15 Temmuz Derneği’nde tanışmıştık. Derneğin çalışmalarına kendimce destek oluyordum o zamanlar. Ziya da orada Genel Sekreter idi. 2019 yılında bir dergi çıkarma fikri oluştuğunda benim bu süreci yönetmemi istemişlerdi. O günden sonra da daha sık görüşür olduk. Geçen gün eski yazışmalarımızı okudum bol bol. Hep bir sevgi hep güzel muhabbet olmuş aramızda. Sürekli sevgiyle, muhabbetle çalışmışız.
Zaman geçmiş üstünden ama okudukça hatırlıyor insan. Ortak Hafıza adlı bir dergi çıkarttık birlikte. Derginin tüm operasyonel yükünü o çekiyordu. Biz ise içerikle ilgileniyorduk bir grup arkadaşla birlikte. Sonunda uluslararası tanınan isimlerin de makalelerinin aralarında bulunduğu güzel bir dergi çıkarabildik. Bir kitap mağazasına gidip oradan bir fotoğrafını yollamıştı bana. Uzun çabalar süren emeğimizin somut çıktısını almıştık sonunda. “Ne güzel dergi, okumaya doyamıyorum. İnşallah faydası olur vatana millete” demiş o mesajında. Hep mütevazi hep güzel sözlerle taltif eden, karşıdakinin yüreğine dokunan sözcüklerle gönlünü alan bir yapısı vardı.
Dündar Ziya Gültekin’den bahsediyorum. Geçtiğimiz gün kaybettiğimiz kıymetli dostumuzdan. Onu bir biz tanıyor seviyorduk o zamanlar. Elbette birçok dostu vardı, seveni vardı. Ama bizim gizli hazinemizdi. Vefatından sonra onu tanıyan, görüntülerini izleyen, yaklaşımını, konuşmasını, insanlarla muhabbetini gören herkes ondaki cevheri hemen fark etti. Gönlündeki güzellik yüzüne, sözüne yansıyan biri olduğunu anladı herkes. O yüzden o yağmura ve soğuğa rağmen cenazesine binlerce kişi katıldı. İnsanlar uzaklardan evlerinde oldukları yerde ona dualar ettiler. Hiç tanımamalarına rağmen onun için yürekten üzüldüler. Gizli hazinemizi herkes keşfetmişti ve en az bizim kadar üzgündüler bu gidişten.
Aradan zaman geçmişti ben Ankara’da o İstanbul’da artık eskisi kadar görüşemiyorduk. O zamanın telafisi yok artık. Dostlarla arayı açmanın, görüşmemenin, sevgiyi muhabbeti sürdürmemenin hiçbir bahanesi olmamalıydı ama ne yazık ki mesafeler yüzünden bir süre ayrı kalmıştık. Ama son zamanlarında tekrar buluştuk. Üsküdar’da belediyedeki görevine geldikten sonra daha çok konuştuk daha çok yazıştık. Belediyenin sorunlarını, Üsküdar’ın sorunlarını sürekli dert edindi kendine. Doğma büyüme aileden Üsküdarlıydı. Dedesi Beylerbeyi’nde meftundu. Kendisi de Üsküdar kültürüyle büyümüş, nazik, beyefendi biriydi.
Göreve geldikten sonra hiçbir zaman bir kavganın içine girmedi. Yapısı buna müsait değildi zaten. Tek bildiği şeyi yaptı. İlk günden sokakları arşınlamaya başladı. Esnafları gezdi. Sorunları dinlemeye, onlara çözüm üretmeye çalıştı. Birinci gün dışında makam odasından fotoğraf paylaşmadı hiç, oturmadı da zaten pek. Muhtarlarla buluştu mahalle mahalle dertlerini dinledi. Her mahalleye seferberlik başlattı. Her gün bir mahallenin temizliğini, çocuk parklarının onarımını, kaldırımları, yolları düzeltmek için ekibin başında bekledi. Büyüklerin ellerinden öptü onlara sarıldı, çocuklarla birlikte çocuk oldu.
Vefatından önceki gece de konuşmuştuk. Sel dolayısıyla mağdur olan her eve gitmeye çalışmıştı. Her vakaya koşmuştu. Halılarınızı biz yıkatalım, evi temizleyelim, sizi misafir edelim demişti herkese. Yağmurdan sırılsıklam sokak sokak gezdiği görüntülerini izledik hepimiz. “Benim evimden çıkmış gibisin” demişti sokakta karşılaştığı bir Abimiz. Gerçekten de öyleydi.
Sonra kaza haberini aldık. Boğazımızda bir düğüm oldu, ağladık.
2002’de yani daha 19 yaşındayken başlamıştı AK Parti’de siyaset yapmaya. Ömrü boyunca gençlik teşkilatında çalıştı, başkanlık yaptı, belediye meclis üyeliği yaptı. Bazen kapı kapı dolaştı bazen de ilçesindeki seçimi koordine etti. Milyonlarca AK Partili üyeden biri olarak bu davaya bu harekete ve Cumhurbaşkanı’na olan sevgisi çok fazlaydı. Çok çalışkandı, çok samimiydi ve bunu laf olsun diye yapmıyor, gerçekten öyle olduğu için yaşıyordu. AK Parti teşkilatı Ziya gibi insanlarla birlikte milletin gönlünde yer buldu. Millet de Ziya gibi mahallesindeki insanları sevdiği için bu partiye gönül verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı örnek alarak, onun vefasını, millete olan sevgisini, samimiyetini görerek büyüyen Ziya gibi insanlar bu hareketin dişlileri oldu. O yüzden bu millet arkasından bunca ağladı, göz yaşı döktü Ziya’nın. Çünkü bildikleri, sevdikleri, hissettikleri, gönülleriyle selamladıkları siyasetçi tam da onun gibiydi. Ziya gibi nice yiğit insanlar var AK Parti’de. O da yaşasa böyle derdi eminim naifçe. İşte bu yüzden onları bulup, onların önünü açıp, onlara yetki verip millete hizmetkar olmalarını ve milletin AK Parti’ye teveccüh etmesini sağlamak yerinde olur.
Vefatından sonra onu tanımayanlar, onun içindeki güzelliği görmeyen bazı kesimler sadece siyaset gözlükleri taktıkları için, dünyaya siyah beyaz baktıkları için nahoş şeyler söylemiş olabilirler. Ancak bu sözlere, bu düşüncelere sahip olanlar kendi insanlıklarından bir şeylerin yitirdiklerinin farkında değiller. Maalesef, insanların tanımadan birbirlerini yargıladıkları, haklarında hüküm verdikleri bir çağda yaşıyoruz. Sadece Ziya değil; siyasetçisi, sanatçısı, yazarı, gazetecisi hiç fark etmiyor. Bu dünyadan göçüp giden herkesin arkasından tanımadan, bilmeden kötü konuşan bir azınlık hep çıkıyor maalesef. Ziya, onların düşündükleri gibi biri değildi, hiçbir zaman da olmadı. Ziya’yı tanıdığı için, nasıl bir şahsiyet olduğunu bildiği için CHP’li Meclis üyesi hanımefendi bir sürü linç yemesine rağmen arkasından onu çok güzel sözlerle andı. Yine aynı şekilde Ziya’yı tanıdığı için ve onun nasıl bir gönül insanı olduğunu bildiği için Sinem Dedetaş ona başsağlığı mesajı yayınladı. Bilmeden yargılayanlar kendi imtihanlarını bir gün yaşayacaklardır elbette.
En doğrusunu Allah bilir. Bizler de şahidiz. Mekanın cennet olsun çocuk kalpli dostum.