Kiminle nasıl konuşmalı?
Karınlara ağrı giren ilk buluşmalar, ayakların geri geri gittiği yabancı ortamlar, elinizin ayağınıza dolandığı patronla yapılan konuşmalar, çocuğunuzu nasıl konuşturacağınızı bilmediğiniz anlar... Her birinde kendimizi çaresiz hissettiğimiz anlar olmuştur. Oysa ufak püf noktalarıyla kriz yönetimi mümkün... İşin sırrı nabza göre şerbet vermekte. Şerbet tarifi bizden, nabzı ayarlamak sizden
Sema EREREN/ GAZETE HABERTÜRK-PAZAR
Hep planlar yapılır ya... “Yarın büyük gün patronla konuşacağım”, “Kimseyi tanımadığım bir resepsiyona katılacağım”, “Sevgili adayımla buluşacağım”... Ancak araştırmalar gösteriyor ki bu “büyük” günlerde ne konuşacağımız üzerine çok düşünmek hata yapmaya daha çok teşvik ediyor. Oysa hataya koşmadan karşınızdakinin tatlı tatlı kanına girmenin binbir çeşit yolu var.
ÇOCUKLA NASIL KONUŞULUR?
Hislerini anlamaya çalıştığınızı gösterin Çocuklarla konuşmak için şekilden şekile girilir malum. Aile terapisti Karen Holford’a göre çocuklar ne hissettiklerini ifade edecek doğru kelimeleri bulamaz, onlara yöneltilen sorulardan ne öğrenmek istediğinizi de tam olarak anlayamaz. Bu nedenle en çok da “Günün nasıldı?” sorusunun ardından lafı geveleyip dururlar. Sanılanın aksine bu bir şey gizleme niyetlerinden değil; tam olarak ne bilmek istediğinizi ya da günün hangi dilimiyle ilgilendiğinizi anlamamalarından kaynaklanır. Bunun için çocuklarla konuşurken spesifik sorular sorun.
Nasıl hissetmeleri gerektiğini söylemek yerine duygularını anlamaya çalışın... Eğer çocuğunuz eve “Sınıftaki herkesten nefret ediyorum” diyerek geliyorsa ona asla “Bu doğru bir şey değil” demeyin, hislerini anlamaya çalıştığınızı gösterin. Sorununa ortak olduğunuzu göstermek, onları iyi hissettirecek ve daha çok konuşmalarını sağlayacak. Uzmanlar, “Günün kötü geçmiş gibi gözüküyor...” diye lafa girmenin bu gibi durumlar için ideal olduğunu söylüyor.
Bir diğer önemli mesele de ortada zor bir konu varsa konuyu parçalara bölerek konuşmak gerektiği... Uzmanlar, çocukla konuşurken başka bir şeyle daha ilgilenildiğinde çocukların daha iyi cevaplar verebildiğini ifade ediyor. Film izlerken zor konuları açmak ideal olabilir. Son olarak oyunlar da alet edilebilir. Mesela çocuğunuzun okulda kimlerle oynadığını merak ediyorsanız arkadaşlarının resmini çizmeye teşvik etmek bir ipucu olabilir.
#resim#86382#YABANCILARLA DOLU BİR ORTAMDA NASIL KONUŞULUR?
Yalnız olanı kurban seçin
Yabancılarla dolu bir odaya girerken çoğumuzun ayakları geri geri gider. “Birazdan kimlerle konuşmak zorunda kalacağım?” diye kara kara düşünmek yerine, silkelenin ve yeni insanlarla tanışacak olmanın heyecanını hissetmeye çalışın ve unutmayın! Sizin gibi bir sürü kişi kendini yabancılarla dolu ortamda gergin hissediyor olabilir. Amerikalı yazar ve konuşmacı Susan RoAne, “Kendinizden ziyade etrafınızdaki insanların rahat hissetmeleri için ne yapmanız gerektiğine odaklanın” diyor. Çünkü onlar rahatlarsa siz de konforlu hissedeceksiniz.
Önemli bir ipucu: Yabancılarla dolu bir ortamda konuşması en kolay insan profili, yalnız başına bekleyenler... Çünkü tek başına bekleyen kişi, muhtemelen en az sizin kadar çekingen ve konuşmaya açıktır. Bir diğer alternatifse gruplar... Genellikle iki kişi konuşanlara kıyasla, gruplar yeni insanları aralarına katmak için daha isteklidir, sohbete daha kolay dahil olabilirsiniz.
Aynı ortamda bulunduğunuza göre muhakkak ortak noktanız olduğunu unutmayın ve bunu yakalamaya çalışın... Anlatacak hikâyeniz yoksa bile bir başkasınınkini ödünç alın. Mesela köpek sevmiyorsanız, seven arkadaşınız üzerinden sohbete girin ya da çocuğunuz yoksa, çocuğu olan bir arkadaşınızın anısından yola çıkarak kendinizi konuya dahil edin...
Hâlâ konuşacak bir şey bulamadıysanız heyecanlamayın. Karşınızdakini gözlemleyin. Giyimi, ses tonu ve daha pek çok detay üzerine konuşulabileceğiniz ipuçları verecektir. Kulağa klişe gelebilir ama mekânda yemekleri nasıl bulduklarını, etkinlikten nasıl haberdar olduklarını sorun, önceki gece fragmanını izlediğiniz filmden muhabbet açın. Ama sohbeti öldürecek detaylardan uzak durmakta fayda var! Karşınızdaki kişi geçen yaz 10 kilo verdiğini anlatıyorsa ona kendinizin zamanında nasıl daha fazla kilo verdiğinizi anlatıp öğütler vermeye çalışmayın.
Peki karşınızdakiyle daha fazla konuşmak istemiyorsunuz, başkasıyla konuşmaya nasıl yelken açacaksınız? Gece boyu o insanla konuşmak zorundaymışsınız gibi hissetmek elbette gereksiz. “Anlattıklarınızdan çok keyif aldım” diyerek usul usul odadaki başka birinin yanına doğru yönelin.
İLK BULUŞMADA NASIL KONUŞULUR?
Sessizlik kozunu kullanın
“İlk buluşmada pot kırmayacağım” diye avuçlarınızın içi terler, sohbetin kontrolü de elinizden gider. İlişki koçu Dan Williams ve Madeleine Mason, aşırı heyecanlanma ihtimaline karşı ilk buluşma öncesi 10-15 saniyelik bir ilk tanışma konuşmasını düşünmüş olmanızı tavsiye ediyor. İlişki uzmanları, ilk buluşmada ucu açık, kurtarıcı soruların başında “Sen neler yapıyorsun?”un geldiğini söylüyor. Böylece sohbeti iş dışına taşımanız mümkün olur. Çünkü bu soru, karşınızdakini kendisinden bahsetmeye teşvik edecek ve ortam ısınmaya başlayacak. İlk buluşmada olumsuz paylaşımlara da kulak verin. Önceki ilişkileriyle ilgili kötüleyici söylemlerde bulunuyorsa bu karşınızdakinin henüz yeni bir ilişkiye hazır olmadığını gösterebilir. Pek çok kişi ortamda sessizlik olduğunda gerilir, karşısındakinin kafasında ne döndüğünü merak eder ama sessizlik de iyi bir fırsat olabilir. Mesela sessizlik anında dürüstçe heyecanlı olduğunuzu söyleyin. Vereceği reaksiyon, sizi rahatlatmaya çalışıp çalışmayacağı da onu sınamak için önemli bir koz olabilir. Bir de “Ya beni beğenmezse” endişesini bir kenara bırakın... Önemli olan sizin ne istediğinizden emin olmanız; karşınızdakinin sizi kabul edip etmeyeceği değil. Ne kadar gergin olursanız olun gülümsemeyi ihmal etmeyin. Çünkü Princeton Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, yaklaşık 34 milisaniyede karşımızdakine karşı ilk izlenimimiz oluşuyor ve güler yüzlü kişi karşısındakine daha güvenilir bir izlenim bırakıyor.
PATRONLA NASIL KONUŞULUR?
İşi abartmayın, işinizden olmayın.
Yönetici koçu ve iş stratejisti Irina Baranov, “Hepimizin bilmediği şeyler var ama bunu ifade etmek güçsüzlüğü yansıtır” diyor. Yani patronunuza asla “Yapamam’’, “Bilmiyorum” demeyin; “Sorun değil, en kısa zamanda bitiririm”, “Elimden geleni yapacağım’’ diyerek güvenini kazanın.
Patronunuzun zamanının çok kısıtlı olduğunu göz önünde bulundurarak konuşmaya başlayın, size sorulmadığı sürece asla konuyla ilgili detay vermeyin, kısa ve öz konuşun. İşi abartmayın da işinizden olmayın.
Bir diğer önemli meseleyse zam isteme! Kariyer koçu Robin Ryan, “Zam isterken ihtiyaçlarınızı değil, gücünüzü ve başarılarınızı vurguladığınıza emin olun” diyor. İş dışındaki hayatınızın ne kadarını paylaşmanız gerektiğinden de emin olun. Ne kadar arkadaşça yaklaşsalar da arkadaşınız olmadığını unutmayın, mesafenizi koruyun. Diğer yandan yüz yüze konuşma alternatifini ön planda tutun, mail’le işin içinden kolayca sıyrılmaya çalışmak her zaman doğru bir strateji olmayabilir.
Son olarak sizinle ilgili her kararın patronunuzun elinde olmadığını, onun da hesap vermesi gereken birileri olabileceğini unutmayın. Büyük balık küçük balığı yer, hanginiz büyük hanginiz küçük zaman gösterir.
#yataytekli#galeri#454516#center#
DÜNYACA ÜNLÜ TED KONUŞMALARININ 3 SİHRİ NE?
1990’da Silikon Vadisi’nin özgür fikir paylaşım platformu olarak yola çıkan, 2012’de 1 milyar izlenme eşiğini aşan TED’in 2015 itibarıyla 1900’ü aşkın ilham veren konuşması var. Amerikalı yazar Carmine Gallo, “TED Gibi Konuşmak” kitabında dünyanın en başarılı sunumlarının ardındaki 3 sihirli kuralı anlatıyor.
1. Beyinden beyine bağlantı
Duygularınızı karşınızdakine hissettirin! Başta ilgisiz görünenler bile konuya olan tutkunuzu hissetmeli. Çünkü araştırmacılar tutkunun bulaşıcı olduğunu söylüyor. Siz konunuzu ne kadar tutkuyla anlatırsanız, karşınızdakilerin ilgisi o kadar canlanır. İnsan zaafları üzerine TED konuşması yapan Amerikalı yazar ve sosyal bilimci Dr. Brene Brown, “Hikâyeler ruhu olan verilerdir, anlatacağınız şeye ruhunuzu katın” der. Princeton Üniversitesi’nde beyinlere yerleştirdiği elektrotlarla hikâyelere beyinlerin verdiği tepkileri araştıran Uri Hasson, katılımcıların beyinlerinin belli bir bölümü hikâyeyi duyunca uyarılırken bazen beynin tepki vermediğini ortaya koymuştur. Hasson, durumu “Beyinden beyne bağlantı kurma” olarak adlandırıyor. Yani beyinler tıpkı iPhone’la iPad’in senkronize olması gibi bir senkronizasyon yaşayabiliyor. Dinleyenlerin kalbini ve beynini kazanın.
2. Eski fikre yenisini giydir
Eski bir fikre taze bir soluk ve yeni bir yaklaşımla bambaşka bir anlam yaratan yenilik insan beyninde “dopamin” hormonunu harekete geçirir ve beynimiz anlatılanları kayda almak üzere harekete geçer. “Satınalan Beyin” kitabının yazarı Dr. A. K. Pradeep’e göre, beyin karşısındakini dinlerken özellikle yeni ve parlak bir şeyler arar. Titanik’i keşfeden okyanus bilimci Robert Ballard’ın TED konuşmasında söylediği gibi insanlara sadece sıra dışı şekilde dünyayı gösterirseniz onları bağlamış olursunuz. Böylelikle anlatılanlar hafızalara kazınır ve üzerinden ne kadar vakit geçerse geçsin etkisi kaybolmaz.
3. Az konuş, çok akılda kal
TED konuşmalarının maksimum süresinin 18 dakika olması keyfi değil. Uzun konuşmalar karşınızdakinin beynini gereksiz yorar, zihnini karıştırır, konsantrasyonunu düşürür, konuşmanızın sonunda hiçbir şey hatırlanmaz hale getirir. Konuşmanızı kısa tutmanızda fayda var. Diğer yandan bilim adamları konuşmanın sadece kelimeler yerine görsellerle süslenerek anlatıldığında çok daha fazla akılda kaldığını gösteriyor. Sadece görsel desteği olmadan dilediklerimizin yüzde 10’unu hatırlanırken, konuşmada görsel unsurlar işin içine girdiğinde anlatılanları hatırlama şansımız yüzde 65’lere dek yükselir