Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SİNOP'ta yaşanan olayların ardından siyasetçilerin verdiği mesajlara bakıyorum. Şahane bence... Demokratik bir ülkede olması gereken tepkiler... Böyle olgun tepkiler verdikleri için boğazımıza kadar demokrasiye battığımızı iddia edemeyeceğim elbette. Yine de soralım, sorumlu(!) siyasetçilere sahip bir ülkede, vatandaşı, gençleri kim dolduruyor acaba?

        Yine, "Derin güçler devreye girdi" gibi kendinden menkul yorumlar, bu siyasetçilere bakıp mı söyleniyor? İroniyi bırakayım. Size gerçeği söyleyeyim. Bu gençleri kimin doldurduğunu biliyorum. Öyle yatak altına, kapı arkasına, kuyu içlerine bakmanıza gerek yok. Şöyle birkaç ay öncesine dönün...

        *

        Allah aşkına, PKK'lı silahlı güçlerle basın önünde buluşup, öpüşüp koklaşanlar kimdi? "Sizin askeriniz ölüyorsa, bizim de gerillamız ölüyor" diyenler kimdi? Yani bu laflar, bu sarılmalar, koklaşmalar milleti doldurmuş olamaz mı?

        Devam edeyim...

        9 BDP'linin dokunulmazlığının kaldırılması için fezleke hazırlanmadı mı? Hatırlamıyoruz bile değil mi? Bu bile tek başına vatandaşın öfkesini beslemiş olamaz mı?

        *

        Peki Başbakan Tayyip Erdoğan şunu demedi mi:

        "Bunlarla neyin müzakeresini yapacaksın? Bir defa karşında müzakere edeceğin bir parti olacak, demokrasiye inanmış, parlamenter sisteme inanmış bir parti olacak, onunla müzakere edeceksin. Bunların böyle bir derdi yok."

        Vatandaş şimdi demokrasiye inanmayan, parlamentoya inanmayan bir partinin barış yürüyüşüne olgun davranmayınca niye kızıyoruz?

        *

        Dün Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Sinop'ta yaşanan olayları kınarken aynen şöyle diyordu: "Türkiye'de her milletvekili, Türkiye'nin her iline gidebilmeli ve görüşünü ifade edebilmeli. Fikir sahibi olmayanlar kendisini taşla ifade ediyor..." Bir ay evvel bu partinin milletvekillerini teröriste benzetenlerin böyle olgun laflar etmesi inandırıcı mı?

        *

        Siyasetçi-vatandaş ilişkisini biraz imam-cemaat ilişkisine benzetiyorum. İmamın söylediklerinin abartılması kısmından bahsediyorum. Bu bilinir de unuttuğumuz başka bir şey var. İmam hızla görüş değiştirince, cemaat bu kadar hızla dönemiyor.

        *

        Örnek vermeye devam edeyim.

        20 Mart 2012 tarihinde BDP Milletvekili Ahmet Türk, polisler tarafından hastanelik edilinceye kadar dövülmedi mi?

        14 Temmuz 2012 tarihinde Diyarbakır'da Özgürlük İçin Demokratik Direniş mitingi öncesinde BDP milletvekilleri gaz bombaları, tazyikli su ve coplara maruz kalmadı mı?

        Milletvekilini polis dövünce demokrasiyi yaşıyoruz. Vatandaş bu işe kalkışınca, derin odakların işi oluyor! Eylemci vatandaşı (şiddet göstereni değil) yerin dibine sokmak için bugün herkes bir ağızdan konuşuyor. İyi güzel de dün devletin dayak attığı parti, bugün pamuklara sarıldı diye vatandaşın öfkesi hemen bitecek mi sanıyoruz?

        Biraz sabır ve hoşgörü lütfen.

        Diğer Yazılar