Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler İdris Kardaş Yapay zekada Türkiye için yeni eşik

        Türkiye, yapay zeka konusunda yeni ve önemli bir kurumsallaşma sürecine giriyor.

        2026-2030 Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı kapsamında Ulusal Yapay Zeka Kurulu ile bir Program Ofisi kuruluyor.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında faaliyet gösterecek kurul, ulusal önceliklerin belirlenmesinden kaynakların yönlendirilmesine, kurumlar arasındaki yetki uyuşmazlıklarının giderilmesinden büyük ölçekli yatırımların koordinasyonuna kadar çok hayati bir görev üstlenecek.

        Program Ofisi ise alınan kararların uygulamaya geçmesini, takvimi, bütçeyi ve performans göstergelerini takip edecek. Program Ofisinde, kamu yapay zeka uygulamalarının planlanması ve koordinasyonunu sağlamak üzere Siber Güvenlik Başkanlığı Kamu Yapay Zeka Genel Müdürlüğü de yer alacak.

        REKLAM

        Konuyla alakalı hemen herkesi çok heyecanlandıran ve umutlandıran bu adımı sıradan bir idari yapılanma olarak okumak eksik kalır.

        Neden mi? Çünkü yapay zeka çağında ülkeler arasındaki temel ayrım giderek teknolojiyi kullananlar ile kullanmayanlar arasında oluşmuyor. Asıl ayrım, yapay zekanın altyapısını, verisini, hesaplama kapasitesini, kurallarını ve ürettiği bilgiyi ne ölçüde kontrol edebildiğiniz üzerinden şekilleniyor.

        Daha önce “Teknopolitik düzen ve Türkiye” başlıklı yazımda da vurguladığım gibi yapay zeka, ileri seviye çiplerden veri merkezlerine, hesaplama gücünden kritik minerallere kadar uzanan geniş bir ekosistemin parçası. Bu ekosistem artık doğrudan devlet kapasitesini ve küresel güç dağılımını etkiliyor.

        REKLAM

        Bu yüzden Ulusal Yapay Zeka Kurulu’nu yalnızca projeleri koordine edecek yeni bir yapı olarak görmemek gerekiyor.

        Temel soru şu.

        Türkiye, yapay zeka çağında kendi teknolojik kararlarını verebilen bir ülke olacak mı?

        Son yıllarda yapay zekayı çoğunlukla uygulamalar üzerinden tartıştık.

        Yeni modeller ne yapabiliyor, hangi meslekler dönüşecek, öğrenciler ödevlerini yapay zekaya mı yazdıracak, iş dünyasında verimlilik ne kadar artacak?

        Bunların hepsi önemli. Fakat devletler açısından daha temel sorular var.

        Bir ülkenin kullandığı yapay zeka modelleri nerede geliştiriliyor?

        Hangi veriyle eğitiliyor?

        Veriler nerede tutuluyor?

        REKLAM

        Hesaplama altyapısını kim sağlıyor?

        Kamu kurumları hangi modelleri kullanıyor?

        Kritik karar süreçlerinde dışa bağımlılık hangi seviyeye ulaşıyor?

        Ve daha da önemlisi bu sistemler Türkiye’yi, Türkçeyi, Türkiye’nin tarihini ve toplumsal gerçekliğini hangi kaynaklardan öğreniyor?

        “Algoritmaların hafızasında Türkiye” yazımda üzerinde durduğum mesele tam olarak buydu. İnsanlar artık bilgiye ulaşmak için yalnızca arama motorlarına veya haber sitelerine başvurmuyor. Sorularını doğrudan yapay zeka modellerine yöneltiyor.

        Böylece yapay zekanın Türkiye’yi nasıl bildiği stratejik bir konu haline geliyor.

        Çünkü yapay zeka bilgiyi yalnızca aktarmıyor. Seçiyor, özetliyor ve kullanıcıya yeniden kurarak sunuyor.

        REKLAM

        Bu da bizi algoritmik egemenlik meselesine götürüyor.

        Geçmişte egemenlik dendiğinde akla sınırlar, ordu, enerji kaynakları, para sistemi ve sanayi kapasitesi gelirdi.

        Bugün bunlara veri, hesaplama gücü, algoritmalar, çip teknolojileri, bulut altyapıları ve büyük yapay zeka modelleri de ekleniyor.

        Bir ülkenin kamu kurumlarından üniversitelerine, şirketlerinden vatandaşlarına kadar bütün dijital ekosistemi birkaç küresel şirketin altyapısına bağımlı hale gelirse yeni tür bir teknolojik bağımlılık ortaya çıkar.

        “Dijital feodalizm” yazımda tartışmaya açtığım konu da buydu. Bilgiye erişimin birkaç büyük teknoloji platformu üzerinden gerçekleşmesi, bu şirketleri ticari aktör olmanın çok ötesine taşıyor. Bilgi dolaşımını, görünürlüğü ve dijital kamusal alanı şekillendiren güç merkezlerine dönüştürüyor.

        REKLAM

        Bu yüzden Türkiye’nin yapay zeka politikası yalnızca daha fazla start-up kurmak, daha fazla uzman yetiştirmek veya daha fazla uygulama geliştirmek üzerine kurulamaz.

        Bunların hepsi gerekli.

        Ancak asıl ihtiyaç, bütün bunları bir araya getiren ulusal bir yapay zeka kapasitesidir.

        Yeni modelde dikkat çekici unsurlardan biri, kurul kararlarının uygulanmasını takip edecek bir Program Ofisi kurulması. Her eylem için sorumlu kurumların belirlenmesi ve ilerlemenin Ulusal Yapay Zeka İlerleme ve Şeffaflık Portalı üzerinden kamuoyuyla paylaşılması da planlanıyor.

        Bu yaklaşım önemli.

        Çünkü Türkiye’de bazı teknoloji politikalarının en temel sorunlarından biri çoğu zaman vizyon eksikliğinden ziyade uygulamadaki karışıklıklar olabiliyor.

        REKLAM

        Bir kurum veri merkezi yatırımı yapıyor. Bir başka kurum yapay zeka modeli geliştiriyor. Üniversiteler farklı projeler yürütüyor. Savunma sanayi kendi kapasitesini oluşturuyor. Özel sektör ise kendi ihtiyaçları doğrultusunda ilerliyor.

        İşte tüm bunların ortak bir stratejik mimarinin parçaları haline gelmesi ise gerekiyor. Yeni kurulun başarısı burada ölçülecek kanaatimce.

        Kamu, üniversiteler, savunma sanayi ve özel sektörde bulunan kapasite ortak hedeflere yönlendirilebilirse bambaşka bir tablo ortaya çıkar.

        Daha önce teknopolitik düzen üzerine yazarken Türkiye’nin savunma sanayiinde geliştirdiği teknolojik kapasitenin başka sektörlere taşınabileceğini vurgulamıştım.

        REKLAM

        Otonom sistemler, gerçek zamanlı veri işleme, sensör teknolojileri ve karar destek sistemlerinde oluşan tecrübe yalnızca savunma alanında kalmak zorunda değil.

        Sağlıkta, tarımda, ulaşımda, enerjide, afet yönetiminde, eğitimde ve kamu yönetiminde benzer bir teknoloji geliştirme refleksi oluşturulabilir.

        Buradaki kritik soru şu oluyor.

        Türkiye savunma sanayiinde oluşturduğu yerli teknoloji geliştirme ekosistemini yapay zeka alanına taşıyabilecek mi?

        Çünkü yapay zeka yarışında yalnızca iyi yazılımcılara sahip olmak yetmiyor.

        Veri merkezleri gerekiyor.

        Enerji gerekiyor.

        Yüksek performanslı hesaplama altyapısı gerekiyor.

        REKLAM

        Nitelikli veri setleri gerekiyor.

        Araştırmacılar gerekiyor.

        Uzun vadeli finansman gerekiyor.

        Ve bunların tamamını aynı hedef etrafında buluşturacak güçlü bir koordinasyon gerekiyor.

        Türkiye’nin kendi büyük dil modellerini geliştirmesi elbette önemli.

        Fakat daha temel bir soru var.

        Bu modeller neyle eğitilecek?

        Bir yapay zeka sistemi beslendiği veri kadar dünyayı tanır.

        Arşivlerden akademik çalışmalara, hukuk metinlerinden kültürel mirasa, Türkçe bilimsel yayınlardan ekonomik verilere kadar geniş bir veri altyapısının hazırlanması gerekiyor.

        “Algoritmaların hafızasında Türkiye” yazımda sorduğum “Yapay zeka Türkiye’yi kimin gözünden tanıyor?” sorusu bu nedenle giderek daha kritik hale geliyor.

        REKLAM

        Yapay zeka çağında ülkelerin fiziksel altyapıları kadar bilgi altyapılarının egemenliği de tartışılacak.

        Türkiye hakkında üretilen bilginin büyük kısmı başka ülkelerdeki veri tabanlarından, başka dillerdeki kaynaklardan ve başka toplumların kavramsal çerçevelerinden gelirse teknolojik bağımlılık başka bir biçimde devam eder.

        Bu nedenle ulusal yapay zeka politikası güçlü bir ulusal veri politikasıyla birlikte yürümeli.

        Yeni yapının etik ve güvenlik mekanizmalarını da içermesi önemli.

        Plan kapsamında oluşturulması öngörülen Ulusal Yapay Zeka Etik Kurulu’nun açıklanabilirlik, veri menşesi, algoritmik yanlılık, güvenlik ve insan gözetimi gibi konularda rehberler hazırlaması öngörülüyor.

        REKLAM

        Çocuklar ve hassas gruplara yönelik uygulamaların ayrıca ele alınması da yerinde.

        Burada kurulması gereken denge açık.

        Bir tarafta teknolojik kapasiteyi artırmak, diğer tarafta güvenliği ve toplumsal faydayı korumak.

        Türkiye’nin kendi yaklaşımını bu denge üzerinden geliştirmesi gerekiyor.

        Mesele, yapay zeka çağının bilgi altyapısını, ekonomik değer zincirini ve karar mekanizmalarını kimin kurduğu.

        Ulusal Yapay Zeka Kurulu’nun gerçek anlamı da burada ortaya çıkacak. Hayırlı olsun.