Türkiye’de iyilik en az tarihimiz kadar eski bir kavram. Kendimize ve kültürümüze çok yakıştırdığımız bir konu. Mahalle kültürümüzden vakıf geleneğimize, Ahilikten imeceye kadar uzanan çok güçlü bir toplumsal hafızamız var. Zor durumda olanın elinden tutmak, bir çocuğun eğitimine destek olmak, yaşlı bir insanın yalnızlığını paylaşmak, ihtiyaç sahibi bir ailenin yükünü hafifletmek bu toplumun yabancısı olmadığı davranışlar.
Malum zaman değişti ve modern bir zaman diliminde bu konuya da daha farklı bakmak gerekiyor. Çünkü asıl mesele, bu büyük iyilik potansiyelini nasıl daha düzenli, daha güvenli, daha sürdürülebilir ve gerçekten ihtiyaç duyulan alanlara yönlendireceğimiz.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın “İyilik Var” Gönüllülük Platformu tam olarak bu soruya cevap vermeye çalışan bir sistem.
Projenin temel fikri oldukça sade.
Yardım etmek isteyen vatandaş var. Bilgisini, emeğini ve zamanını paylaşmak isteyen uzmanlar var. Sosyal sorumluluk çalışması yapmak isteyen şirketler, vakıflar, dernekler ve üniversiteler var. Mahallesindeki ihtiyaç sahibi aileye destek olmak isteyen esnaf var. Diğer tarafta çocuk evleri, huzurevleri, engelsiz yaşam merkezleri, kadın konukevleri ve farklı sosyal hizmet kuruluşlarının gerçek ihtiyaçları var.
Platform bütün bu tarafları aynı sistem içinde, belirli kurallarla buluşturmayı amaçlıyor.
Bunu yaparken de iyiliği yalnızca yardım etmek isteyen biriyle yardıma ihtiyacı olan birini buluşturmak kadar basit görmüyor. Çünkü söz konusu alan çocuklar, yaşlılar, engelli bireyler, kadınlar ve farklı sebeplerle sosyal desteğe ihtiyaç duyan vatandaşlar için iyi niyet kadar güvenlik, mahremiyet, liyakat ve denetim de hayli önem taşıyor.
Bu nedenle “İyilik Var” üç ana sütun üzerine kurulmuş. Bireysel Gönüllülük, Kurumsal Gönüllülük ve İyilik Kapısı.
Sistemin ilk ayağı bireysel gönüllülük.
Burada amaç, insanların sahip oldukları bilgi ve tecrübeyi sosyal hizmet kuruluşlarıyla buluşturmak. Fakat sistemde “Ben gönüllüyüm, istediğim kuruluşa gider istediğim faaliyeti yaparım” şeklinde kontrolsüz bir yapı bulunmuyor. Önce sahadaki ihtiyaç belirleniyor. Sonra gönüllünün niteliği, yapmak istediği çalışma ve kuruluşun uygunluğu birlikte değerlendiriliyor.
Sistemin merkezinde bir “Etkinlik Havuzu” bulunuyor. Bu havuz iki yönlü çalışıyor. Birinci yol, sosyal hizmet kuruluşunun ihtiyaç bildirmesi. Çocuklarımızın sınav hazırlıklarına akademik destek, yaşlılarımıza yönelik musiki, ebru ve hat gibi geleneksel sanat atölyeleri, kadınlarımıza finansal okuryazarlık eğitimleri gibi somut çağrılar sisteme düşüyor.
Yani örneğin bir çocuk evinde sınava hazırlanan gençlerin matematik veya fizik desteğine ihtiyacı varsa kuruluş bunun için çağrı açabilecek. Bu alanda yeterliliği bulunan gönüllüler çağrıyı görecek ve başvurabilecek.
Bir huzurevinde geleneksel sanat etkinliği yapılmak isteniyorsa musiki, ebru veya hat alanında yetkin bir gönüllü sisteme başvurabilecek. Kadınlara yönelik finansal okuryazarlık eğitimi ihtiyacı varsa bu konuda bilgi ve deneyimi bulunan kişiler sürece dahil olabilecek.
İkinci yol ise gönüllünün kendisinin inisiyatif alması. Bu da sistemin dikkat çekici taraflarından biri.
Bir kuruluşun çağrı açmasını beklemek zorunda değilsiniz. Eğer platform tarafından gerekli süreçlerden geçirilmiş bir gönüllüyseniz, kendi uzmanlık alanınıza uygun bir etkinliği seçip doğrudan bir sosyal hizmet kuruluşuna teklif götürebileceksiniz. Platforma akredite olmuş bireysel bir gönüllü (örneğin bir yazılım mühendisi, emekli bir öğretmen, bir spor antrenörü veya konservatuvar öğrencisi), standart Etkinlik Havuzunda tanımlı faaliyetlerden kendi bilgi ve birikimine uygun olanı bizzat seçebilecek.
Ardından gönüllü, hizmet vermek istediği il ve ilçeyi seçerek ilgili kuruluşa başvuru gönderebilecek.
Bir emekli öğretmen düşünün.
Sisteme giriyor, eğitim alanındaki faaliyetleri inceliyor ve bulunduğu şehirdeki bir çocuk evinde eğitim desteği vermek istediğini bildiriyor. Bir spor antrenörü çocuklarla veya gençlerle belirlenmiş bir spor faaliyeti gerçekleştirmek için başvurabiliyor. Bir konservatuvar öğrencisi müzik alanındaki bir etkinliği seçebiliyor. Bir yazılım mühendisi teknoloji veya dijital beceri alanındaki uygun bir çalışmaya talip olabiliyor.
Fakat burada son sözü her zaman ilgili sosyal hizmet kuruluşu söylüyor.
Gönüllü ne kadar istekli olursa olsun, etkinliğin zamanı, içeriği ve uygunluğu kuruluşun uzman personeli tarafından değerlendiriliyor. Böylece iyi niyet ile mesleki ve pedagojik sorumluluk arasında bir denge kuruluyor.
Platformun üzerinde özellikle durduğu konulardan biri güvenlik. Çünkü bir kişinin yardım etmek istemesi, hassas gruplarla doğrudan çalışabilmesi için tek başına yeterli görülmüyor. Sisteme kayıt olan gönüllülerin belirli eğitimlerden geçmesi öngörülüyor.
Bu eğitimlerde dezavantajlı bireylerle doğru iletişim, çocuk ve yaşlı mahremiyeti, kriz ve travma anlarında yaklaşım, temel ilk yardım ve etik ilkeler gibi başlıklar bulunuyor. Bu eğitimleri tamamlamayan bir gönüllü etkinliklerle eşleştirilmiyor. Bu düzenlemenin önemli olduğunu düşünüyorum.
Çünkü özellikle çocuklarla, yaşlılarla veya travmatik süreçlerden geçmiş insanlarla iletişim kurarken iyi niyet bazen yeterli olmayabilir. Yanlış bir söz, yanlış bir yaklaşım veya mahremiyet sınırlarının bilinmemesi istemeden de olsa zarar verebilir.
Platform bu nedenle gönüllülüğü yalnızca gitmek ve yardım etmek şeklinde ele almıyor. Gönüllünün de belirli bir hazırlık sürecinden geçmesini istiyor.
Bir başka önemli özellik de gönüllülük sicili.
Gönüllünün yaptığı çalışmalar, harcadığı zaman ve sunduğu katkı sistem içerisinde kayıt altında tutulacak. Düzenli olarak sorumluluk alan kişiler için kademeli bir takdir ve ödüllendirme mekanizması kurulması planlanıyor. Bunun amacı da gönüllülüğü birkaç günlük bir heyecandan çıkarıp uzun süre devam eden bir toplumsal alışkanlığa dönüştürmek.
İkinci büyük alan Kurumsal Gönüllülük.
Bugün birçok şirket, vakıf, dernek ve üniversite sosyal sorumluluk projesi yapmak istiyor. Fakat sosyal hizmet alanı sıradan bir etkinlik alanı olmadığı için burada da belirli bir sistem gerekiyor.
“İyilik Var” bu kurumları doğrudan sosyal hizmet kuruluşlarıyla buluşturuyor ancak önce ciddi bir inceleme süreci öngörüyor. İncelemeden geçen kurumlar “Onaylı Kurumsal Gönüllü Havuzu”na dahil ediliyor. Fakat havuza girmek, kuruluşlara istedikleri zaman istedikleri faaliyeti yapma hakkı vermiyor. Sunulan sosyal sorumluluk projesi önce değerlendiriliyor. Ardından konusu hangi hizmet alanıyla ilgiliyse ilgili genel müdürlüğe yönlendiriliyor.
Burada güzel bir başka özellik daha var.
Bir proje yalnızca tek bir sosyal hizmet kuruluşuyla sınırlı tutulmak zorunda değil.
Kurumsal gönüllülükte en kritik konulardan biri de sahaya girecek kişilerin denetlenmesi.
Bir şirketin veya derneğin sisteme kabul edilmiş olması, o kurum adına herkesin sosyal hizmet kuruluşlarına girebileceği anlamına gelmiyor. Sahaya gelecek kişiler tek tek inceleniyor. Bu ayrıntı özellikle çocukların, yaşlıların ve diğer hassas grupların bulunduğu kurumlarda son derece önemli.
Kurumsal sosyal sorumluluk güzel fotoğraflar üretmekten ibaret bir faaliyet olarak görülmüyor. Tam tersine platformun yaklaşımında mahremiyet çok sert bir çizgiyle korunuyor. Etkinlik tamamlandığında hem kurum temsilcisi hem kuruluş müdürü sistemden ayrı ayrı tamamlandı onayı verecek.
Daha da önemlisi, sistemde fotoğraf veya video yükleme alanı bulunmuyor. Çünkü koruma altındaki çocukların ve dezavantajlı vatandaşların görüntülerinin sosyal medya içeriğine veya reklam malzemesine dönüşmesi engellenmek isteniyor.
Bu yaklaşım bence projenin kamuoyuna anlatılırken özellikle vurgulanması gereken taraflarından biri. Çünkü gönüllülükte asıl mesele yardım eden kişinin görünürlüğü değil, yardım alan kişinin onurudur.
Sistemin üçüncü ayağı ise doğrudan mahalleye ve esnafa uzanıyor.
Adı “İyilik Kapısı”. Buradaki temel fikir Ahilik kültürünü dijital ortamda yeniden kurmak.
Bir bakkal ürün vermek isteyebilir. Bir kırtasiyeci okul malzemesi sağlayabilir. Bir terzi hizmet sunabilir. Bir usta ihtiyaç sahibi bir ailenin evinde tamirat yapabilir.
İyilik Kapısı’nın en güçlü tarafı burada ortaya çıkıyor. Esnaf yardım etmek istiyor, vatandaşın ihtiyacı var ama tarafların birbirini arayıp bulması gerekmiyor. Sistem ikisini güvenli biçimde buluşturuyor.
Burada da süreç kontrol altında.
Esnaf önce e-Devlet üzerinden sisteme kayıt oluyor. Adli sicil durumu elektronik olarak kontrol ediliyor. Onaylanan esnaf sisteme yardım ilanı girebiliyor. Fakat istediği şeyi istediği ifadeyle yazdığı serbest bir ilan alanı oluşturulmuyor. Esnaf, Bakanlığın belirlediği standart mal ve hizmet kategorileri arasından seçim yapıyor. Örneğin belirli miktarda gıda desteği, okul çantası, terzilik hizmeti veya belirli bir tamirat hizmeti sunabiliyor. Sonra miktar ve dönem belirliyor.
Bu yöntem, sistemin kontrolsüz bir ilan platformuna dönüşmesini önlemek için tasarlanmış. İyilik Kapısı’ndaki ilanları herkes göremeyecek. Sistem, Bütünleşik Sosyal Yardım Bilgi Sistemi kayıtlarını esas alıyor. Yani yalnızca sistemde aktif muhtaçlık kaydı bulunan vatandaşlar bu imkanlardan faydalanabilecek.
Bir başka önemli kural daha var. Vatandaş yalnızca yaşadığı ilçe sınırları içerisindeki ilanları görebilecek ve kullanabilecek. Bu, sistemi yerel ölçekte çalıştırıyor. Kadıköy’de yaşayan bir vatandaş kendi ilçesindeki imkanlara, başka bir ilçede yaşayan vatandaş da kendi çevresindeki imkanlara ulaşabilecek.
Sistemin günlük hayattaki çalışma biçimine bakalım.
Diyelim ki bir esnaf belirli sayıda okul çantası için İyilik Kapısı üzerinden imkan sundu. Sistemde bu ilana erişim hakkı bulunan vatandaş ilanı görüyor ve yararlanmak istediğini bildiriyor. O anda sistem vatandaşa 48 saat geçerli, tek kullanımlık 6 haneli bir kod ve dinamik QR kod üretiyor. Aynı anda esnafın kontenjanı da bloke ediliyor. Vatandaşın 48 saat içerisinde işletmeye gitmesi gerekiyor. Gittiğinde kodunu kullanıyor ve ürününü veya hizmetini alıyor. Vatandaş gitmezse ayrılan kontenjan yeniden esnafa dönüyor. Böylece yardım ürünü veya hizmeti boş yere günlerce bekletilmiyor.
İyilik Kapısı’nın belki de en hassas konusu yardımın evde mi dışarıda mı yapılacağı. Çünkü bazı yardımlar dükkânda teslim edilebilir. Bir okul çantası alınabilir. Gıda paketi teslim edilebilir. Terzilik hizmeti işletmede gerçekleştirilebilir. Ama bazı hizmetler vatandaşın evine girmeyi gerektirir. Ev tesisatı, elektrik tamiri gibi.
İşte burada sistem farklı çalışıyor. Vatandaşın adresi ve telefon numarası doğrudan esnafa verilmiyor. Talep ilgili ilçenin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı ekranına düşüyor. Randevuyu vakıf personeli organize ediyor. Daha sonra vakıf görevlisi esnafla birlikte haneye gidiyor. İş tamamlandığında esnaf, vatandaş ve vakıf görevlisi üçlü teyit veriyor. Böylece “yardım” gerekçesiyle herhangi bir kişinin ihtiyaç sahibi vatandaşın özel alanına kontrolsüz biçimde girmesinin önüne geçiliyor. Bu küçük görünen ayrıntı aslında projenin güvenlik anlayışını çok iyi anlatıyor. Teknoloji yalnızca insanları eşleştirmek için kullanılmıyor. Mahremiyeti korumak için de kullanılıyor.
İyilik Kapısı’nın esnaf tarafında da teşvik edici bir sistem düşünülmüş. Yardımlar tamamlandıkça işletmenin sistemdeki “İyilik Profili” gelişiyor. Ayrıca işletmeye özel bir “İyilik Karekodu” oluşturuluyor. Esnaf bu karekodu dükkanının camına asabiliyor. Böylece o işletmenin dayanışma ağına katıldığı görülebiliyor.
Buradaki önemli fark şu. Yardım eden işletmenin toplumsal dayanışmaya katkısı görünür hale geliyor ama yardım alan vatandaş teşhir edilmiyor.
“İyilik Var” projesine uzaktan bakıldığında bir gönüllülük uygulaması gibi görülebilir. Fakat sistemin tamamına bakıldığında bundan daha kapsamlı bir yapı tasarlandığı anlaşılıyor. Devlet burada her yardımı doğrudan yapan tek aktör olmak yerine toplumsal dayanışmanın güvenliğini, eşleştirmesini ve denetimini sağlayan bir koordinasyon merkezi haline geliyor.
Bu sistem, iyiliğin kendiliğinden ortaya çıkmasını beklemiyor. Onu organize ediyor. Kimin, nerede, nasıl katkı verebileceğini belirliyor. İhtiyaç ile imkan arasında düzenli bir köprü kuruyor.
Türkiye’de yardımseverlik konusunda büyük bir toplumsal sermaye var. Eğer doğru uygulanır, mahremiyet çizgisi korunursa ve süreçler kolay kullanılabilir biçimde tasarlanırsa bu model gönüllülüğün Türkiye’deki çehresini değiştirebilecek bir potansiyele sahip.
“İyilik Var”ın iddiası da tam burada başlıyor.
İyilik zaten bu toplumda var.
Mesele, onu doğru yere ulaştıracak yolu kurmak.
Bu sistem dünyaya örnek olabilecek bir sistem. Emeği geçenleri tebrik etmek, iyiliği yaymak, yayılmasına destek olmak da hepimizin görevi. Bu yüzden ben de kendi namıma başta Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız Mahinur Özdemir Göktaş ve tüm ekibine, programa güçlü bir destek veren İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan’a ve İstanbul Valisi Davut Gül’e teşekkür etmek istiyorum.