokrasi değil, demokratik hakların birçoğuna karşı gözdağı olabilir ancak.

        30 Ağustos duası

        Kıdemli bir askerin kısa mektubu:

        “İki gün önce 30 Ağustos Zafer Bayramı idi ve dün Deniz Harp Okulu’nda genç

        teğmenlerin mezuniyet günüydü. 52 yaşındaki astsubaylarımız şu anda bekliyorlar ki

        yeni mezun komutanlarımız gelsin ve sicil notumuzda bize ahlak notu versin!

        Evli, çoluk çocuk sahibi insanlar genç komutanlarının karakterlerinin düzgün çıkması

        için bir dünya dua etti dün. Hepimize hayırlı olsun.”

        Diğer Yazılar