"İsrail askerlerini ilk kez görüyordum. Dehşete kapılmıştım. Boyları uzundu, yüzleri siyah boyayla maskelenmişti ve ağır silahlıydılar... Anne ve babam gözlerimin önünde kan kaybından öldü. Yaralı akrabalarımın çoğu, İsraillilerin hastaneye tahliyelerini engellemesi nedeniyle hayatını kaybetti. Ben anne ve babamı, iki erkek kardeşimi, kuzenlerimi ve amcalarımı kaybettim. O gün hava çok soğuktu, çocukları besleyecek yiyecek ya da battaniye yoktu. 5 Ocak'ta toplandığımız ev altıdan fazla füzeyle bombalandı. Toz ve duman yüzünden hiçbir şey göremiyordum. Sadece etrafımda kan görebiliyordum... Savaş bittikten sonra 17 yaşındaki erkek kardeşimi evimizin enkazı altında gömülü bulduk. İşkence görmüş, elleri arkasından kelepçelenmiş ve yakın mesafeden infaz edilmişti... Ben daha bir çocukken en küçük kız kardeşimi büyütmek zorunda kaldım. Bir çocuğun başka bir çocuğu büyütmesiydi bu.”
5 Ocak 2009’da İsrail’in, Gazze Şehri’nin güneyindeki Zeitoun mahallesinde yaptığı saldırıda hayatta kalan Gazzeli bir çocuğun yaşadıklarını okudunuz.
İsrail kara birlikleri 4 Ocak’ta söz konusu mahalleye girmiş ve Gazzeli Al-Samouni ailesinin üyelerini tek bir betonarme binada toplamıştı. Yaklaşık 100 kişinin sığındığı bu bina defalarca kasten bombalanmıştı.
Bombardıman sonucunda tavanlar çökmüş, içerideki onlarca sivil enkaz altında kalmıştı. Ağır yaralıların hastaneye tahliyesi için bölgeye girmeye çalışan ambulanslar ve Kızılhaç görevlileri İsrail askerleri tarafından engellenmişti. Sivil savunma ekipleri binaya ancak üç gün sonra girebilmişti.
Enkaz altına ulaşıldığında, sekiz çocuğun günlerce aç ve susuz bir şekilde, can veren anne babalarının cesetleri başında günlerce beklediği görülmüştü. Al-Samouni ailesinden 10’u çocuk, 7’si kadın olmak üzere toplam 48 kişi hayatını kaybetmişti.
Bu saldırı esasında İsrail’in 27 Aralık 2008 ile 18 Ocak 2009 tarihleri arasında gerçekleştirdiği “Kurşun Dökme Harekâtı”nın bir parçasıydı.
Halbuki o tarihten 6 ay önce Mısır'ın arabuluculuğunda İsrail ile Hamas ve diğer Filistinli silahlı grupları arasında bir ateşkes anlaşması yapılmıştı. Ancak İsrail, hazırlıkları aylar öncesine dayanan bir saldırı ile bu ateşkesi bozmuş ve 22 günde aralarında yüzlerce çocuğun olduğu 1374 Gazzeliyi katletmişti. Yıkılan binlerce bina ve altyapı da ayrıca şehirde büyük bir yıkımın izleri olarak geride kalmıştı.
Kurşun Dökme Harekatı, Ehud Olmert’in İsrail Başbakanı olduğu sırada gerçekleşmişti.
Bu dönemi hatırlatarak başlamamın nedeni de Olmert’in geçtiğimiz gün Haretz gazetesinde yayınlanan makalesiyle ilgili. Eski Başbakan Olmert, bugünkü Netanyahu hükümetinin olduğu Likud partisinin eski üyesiydi. Siyasi olarak nerede durduğunu da dikkate alarak makalesini birlikte irdeleyelim.
Bu arada Olmert, yalnız bu yazıyı kaleme almadı. Birkaç gün önce Eski Başbakan Ehud Barak, eski Mossad Direktörü Tamir Pardo, eski genelkurmay başkanları ve onlarca üst düzey emekli yetkiliyle birlikte ortak bir bildiri de imzaladı. Bundan da ileride kısaca bahsederiz. Ama önce makale.
Makalenin başlığı, içeriği özetliyor esasında.
“İsrail, Batı Şeria'da Sistematik Bir Etnik Temizlik ve İnsanlığa Karşı Suç Kampanyası Yürütüyor”
Başlık bile bizi şaşırtmaya yetiyor aslında. Olmert'e göre Batı Şeria'daki Yahudi yerleşimci terörüne karşı mücadele artık bir sonraki aşamaya taşınmalı ve çok daha kararlı biçimde sürdürülmelidir. İsrail hükümeti tarafından yönetilen, yönlendirilen, teşvik edilen ve desteklenen bu günlük terör artık tolere edilemez.
Makaleden alıntılayarak devam edelim…
“Bugün, İsrail Devleti'nin organize, sistematik, devlet destekli bir etnik temizlik ve insanlığa karşı suçlar kampanyası yürüttüğünü söylemek gerekir. Gazze Şeridi'nde, Güney Lübnan'da, Suriye'de değil, devletin ve güvenlik ve kolluk kuvvetlerinin münhasır güvenlik kontrolü altında olan Batı Şeria'nın bölgelerinde.
Bu kampanyanın ön saflarında elbette Başbakan, Savunma Bakanı İsrail Katz ve kabinenin geri kalanı yer alıyor. Bu eylemlerin ardındaki itici güç, Filistinli sakinleri orada kalmadan Batı Şeria'nın tamamen ilhakını isteyen üst düzey bakanların açıklamalarında ve eylemlerinde yansıtılıyor. Özellikle Itamar Ben-Gvir, Bezalel Smotrich ve söz ve eylemleriyle Filistinli sakinlerin sınır dışı edilmesine varan politikaları destekleyen diğer bakanlardan bahsediyorum.
Batı Şeria'daki Filistin köylerinde her gün yaşananlara göz yummanın hiçbir gerekçesi olamaz: pogromlar, evlerinin içinde ve dışında yaralanan çocuklar ve yetişkinler, ateşe verilen tarlalar ve mülkler, özellikle de birçok sakinin başlıca geçim kaynağı olan büyükbaş ve koyun hırsızlığı. Tüm bunlarla karşı karşıya kalındığında, sakin kalmak, bağışlayıcı olmak veya faillerle, destekçileriyle ve liderleriyle yüzleşmekten kaçınmak imkansızdır.”
Bu sözler çok önemli. O yüzden direkt alıntıladım. Ancak makalenin özeti şu.
Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik saldırıların münferit olaylar olmadığını, İsrailli radikal yerleşimcilerin yürüttüğü şiddetin devlet tarafından engellenmediğini ve hatta bunun aksine hükümet, güvenlik bürokrasisi ve bazı siyasi aktörlerin bu süreci teşvik ettiğini söylüyor Olmert. Bu nedenle yaşananların “etnik temizlik” ve “insanlığa karşı suçlar” olarak tanımlanabileceğini öne sürüyor. İşte bu yüzden de İsrail’in uluslararası hukuk açısından ciddi sonuçlarla karşılaşabileceğini ileri sürüyor.
Bu sözler, Olmert’i bir Filistin savunucusu yapmaz elbette. Zaten onun da böyle bir niyeti yok. Zira Gazze ile ilgili savaşın (ona göre savaş, bize göre soykırım) uzun sürdüğünü ve sert ilerlediğini söylüyor. Ama yaşananları soykırım girişimi olarak görmüyor. Dolayısıyla Olmert’in bu uyarılarını, İsrail’in yakın veya uzak gelecekte uluslararası bir yalnızlaşmaya ya da hukuki yaptırımlarla karşı karşıya kalmaması için yapılan uyarılar okumak gerekiyor.
Ancak söylenen sözlerin ve Filistin davası için olumlu bir etki yaratacağından da şüphe duymamak gerekiyor. Daha önceki katliamlarda payı olan eski bir İsrail başbakanının İsrail’in etnik temizlikten, yerleşimcilerin (işgalciler demek daha doğru bir kavramsallaştırma olacaktır) teröründen, pogromdan bahsetmesi önemlidir.
Olmert bunları neden söylüyor? Kurşun Dökme Operasyonu emrini veren Likud üyesi bir eski Başbakan neden bu kadar sert bir eleştiri geliştiriyor diye düşünmeden edemiyor insan.
Biraz İsrail medyası okuyunca karşıma şunlar çıktı.
Olmert bugün 80 yaşında, aktif siyasette değil ve tekrar başbakan olma ihtimalini yok denecek kadar az görüyorlar. Ayrıca zaten siyasi kariyerinin sonunda yolsuzluk davası nedeniyle cezalarla karşı karşıya kalmış, itibar sorunu var. Dolayısıyla bu çıkışlardan doğrudan siyasi kazanç elde etmesi zor görünüyor.
Muhtemelen uluslararası kamuoyunun tarihte ilk defa İsrail aleyhine bu denli döndüğü bu dönemde kendini ayrıştırma çabası içerisinde. Ayrıca sıkı bir İsrail milliyetçisi. Dolayısıyla Gazze ve Batı Şeria politikalarının gelecekte İsrail’in Vietnam’ı olarak anılabileceğinden endişe ederek bu uyarıları yapması daha akla yatkın görünüyor.
Gelelim bildiriye. 5 Haziran 2026 tarihli bildiri de son derece önemli bir gelişmeydi.
Eski üst düzey İsrailli yetkililer, işgal altındaki Batı Şeria'da Yahudi yerleşimcilerin terörizmine karşı İsrail hükümetinin harekete geçmesini talep eden, “uyanış çağrısı” ve “son uyarı” olarak nitelendirdikleri bir bildiri yayınladılar.
Middle East Eye’ın haberine göre imzacılar arasında eski başbakanlar Ehud Olmert ile Ehud Barak’ın yanı sıra eski Genelkurmay Başkanları Moshe Ya'alon ve Dan Halutz, eski Mossad Direktörü Tamir Pardo ve eski Shin Bet başkanları Carmi Gillon ve Yaakov Peri gibi isimlerle birlikte eski bir ulusal güvenlik danışmanı, eski bir Yüksek Mahkeme yargıcı, İsrail ordusunun eski tümgeneralleri, eski bir devlet savcısı, hahamlar, kıdemli akademisyenler ve altı İsrail Ödüllü kişi bulunuyor.
Mektupta, hükümetin ve bakanlarının, Yahudi yerleşimci terörizmini ortadan kaldırmak için hiçbir şey yapmadığı ve hatta bazı yetkililerinin saldırganların ikamet ettiği yasadışı yerleşim yerlerine destek sağladığı belirtiliyor.
“Bunu kınamıyorlar, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin, polisin, Şin Bet'in ve Sivil Yönetim'in bununla mücadele etmesini talep etmiyorlar ve en azından bazıları, mali ve ekipman yardımı sağlayarak, Yahudi terör aktivistlerine konut olarak hizmet veren yasadışı çiftlikler ve karakollar inşa ederek bu terörü destekliyorlar.”
Gerek bu bildiri gerekse de Olmert’in makalesi İsrail tarihinde alışılmış bir şey değil.
Konunun uzmanları, 1967 sonrası dönemde güvenlik bürokrasisi ile siyasi iktidar arasında elbette kimi anlaşmazlıkların olduğunu fakat ilk kez bu kadar çok eski üst düzey ismin, hükümetin ülkeyi hukuki ve ahlaki bir felakete sürüklediğini açıkça dile getirdiğini, söylüyorlar.
Uluslararası kamuoyunun, insan hakları kuruluşlarının ve uluslararası resmi kurumların bu açıklamaları dikkate alarak bu meseleyi daha sıcak bir gündem maddesi haline getirmesi çok değerli olur. Zira unutmamak lazım ki Netanyahu ve hükümetindeki diğer isimler artık daha sık ve açıkça “Filistin devleti fikrini gömeceğiz” demeye başladılar. Batı Şeria’daki gelişmeler Filistin’in geleceğini şekillendirecektir. Bizlerin de burayı yakın takibe almasında fayda var.