Kürtler ve İsrail, Türkiye'ye bağımlı!
BARIŞ sürecine, başkanlık sistemine, Anayasa'daki vatandaşlık tanımına dair talep ve değişikliklere yönelik kaygılarımı dile getirmeye çabalıyorum. Konunun bilinmezlik içeren ve endişe yaratan tarafları var elbette. Süreç ilerledikçe tabloyu daha net göreceğiz. İşin ilginç yanı, konunun doğrudan muhatapları da taleplerinde net ama süreç içinde nelerin değişeceğini bilmez halde.
Biraz spekülasyon yapmakta fayda var. Bana göre, PKK ile başlatılan çatışmasızlık ve yerini alacak silahlı grupların Türkiye dışına çıkışının mimarları tek değil. Hükümetin bu konuda kararlı bir tutum takınmasının temelinde Irak Kürdistan Bölgesi'nin önemi yer alıyor. Ve siyasi, ekonomik ilişkilerde gelinen seviye önemli.
Bundan 10 yıl öncesine kadar sınırımızda özerk bir Kürdistan kurulmasını kırmızı çizgi ilan eden Türk devleti, bugün o bölgenin politikacılarıyla belki önümüzdeki 50 yılın işbirliğinin anlaşmasını yapıyor. Neden?
Çünkü herkes gibi Türkiye de büyük ve güçlü devlet olma yolunun, ucuz enerji kaynaklarına sahip olmaktan veya temin etmekten geçtiğini biliyor.
Basit bir matematikten bahsedeyim. Türkiye'nin kullandığı elektrikte doğalgazın payı yüzde 44. Petrol ve gaza her yıl 50-60 milyar dolar ödüyoruz. Bir an düşünün... Her yıl artan oranda yaklaşık 50 milyar metreküp gaz ithal ediyoruz. Ve bin metreküpü için 420 ile 550 dolar ödüyoruz. Dibinizde bir bölge var ve Kürtler diyor ki: "Dünyanın en zengin doğalgaz yataklarını bulduk. Ve bu gazı satabileceğim tek ülke Türkiye. Ve bu gazı Avrupa'ya satmak istersem de boru hattının geçmesi gereken tek ülke yine Türkiye... Size ucuz doğalgaz satalım. Sizin topraklarınızı kullanarak Avrupa'ya açılalım... Barış ve kardeşlik istiyoruz... Birlikte yaşayabileceğimiz bir ilişki kurmak istiyoruz..."
Siz ne dersiniz? Benim kırmızı çizgim mi var diyeceksiniz? Tam tersi, "Size bağımlı bir ülke, size bağımlı olmayan bir ülkeden daha az tehlikelidir" diyerek ilişki mi geliştireceksiniz? Bugün olan budur. Bu stratejinin bir alt kalemidir PKK...
Üstelik ABD'nin enerjide dışa bağımlılığını bitirmeye sayılı yıllar kaldığı bir dönem yaşanıyor. ABD kaya gazı çıkararak gazda dışa bağımlılığı bitiriyor. Ucuz enerjiyle önümüzdeki 10 yıl içinde Çin'e ve diğer ülkelere kaymış imalat sanayiini ülke içine çekmeyi planlıyor. Ve dünya enerji savaşlarında bölgesel planlara ihtiyaç duymayacağı nitelikte bağımsızlık kazanıyor. Artık Arap liderlere ihtiyaç duymayacağı bir döneme yaklaşıyor. Ortadoğu onlar için İsrail'in korunacağı, İran'ın tehdit olmaktan çıktığı bir bölge olmaktan öte bir anlam taşımıyor.
İsrail ve özür dilemesinin arkasındaki gelişmeleri de iyi okumak gerekir. İsrail, Akdeniz'de bulduğu ve kendi ihtiyacının bilmem kaç katı gazı dünya pazarlarına nasıl satacak? Fanteziler çok. Ama gerçek şu: "Kürdistan bölgesi gibi onlar da Türkiye'ye mahkûm." Bu mahkûmiyet Güney Kıbrıs Yönetimi için de söz konusu. İsrail, Kıbrıs ve Kürdistan bölgesinde doğan fırsatları değerlendirememek ise İran ve Rusya'ya doğalgazda bağımlı kalmak demek. İlişkileri geliştirmek ise tüm komşulara köprü olmak demek...
Bir devletin dış politikasında elbette onlarca faktör belirleyicidir. Ama bölgemizde son 5 yılda enerji alanında yapılan keşifler, ABD'nin dış politikasında değişikliğe yol açan enerji üretim patlaması yeni bir ilişkiler ağı oluşturuyor. Bu ilişkiler içinde Türkiye'nin çıkarı için Kürt sorununda yumuşamaya gitmesi ve PKK meselesini artık bitirmesi gerekiyor. Üstelik bu sonlandırma için ülkenizin bölünmesine de gerek yok. Elbette PKK bu ülkenin 30 yıllık sorunu. Ama son 10 yıllık gelişmeler, geçmişin klasik yaklaşım ve çözüm formüllerini devre dışı bıraktı. Yeni ilişkiler ve yeni bir dünya kuruldu. Üstelik yapmanız gereken şey, silahınızın ucunu göstermek değil. Demokrasi yoksunluğundan kurtulmak, birey haklarına daha fazla önem vermek, özgürleştirici adımlar atmak, komşularınıza çıkarlarınızı koruyacak nitelikte sınırlarınızı açmak...