Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BDP'li bir grup milletvekilinin Karadeniz turu, "Şöyle bir ülkeyi test edelim" anlamına geliyor benim için.

        Elbette özgür bir ülkede isteyen istediği her yere gitmeli, gidebilmeli. Ama test edilen bu değil. Test edilen, ülkenin sinirleri. BDP'nin gezisi Sinop'ta bitmeliydi. O olaylar çıktığında sonlanmalıydı. İnat ettiler, devam ediyorlar. Halbuki kimseye faydası yok bu tip tahriklerin. O bölgeye mesaj vermek için o bölgenin dolaşılmasına gerek yok. En yetkili ağızlardan yapılacak açıklamalar da bölgede duyulur neticede.

        Zamanın iyileştirici ruhuna inanmak gerekiyor. Ortalık bu kadar toz duman iken, medyanın verdiği desteğe bakıp toplumun tüm kesiminin mevcut barış sürecini desteklediği gibi bir anlam çıkarmak doğru değil.

        Buradan BDP'li milletvekillerine yapılanı onayladığım anlamını çıkarmayın. Tam tersi lanetliyorum. Ama ne bekliyorsunuz ki? Sinoplu bir genç "PKK babamı 6 kurşunla öldürdü" diye bağırırken arkadaşları ne yapar ki? Karadeniz önemlidir.

        Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay bile önceki gün gazetecilerle uçakta konuşurken ne diyor: "Karadeniz en hassas bölgelerden birisidir. 2009'da olumsuz tepkiler almıştık. Şimdi baktık ki Karadeniz'de hiçbir sorun yok. Oradaki insanlar da beklenti içinde." Toplumun en hassas bölgesinde "Barış yanlısıyız" diye dolaşmanın sonuçlarını hesaplamak, siyasetçinin birincil işidir.

        *

        Tersini düşünün. MHP bir grup milletvekiliyle Diyarbakır, Muş, Hakkâri'ye gidip bu sürecin yanlışlığını anlatmaya kalksa, manzara farklı mı olurdu? Bence değişen bir şey olmazdı. Yine ortam gerilir, yine gençler ellerinde taş, sopa ile heyetin karşısına dikilirdi.

        Bu tip çıkışlar sürece verilen desteği artırmaktan çok gerginliği artırıyor. Halbuki silahların sustuğu bir dönemde, şahinlerin konuşmalarının etkisizleştiği bir dönemde dert anlatmak daha kolaydır.

        Bir başka nokta var. Bu tip küçük bölgesel yangınlar, medyada "bir grup kandırılmış gencin" hezeyanı olarak değerlendiriliyor. Halbuki toplumun önemli ve büyükçe bir kesimi (Başbakan Erdoğan, "Bu sürece toplumda verilen destek yüzde 70'leri buldu" şeklinde açıklama yapsa da) kafasında soru işaretleriyle dolaşıyor. Bu soru işaretlerini bir bir gidermek birincil görevdir ve bu iş siyasetçilere düşüyor.

        Atatürk'ün boyu...

        HANİ bir film yapılsa ve Atatürk'ü anlatsa... Onu oynayan kişinin boyu bosu eleştiri konusu olsa anlayacağım. Atatürk 1.74 boyundaymış ve 42 numara ayakkabı giyiyormuş. Peki boyu 1.68 olsa, ayakkabı numarası da 39 olsa, onu sevenler üzülecek, sevmeyenler zil takıp oynayacak mı? Gelişmiş hiçbir ülkede ülke kurucusuna ilişkin böylesine spesifik bir bilgilendirme yapılmaz.

        Bırakın bunu, kendi ülke kurucusunu filmlerde kan emici olarak gösterenler bile çıkıyor. Yine de toplumun kılı kıpırdamıyor. "Film işte" deyip geçiyor. Biz ise yarım yamalak yapılan filmlerde bile, "Atatürk içki içerdi, içmezdi, niye içerken gösterdin?" diye tartışıyoruz.

        Muhteşem Yüzyıl dizisine yönelik eleştiriler de böyle. Kanuni, kadın düşkünü olur mu? Kadın düşkünü olanların, çokeşli yaşayanların ülkeyi yönetemeyeceğine dair bir doğa kanunu mu var?

        Millet tarihini filmlerden, dizilerden öğrenince olacağı bu. Filme film gibi bakmıyor. Yönetmen ve senaristin tarihi çarpıtma noktasında elinin ne kadar rahat olabileceğini anlayamıyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki oralarda öğrenilen doğru olarak kabul edilecek ve öğrendiklerimiz için atalarımız mezarlarında ters dönecek!

        Diğer Yazılar