Tüketicinin güveni düşüyor!
Toplumun, ekonomik tabirle tüketicinin gelecek dönem beklentisi, hele seçime gidilirken, tüm partilerin dikkate alması gereken bir faktördür. Dün Türkiye İstatistik Kurumu “Tüketici Güven Endeksi”ni açıkladı. Hiç iyi bir tablo yok önümüzde. “Algıdır geçer, düzeltiriz” türünden bir okuma yapmak, özellikle iktidar partisi açısından lükstür.
Çünkü bu veriye bakarak şunu söyleyebiliriz: Tüketici gelecekle ilgili endişeli ise tüketmekten vazgeçme eğilimindedir demektir. Endişeli demektir. Ekonomide kötümser beklentileri dile getirenleri daha inandırıcı bulur demektir. “Maddi durumum giderek kötüleşecek” diyenlerin sayısındaki artış, siyaseten alternatif arayanların çoğalmasına yol açar. Yani iktidar açısından bu anket sonuçlarını hafife almak, ağır bir siyasi faturaya kapı aralamak anlamına gelir.
Tüketici Güven Endeksi’nin zirve yaptığı yıllara baktığımızda Türkiye’de hızlı reformların yapıldığı, AB ile ilişkilerin geliştirildiği yıllara denk gelmesi tesadüf değil. İşi olanın işsiz kalma, hanenin maddi durumunun giderek düşeceğine inanma ve tasarruf edemeyeceğine yönelik inancın güçlenmesinin ekonomik canlanmaya olumsuz etki yapacağı da açık.
Ve maalesef bu olumsuz beklenti geçen ay yüzde 5.4 oranında düştü. TL’nin aşırı değer kaybetmesinin, beklentileri olumsuz etkilediği ortaya çıkıyor. Başka bir deyişle, toplum beklentiler üzerinden kırmızı alarm veriyor...
DOMUZ GRİBİ...
BİR kez daha yazayım. Öpüşmeyin, el sıkışmayın, grip veya nezle iseniz maske takın. Utanmayın. Ellerinizi sık sık yıkayın... Eğer bu ülkede son bir haftada domuz gribinden ölenlerin sayısı 30’a çıktıysa, bu tehlikeyi hafife almayın.
Çok değil bir ay önce Tokyo’daydım. Havaalanından başlayarak yollarda, marketlerde, lokantalarda, caddelerde yüzünde maske takan insanlar gördüm.
Azımsanmayacak nitelikteydi. Rehberime “Hasta olmaktan mı korkuyorlar” dediğimde şu şaşırtıcı yanıtı aldım:
“Çoğunlukla başkalarını hasta etmemek için maske takarlar. Hayatın bir parçasıdır. Ben hastayım, sizi korumak amacıyla maske takıyorum demek isterler... Saygılarını gösterirler.”
Japonya değiliz ama hiç değilse küçükleri ve yaşlıları düşünerek biraz sorumluluk ve dikkat diyorum...
TÜRK AKIMI SİYASİ PROJE...
ABD Dışişleri Bakanlığı Uluslararası Enerji İlişkileri Özel Temsilcisi Amos Hochstein ile Hürriyet Gazetesi’nde yapılmış bir söyleşi okudum. Rusya’nın projesi olarak kamuoyuna yansıyan “Türk Akımı” projesinin siyasi olduğunu söylemiş.
Hak verdiğim bir yorum ama çok net bir uyarıda bulunmuş:
“Ülkelerin tek bir ülkeden enerji arzına bağımlı olması hiçbir zaman iyi bir şey değil; hele o ülkenin enerji arzını siyasi bir araç olarak kullanma eğilimi var ise...”
Yani “Dikkat edin” diyor ve ekliyor: “Türk Akımı konusunda Türk tarafının tavrı net değil. İnceliyorlar. AB ve Türkiye ortak hedefleri paylaşıyor. Enerji, büyük oynanan bir oyun ve Türkiye ile aynı sayfada olduğumuzdan emin olmalıyız.”
Aslında son yıllarda bu alanda geliştirilen projeleri gördüğümüzde Türkiye’nin bu tip “bir akla ihtiyacı yok” demek mümkün. TANAP bu anlamda arz çeşitliliği ve güzergâh farklılığı nedeniyle Rusya’nın siyasi bir araç olarak en azından Türkiye açısından doğalgazı kullanması uzun vadede mümkün gözükmüyor. Yine de ABD’nin projeyle ilgili endişeleri var. Bu endişelerin Türkiye tarafından nasıl karşılanacağını ise yakında anlayacağımıza eminim.
Belli ki ABD, Türkiye’nin doğalgaz tedariki ve Avrupa’ya ulaştırılmasında Rusya yerine Azerbaycan, Türkmenistan, Irak ve Doğu Akdeniz gazını kullanmasını istiyor. Bu kolay kabul edilecek bir talep değil...