Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler İdris Kardaş 8,3 milyar yapay insan

        Harvard, MIT, Stanford, UC Berkeley ve Oxford gibi önde gelen kurumlardan 70'i aşkın araştırmacının ortak ürünü olan bir araştırma raporu yayınlandı geçtiğimiz günlerde.

        Raporun tam adı: MatrAIx: Simulating the World with 8.3 Billion Persona Agents

        Bu araştırmacılar, dünyadaki insan çeşitliliğini bilgisayar içinde taklit etmeye çalışmışlar ve yaşı, geliri, eğitimi, mesleği, alışkanlıkları, zevkleri, korkuları, güven duygusu ve daha yüzlerce özelliği farklı milyarlarca “yapay insan” oluşturmuşlar. Sayı 8,3 milyar. Yani dünyanın nüfusuna yakın bir sayı.

        Bu yapay insanları gerçek kişilerden kopyalanmış birebir dijital ikizler olarak düşünmeyelim hemen. Yani her birimizin birer kopyasını yapmayı henüz başaramamışlar. Aslında buna da çok yakınız, bunu da bir köşeye not etmek gerekir. Ancak bu araştırmadaki bu sanal karakterleri daha çok, “şöyle bir insan nasıl davranırdı?” sorusuna cevap vermek için hazırlanmış karakterler gibi düşünebiliriz.

        Karakterleri belirlerken “Sen 35 yaşında bir öğretmensin” deyip geçmemişler. Çünkü insan dediğimiz varlık bu kadar basit bir etiketle açıklanamaz diyorlar.

        MatrAIx'teki her bir sanal karakter (buna “persona” diyorlar), tam 1.290 farklı özellikle baştan sona modellenmiş:

        Yaşadığı mahalle, aylık geliri, baktığı çocuk sayısı, eğitim düzeyi. Risk almayı sever mi, kurallara uyar mı, şüpheci midir, çabuk mu sinirlenir? Sabah kaçta uyanır, markette etikete mi bakar kaliteye mi, teknolojiden ne kadar anlar gibi 1290 farklı özellik.

        Daha da önemlisi, bu sanal insanlar saçmalamasın diye aralarına bir mantık bağı (olasılık ağı) örülmüş. Örneğin sistem; hem “okuma yazması olmayan” hem de “beyin cerrahı” olan ya da “anadili Türkçe” olup “hiç Türkçe bilmeyen” mantıksız tipler üretmiyor. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, gelir durumu, yaşı, eğitimi ve alışkanlıkları birbirini mantıklı bir zincirle tamamlıyor.

        Sonra bunların bir bölümünü alışverişten sağlığa, internet kullanımından yapay zeka ile konuşmaya kadar farklı durumlarda sınamışlar ve toplamda 18 binden fazla deneme yapmışlar.

        Diyelim ki bir içecek üreticisisiniz ve gazozun fiyatına 2 lira zam yapmayı düşünüyorsunuz. Normalde bunu piyasaya sürmeden müşterinin nasıl tepki vereceğini bilemezsiniz. MatrAIx sisteminde binlerce farklı gelir grubundan sanal insana bu durum yaşatılıyor. Kimi “Benim için fark etmez, tadı güzel” derken, dar gelirli ya da tutumlu karakterler anında “Bu fiyata artık almam, bütçemi aşar” diyerek harcama refleksini birebir sergiliyor.

        Mesela bu sanal varlıklar gerçek bir telefon ekranını parmaklarıyla kaydırıp gazete başlıklarını okuyor, fiyatları inceliyor ve kendi kültürlerine uygun haber bulamadıklarında abonelik almaktan vazgeçiyorlar. Araştırmada buna benzer örnekler var.

        İlk bakışta bu, şirketlerin işine yarayacak teknik bir araç gibi görünüyor. Muhtemelen yakın zamanda şirketler biz hiç farkında bile olmadan bunu kullanmaya başlarlar. Gerçekten çok kullanışlı o açıdan.

        Buraya kadar işin faydalı tarafı olabilir. İnsanlarla araştırma yapmak zaman alıyor ve bir maliyeti var. Katılımcı bulmak, onları bir araya getirmek, soru sormak, sonuçları değerlendirmek gerekiyor. Ama burada bilgisayar içinde oluşturulmuş binlerce farklı insan ise saatler içinde aynı deneye sokulabiliyor.

        Araştırmacılar da bunun ürünler daha piyasaya çıkmadan önce sorunları fark etmek için kullanılabileceğini söylüyor. Mesela bir hastane hizmetini, kamu uygulamasını, banka sistemini veya eğitim aracını gerçek insanlara sunmadan önce binlerce farklı insan tipiyle sınamak ciddi sorunları erken fark ettirebilir. Bu da örneğin devletlerin hizmet açısından daha doğru ve verimli yatırımlar yapmasına yardımcı olabilir. Araştırmanın kendisi de bu sistemlerin ön test ve sorun arama amacıyla kullanılmasını öneriyor.

        Bu projenin asıl sarsıcı etkisi ticaretin ötesinde, siyasetin, demokrasinin, devlet ile toplum arasındaki ilişki üzerinde olabilir. Unutmayalım bunlar henüz birer tohum fikirler ancak çok hızlı hayata geçebilecek şeyler. Bu yüzden özellikle değinmek istedim bu konuya şimdiden.

        Bir de siyaset tarafından örnek verelim ki mesele daha net anlaşılsın.

        Mesela, siyasi bir parti olarak kanun teklifi hazırlıyorsunuz veya bir vergi reformu açıklayacaksınız. Eğer önem veriyorsanız ki siyaset halkın nabzını tutmakla başarılı olur o zaman sokağın nabzını tutmak durumundasınız. Bu da zaman alır, maliyeti olur ve bir çaba ister. Ancak bahsettiğim araştırmanın öngörülerine göre ise tek bir komutla Türkiye'nin veya dünyanın herhangi bir bölgesindeki milyonlarca sanal seçmeni saniyeler içinde simüle etmek mümkün hale geliyor.

        Mesela Anadolu’nun küçük bir kasabasında yaşayan muhafazakar bir çiftçi bu vaade ne der, ya da büyükşehirde asgari ücretle geçinen genç bir kurye bu yasa tasarısına nasıl tepki verir? Mesela hangi kelimeler seçmenin öfkesini dindirir, hangi vaatler güven duygusunu zedeler, hepsini tek tuşla öğrenebilirsiniz.

        Belki de çok uzak olmayan bir gelecekte siyasetçiler artık meydanlara çıkmadan önce söylemlerini bu dijital seçmenler üzerinde defalarca deneyip daha mükemmel bir hale getirebilirler.

        Tabi ilk bakışta kusursuz bir halkla ilişkiler gücü gibi duran bu tablo, beraberinde büyük bir felsefi ve toplumsal tehlikeyi de getirebilir. Yönetilenlerin sahici rızası yerine, simüle edilmiş rızanın geçtiği bir dünya.

        Eğer gelecekte iktidarlar sokaktaki gerçek yurttaşın yüzüne bakmak, onları dinlemek yerine kendi ürettikleri dijital seçmenlerin yankısıyla kararlar almaya başlarsa, demokrasi yakın zamanda yaşayan bir rejim olmaktan çıkacaktır ve kapalı devre bir simülasyon oyununa dönecektir.

        Araştırmayı önemli kılan şey, bu sorunun artık yalnızca felsefecilerin masasında kalmaması. Şirketler ve teknoloji laboratuvarları bu konuyu fiilen denemeye başladı.

        Zaten raporun kendisi de burada oldukça temkinli. Yapay insanların akıcı konuşması veya kendilerine verilen karaktere uygun davranması, gerçek insanları eksiksiz temsil ettikleri anlamına gelmiyor. Araştırmacılar, bu sistemlerin bazen insanları kalıplaştırabileceğini, benzer gruplar içindeki farklılıkları azaltabileceğini ve bazı insan özelliklerini gözden kaçırabileceğini açıkça kabul ediyor.

        Araştırmada dikkat çeken bir sonuç var. Yapay insanlara belli davranış özellikleri veriliyor ve bu özelliklerin gerçekten ortaya çıkıp çıkmadığı sınanıyor. 400 denemenin 366’sında beklenen davranış görülmüş. Başarı oranı yüzde 91,5.

        Bu yüksek bir oran. Fakat bunu insanı yüzde 91,5 doğrulukla tahmin ediyorlar, şeklinde okumamak gerekir.

        Nitekim raporun sonlarına doğru araştırmacılar bunu açıkça söylüyor. Bu yapay insanların gerçek insanlar gibi ne zaman itiraz edeceğini ne zaman susacağını ne zaman konuşmayı bırakacağını ya da ne zaman fikrini değiştireceğini henüz yeterince bilmiyoruz.

        Bugün siyasi partiler zaten seçmeni anlamaya çalışıyorlar, anket yaptırıyorlar, hangi konunun hangi kesimde karşılık bulduğunu ölçüyorlar ve konuşmalarını test ediyorlar. Gençler ne düşünüyor, emekliler neye kızıyor, orta gelirli seçmen neye kaygılanıyor, kararsızlar hangi konuda karar değiştiriyor? Siyasetin önemli bir bölümü yıllardır bu soruların peşinde zaten. Az önce değindiğim gibi başarılı siyasetler de bu bakış açısıyla ilerlediğinde ortaya çıkıyor. Bu bahsettiğimiz sistemi kullanmak belirli çerçevede kolaylıklar sağlayabilir siyasi partilere elbette. Ama tüm siyaseti bunun üzerin kurmak kolaycılığına kaçmak siyaseti ve demokrasiyi zayıflatan sonuçlar üretebilir.

        İşte bu yüzden yakın gelecekte “Halk ne düşünüyor?” sorusunun yanına bir soru daha eklemek zorunda kalabiliriz. “Bunu gerçekten halka mı sordunuz, yoksa bilgisayarda oluşturduğunuz yapay insanlara mı?”

        Bu ayrım bugün teknik bir not gibi görünebilir. Ama birkaç yıl sonra demokratik hayatın temel tartışmalarından biri haline gelmesi mümkün. Tıpkı izlediğimiz dizilerde ya da filmlerde gerçek oyuncuların mı yoksa yapay zeka ürünü karakterlerin mi oynadığını tartışmaya başladığımız gibi.

        Zira bu ayrım son derece önemli olacak.