Türkiye’nin içinden geçtiği dönem, klasik siyasal tartışmaların ötesine geçmiş durumda. Zira söz konusu olan konu, iktidar-muhalefet rekabetinin ötesinde bir gerçeği işaret ediyor. Devletin kapasitesi, liderliğin yön tayin edebilme gücü ve toplumun risk algısıyla kurduğu ilişki siyasi tercihleri ve siyasete ilişkin yaklaşımı belirleyen faktörler olarak öne çıkıyor. Özellikle bölgemizde son 15 seneden bu yana gelişen savaş ve çatışmalar sonrasında bu durum pek sürpriz olmamalı.
1-6 Nisan 2026 tarihli Etig Analytic tarafından yapılan kamuoyu araştırması, bu yeni gerçekliği bize daha net göstermesi bakımından önemli. Araştırma dikkatle incelendiğinde, Türkiye’de seçmenin duygusal değil, giderek daha rasyonel ve güvenlik odaklı bir zihinsel çerçeveye yöneldiği açıkça görülüyor.
Etig Analytic araştırması, Türkiye’nin hem bölgesel bir güç olma iddiasını hem de iç dinamiklerindeki yapısal dönüşümü anlamak adına güncel ve kapsamlı veri setini sunuyor. Bu araştırmayı, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu çoklu krizler çağında bir istikrar arayışı olarak okumak mümkün. 2456 kişiyle gerçekleştirilen bu çalışma, yüzde 95 güven düzeyinde bize toplumun röntgenini çekmiş.
Öncelikle araştırmada siyasi partilerin oy oranları nasıl şekillenmiş ona bakalım. Sonra diğer aktüel konulara ilişkin verileri inceleyelim.
AK Parti yüzde 32,3 ile birinci parti konumunda. CHP ise yüzde 29,9. Hiçbiri diyen katılımcıların oranı ise yüzde 14,3.
Gelelim güncel konulara ilişkin bölüme.
Ortadoğu’nun içinde bulunduğu güvenlik krizi, Türk seçmeninin siyasi tercihlerini tecrübe ve güven eksenine sabitlemiş görünüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülke yönetiminin bu zorlu ortamda güven verip vermediği şu şekilde sorulmuş.
“Ortadoğu’daki güvenlik ortamı düşünüldüğünde Erdoğan’ın yönetimi bana güven veriyor”
Bu ifadeye katılanların oranı yüzde 58,5 çıkmış. Bu oran, güvenlik politikalarının toplumun yarısından fazlası tarafından tescil edildiği anlamına geliyor.
Araştırmada ilginç bir veri karşılıyor bizi. 25-34 yaş grubundakilerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğine duydukları güven, yüzde 66,1 ile diğer tüm yaş gruplarının önüne geçmiş durumda. Bu, genç-orta yaş kuşağının kaos ortamında macera aramak yerine sağlam bir duruşu tercih ettiğini gösteriyor bize.
18-24 yaş aralığında da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyulan güven yine yarıdan gayet yüksek. Yüzde 59,2.
Parti dağılımına bakalım şimdi de.
Sorumuz yine aynı. “Ortadoğu’daki güvenlik ortamı düşünüldüğünde Erdoğan’ın yönetimi bana güven veriyor” diyenlerin içerisinde
AK Partililerin oranı yüzde 93,9 çıkmış. Partililerin liderine olan güveni gerçekten çok üst düzeyde. CHP’lilerin içerisinde de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyulan güven oranı yüzde 29,1 çıkmış. MHP’liler yüzde 79,4 ve DEM Partililer yüzde 41,7 oranıyla Erdoğan’a güvendiklerini belirtmişler. Yeniden Refah Partililerin yüzde 71,4’ü de yine güvendiklerini beyan etmişler.
Dolayısıyla bu partilerden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a güven oranı muhalefette olmalarını göz önüne aldığımızda, hayli yüksek. Burada mesele, siyasi tercih meselesinin ötesinde bir anlam taşıyor. Önemli olan nokta, halkın devlet yönetme kapasitesine olan yaklaşıma verdiği önem ve değerdir.
Dolayısıyla rakamlara baktığımızda burada önemli olan nokta şu. Bu destek, yalnızca geleneksel seçmen tabanına sıkışmış değildir. Genç yaş gruplarında daha yüksek olması, Türkiye’de yeni kuşakların da güvenlik temelli liderlik anlayışını benimsediğini gösteriyor.
Türkiye gibi jeopolitik olarak yüksek riskli bir coğrafyada liderlik bir tercih değil, zorunluluktur. Bu bağlamda toplum, ideolojik konfor alanlarından ziyade kriz yönetme kapasitesine bakıyor haliyle. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın özellikle Ortadoğu’daki kaotik denklem içinde istikrar sağlayıcı aktör olarak görülmesi, araştırmadaki bu verilerle teyit ediliyor.
Araştırmanın bir diğer sorusu yine ABD-İsrail-İran savaşına yönelik.
Ankete katılanlara sorulan soru şöyle.
“Türkiye’nin çevresindeki bölgesel çatışmaların ülke ekonomisini olumsuz etkileyeceğini düşünüyorum; ifadesi ile ilgili nasıl bir kanaate sahipsiniz?”
Bu savaşın Türkiye ekonomisine olumsuz etki edeceğini düşünenlerin oranı yüzde 84,7 çıkmış. Bu oran, Türkiye’de ekonomik sorunların algılanış biçimini anlamak açısından son derece kritik. Çünkü bu tablo, hükümetin “ekonomi yönetimini jeopolitik gerçeklerle dengeleme” stratejisinin halk nezdinde bir karşılığı olduğunu gösteriyor. Toplum, dışarıdaki ateşin içeriye maliyetini biliyor ancak bu maliyeti göğüsleyecek iradeyi yine Cumhurbaşkanı’nda arıyor.
Gelelim iç siyaset konularına.
Muhalefetin liderlik profili, Etig Analytic raporunun en çarpıcı verilerinden birini sunuyor. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Türkiye’yi yönetebilecek yeterliliğe sahip olup olmadığı sorusuna, toplumun yüzde 60’ı “katılmıyorum” diyor. Bu, muhalefet için açık bir güven krizidir.
18-24 yaş grubundaki gençlerin sadece yüzde 21,5’i Özel’i yeterli görüyor. Yüzde 68,6’sı ise Özgür Özel’i yetersiz buluyor.
Bu konuya parti dağılımında bakınca ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.
CHP’lilerin yüzde 21,2’si yani beşte birinden fazlası kendi genel başkanları olan Özgür Özel’in Türkiye’yi yönetebilecek kapasiteye sahip olmadığını düşünüyor. Dolayısıyla burada Özel’in kendi partisiyle ilgili yaşadığı güven krizini yine verilerle de görebiliyoruz.
Diğer partilerde durum, Özgür Özel açısından daha da kötü.
AK Parti (yüzde 85,8 katılmıyorum), MHP (yüzde 89,1 katılmıyorum) ve Yeniden Refah (yüzde 86,7 katılmıyorum) seçmenlerinde çok yüksek düzeyde Özgür Özel’e karşı olumsuz değerlendirme görülüyor. DEM Parti (yüzde 63,1 katılmıyorum) ve İYİ Parti (yüzde 63,4 katılmıyorum) seçmenlerinde de olumsuz görüş hayli baskın.
Hem iktidar kanadından hem de muhalefet kanadından hatta kendi partisinden dahi Özgür Özel’in Türkiye’yi yönetebilecek yeterliliğe sahip olmadığı inancı çok yüksek.
Araştırmanın bir diğer önemli sorusu şöyle.
“Türkiye gündemi konularından hangisi sizin için daha önemlidir?”
Bu soruya Türkiye geneli verilen cevaplar şöyle.
Ekonomik gelişmeler (hayat pahalılığı) yüzde 34,9 ile birinci sırada ve ABD/İsrail ve İran arasındaki savaş, yüzde 26,1 ile ikinci sırada yer alıyor.
“CHP ve Ekrem İmamoğlu davaları” seçeneğinde oran yüzde 4,6 çıkmış.
Bu dağılım, seçmenin zihninde tek boyutlu bir gündem olmadığını gösteriyor. Özellikle gençlerde ekonomi yüzde 44 ile açık ara öne çıkarken, yaş ilerledikçe dış politika ve güvenlik başlıklarının ağırlığı artıyor.
AK Partililerin birinci gündem maddesi olarak gördükleri konu ABD-İsrail-İran savaşı iken, ekonomi ikinci gündem maddesi olarak öne çıkıyor.
Tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde özellikle bu araştırma özelinde Türkiye’de seçmenin davranışı üç temel eksende şekilleniyor.
Güvenlik ve liderlik, ekonomik farkındalık ve muhalefetin lider eksikliği.
Araştırmayı genel olarak analiz ettiğimizde Türkiye’de seçmenin, duygusal değil stratejik ve rasyonel davranmayı uzun zamandır bir alışkanlık haline getirdiğini tekrar hatırlıyoruz. Seçmen ekonomiyi önemsiyor, ancak güvenlik risklerini göz ardı etmiyor. Alternatifleri tartıyor, ancak güçlü liderlikten vazgeçmiyor.
Bu nedenle Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti, yalnızca bir siyasi tercih olmakla kalmıyor, bununla birlikte belirsizlikler çağında seçmenin yaptığı bir risk optimizasyonunun sonucu olarak açık ara öne çıkıyor.