Bu işin dönüşü yok artık...
ARAP ülkelerinde demokrasi olmadığı ve halkın taleplerine sırt çeviren yöneticiler başta olduğundan İsrail'in azgınlığı durdurulamadığına dair bir görüş belirdi. Bu yaklaşımı son zamanlarda başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olmak üzere pek çok devlet yöneticisinden görür olduk. Acaba böyle mi?
Şöyle 50-60 yıllık yakın tarih incelendiğinde, İsrail düşmanlığını devlet politikası haline getiren ama attığı adımları hep geri tepen pek çok Arap ülkesi görürsünüz. Araplar, İsrail'in yenilmezliğini artık tartışmasız kabul etmiş görünüyor. Ve İsrail'le sürekli çatışma halindeki Filistinli yapılar ve Hizbullah gibi örgütler bu nedenle Arap yöneticiler tarafından sevilmiyor.
Kendileri çatışma içinde olmaktansa çatışma içindeki örgütlere göstermelik desteklerle kendi halklarını oyalıyor. Mısır teslim olmasa Gazze'de abluka mı olur? Abluka işe yarar mı?
★
Sanırım uzun yıllar sonra ilk kez Türkiye, Arap halklar için samimi bir duruş sergiliyor. Uluslararası platformlarda İsrail'in kendini savunma adına bölgedeki baskısını teşhir ediyor. İsrail'in dostu olmadığını gösteriyor ve çatışma zeminini genişletiyor.
Bu noktada, Mavi Marmara gemisine yönelik insanlık dışı baskının (bunca zaman sonra) savaş nedeni sayılacağının söylenmesini eleştirmenin çok da anlamı yok.
Ben de Mavi Marmara'nın Gazze ablukasını delme adına provokasyona açık bir şekilde hareket ettiğini düşünenler arasındayım. Ama hiçbir gerekçenin, uluslararası sularda böyle bir baskını ve silahsız sivillerin öldürülmesini haklı kılamayacağını da söylemek gerekir. Türkiye'nin bunun hesabını sormak adına attığı her hukuki adımı sonuna kadar desteklemek gerekiyor.
Bu adımların bence Arap ülkelerinde yaratacağı etkiyi de yabana atmamak lazım. İlk kez en büyük düşmanlarına kafa tutan Batılı bir devlet olarak algılanıyoruz. Bunun olumlu siyasi ve ekonomik faydalarını göreceğiz. Yeter ki bu süreci akıl ve sağduyu zemininden çıkarmayalım. Mavi Marmara'nın yola çıkması bence hataydı, ama yola çıkarken Türk savaş gemileri tarafından korunmaması daha büyük bir hataydı.
O gemiye baskın emrini veren ve baskına katılan herkesin izinin bulunması, gıyaplarında yargılanıp ceza verilmesi ve İsrail dışına çıktıklarında mutlaka yakalanmalarını sağlayacak mekanizmayı kurmak gerekiyor. İsrail'in hukuk tanımaz yöneticilerini teşhir etmeliyiz.
Başka bir şey daha yapmalıyız. O gemiye insanları bindirenler de yargılanmalı. "Ölmeye gidiyoruz" diyerek ortamı gerenlere de sempatiyle bakmaktan vazgeçmeliyiz. Ve İsrailli sivil yerleşim yerlerine saldıran örgütleri de eleştirmeliyiz. Onları durdurmak için de inisiyatif kullanmalıyız.
Sonuç olarak "Bize ne İsrail'den ve o bölgeden'' demenin vakti geçti. Türkiye'nin, İsrail'e yaptıklarının hesabını sorma niyetini canlı tutmaktan başka şansı kalmadı. Bu noktadan dönüş, o bölgede İsrail'in daha da azgınlaşmasına ve yenilmişlik duygularının artmasına yol açar. Türkiye'nin de lider algısını yerle bir eder. İşin özeti, meydana indik bir kere!