Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler İdris Kardaş Türkiye'de inanç ve dindarlık araştırması
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Türkiye’de din ve dindarlık, hiçbir zaman sadece teolojik bir konunun öznesi olmadı. Osmanlı’dan günümüze sosyolojik, siyasi ve kültürel yaklaşımların hep merkezinde yer aldı ve almaya da devam ediyor, din.

        Özellikle AK Parti hükümetleri döneminde, toplumun muhafazakârlaştığı mı yoksa bu yoğun dindarlık vurgusuna tepki olarak sekülerleştiği mi sorusu, akademik, medya ve popüler mecraların en iştahlı tartışma konusu oldu hep.

        Verilere dayanmayan, ortaya atanın kendi ön yargısı ya da beklentisi üzerinden şekillenen fikirler genel olarak tartışmaları da cephelere göre dizayn eden bir süreci beraberinde getirdi maalesef. Yapılan kimi araştırmalar da istatistik biliminin eğilip bükülmesiyle, oranların abartılarak verilmesiyle birlikte zihinlerimizi manipüle etti.

        Kamuoyunda sıkça dile getirilen, gençler deizme kayıyor ya da toplumda Allah’a olan inanç azalıyor savları genellikle dar anekdotlara veya sınırlı gözlemlere dayanıyordu.

        Ancak, geçtiğimiz günlerde Zübeyir Nişancı ve Hüseyin Sağlam tarafından yayınlanan Türkiye Genel Sosyal Saha Araştırması (TGSS 2024) raporu, bu tartışmalara veriye dayalı, soğukkanlı ve son derece çarpıcı yanıtlar veriyor.

        Rapor, Türkiye’de inancın azalmadığını; dindarlığın inanca göre daha düşük olduğunu, biçim değiştirdiğini ve bireyselliğe doğru evrildiğini söylüyor.

        Bakalım bu sonuca nasıl varmışlar?

        Araştırmanın zeminini görelim ki kendi özgül analizlerimizde ayaklarımız daha fazla yere bassın.

        Araştırma, 17 Mayıs – 2 Haziran 2024 tarihleri arasında yürütülmüş. Yani bundan yaklaşık iki yıl önce yapılan bir araştırmadan bahsediyoruz.

        26 il ve 134 örnekleme kümesinden derlenen veriler, Türkiye'nin tamamını temsil edecek biçimde tasarlanmış.

        2.615 katılımcının yüzde 50,9'u erkek, yüzde 49,1'i kadın; yüzde 62,8'i 18–44 yaş aralığında ve yüzde 37,2'si ise 45 yaş ve üzerinde.

        Katılımcıların eğitim dağılımı yüzde 30,7'si lise, yüzde 19,6'si ilkokul, yüzde 17,2'si üniversite mezunu olarak seçilmiş. Yükseköğretim mezunlarının toplam oranı yaklaşık yüzde 25 düzeyinde.

        Yerleşim yeri bakımından katılımcıların yüzde 67'si yoğun kentte, yüzde 16,7'si orta yoğun kentte, yüzde 16,3'ü ise kırsal alanda ikamet ediyor.

        Bu girişten sonra gelelim araştırmanın içeriğine;

        Raporun en çarpıcı bulgularından ilki, Allah inancının Türkiye toplumunda taşıdığı ağırlık.

        Katılımcılara, Allah'ın varlığına ilişkin tutumlarını en iyi ifade eden yargı seçtirildiğinde, yüzde 89,45 gibi yüksek bir oranla “Allah'ın gerçekten var olduğunu biliyorum ve bundan hiç şüphem yok” yanıtını vermiş. Buna “Şüphelerim olsa da Allah'a inandığımı hissediyorum” diyenlerin yüzde 4,60'lık payı eklendiğinde, inananların toplamı yüzde 94,05'e ulaşıyor.

        Allah’a inanmıyorum diyenlerin oranı yüzde 1,51.

        Hep tartışma konusu olan gençlerin durumuna hemen bakalım burada.

        18–24 yaş grubunda da bu oran yüzde 90 çıkmış.

        Bu sonuç Avrupa veya diğer modern toplumlarla kıyaslandığında devasa bir inançlı kitlesine tekabül ediyor. Türkiye’de dindar nesil fikrinin geldiği nokta ve inanç temelinin genç zihinlerde hala ana referans noktası olduğunu ortaya koyması bakımından önemli bir veri.

        Yerleşim yeri açısından bakıldığında kırsal kesimde yüzde 98 olan Allah inancı, yoğun kentlerde yüzde 93 olarak ortaya çıkıyor. Kentlerde de gayet yüksek yani.

        Bölgesel olarak da en yüksek oran yüzde 99 ile Kuzeydoğu Anadolu.

        Araştırmanın bu bölümü, topyekûn dinden uzaklaşma anlatısını kökten sarsan bir sonucu karşımıza çıkarıyor. Araştırma, Allah inancının yüzde 94 seviyesinde korunduğunu göstererek, Türkiye toplumunun ontolojik temelinin sarsılmadığını kanıtlıyor.

        Yani toplum, siyasi tartışmaların gürültüsünde dinden kopmak bir yana, inanç dünyasını sağlam bir zeminde tutmaya devam ediyor.

        Araştırmanın ikinci inanç sorusu, “Allah hayatınızda ne kadar önemlidir?” biçiminde kurgulanarak dinin bireyin gündelik varoluşundaki merkeziliğini ölçüyor.

        Katılımcıların yüzde 94'ü Allah'ın hayatlarında önemli ya da çok önemli olduğunu belirtmiş.

        Katılımcılara, “Kendinizi ne kadar dindar olarak nitelendirirsiniz?” sorusu da yöneltilmiş. Burada da toplumun yüzde 67'si kendisini dindar veya çok dindar olarak tanımlamış.

        “Dindar değilim” diyenlerin oranı yüzde 10'da kalırken, yüzde 23'lük bir kesim “ne dindarım ne değilim” diyerek nötr bir konumu tercih etmiş.

        Yüzde 94’lerde görülen inanç cevabına karşın dindarlığın daha az olması, dindarlığın Türkiye’de kimliksel bir boyutu ifade etmesiyle de ilgili olduğunu bir nevi kanıtlıyor. Elbette bunun pratiksel ve başka sosyolojik, psikolojik ve siyasi boyutlarını da göz ardı edemeyiz.

        Dindarlık algısındaki cinsiyet farkı ise belirgin şekilde değişiyor.

        Kadınların yüzde 73'ü kendini dindar olarak tanımlarken, erkeklerde bu oran yüzde 62 olarak görülüyor.

        Yaş gruplarında ise 45 yaş üzerinde dindarlık beyanı yüzde 73 ile zirve yaparken, 18–24 yaş grubunda bu oran yüzde 57'ye geriliyor. Nötr kalanların oranı ise yüzde 31.

        Dindarlık eğer bir kimlik olarak tanımlanacaksa Türkiye’de sorunlu ama yaygın kanaat olan dindarlığın yaşlılarla özdeşleşen bir kimliği ifade ettiği gibi bir gerçekle karşı karşıya olduğumuzu da unutmamak lazım.

        Toplumun yüzde 94'ünün Allah'a inandığı bir ortamda, beş vakit namazı düzenli (sık sık veya her zaman) kılanların oranının yüzde 40'ta kalması dikkat çekici bir ayrışmayı ifade ediyor. Hiç namaz kılmayanlar veya nadiren kılanların oranı ise yüzde 36.

        Kadınların yüzde 49'u, erkeklerin yüzde 32'si düzenli namaz kıldıklarını ifade etmiş.

        Erkekler arasında beş vakit namazı düzenli kılanlar yüzde 32 iken, cuma namazını düzenli kılanlar bir anda yüzde 76’ya çıkıyor.

        Bu yüzde 44'lük devasa fark, cuma namazının çok yüksek oranda erkekler için gündelik pratiğin bir parçası haline geldiğini gösteriyor. Bir aidiyet ve alışkanlık çerçevesinde değerlendirilebilecek yönleri var bu sonucun. Haftada bir yapılan bir ibadet olması da elbette bu oranı yükselten faktörlerin başında geliyordur muhtemelen.

        Bununla birlikte orta yaşlı, yaşlı ve gençler arasında Cuma namazını kılma oranında neredeyse fark yok. 18-24 yaş arası gençlerin Cuma namazını kılma oranı yüzde 74 gibi yüksek bir rakam. Yani Cuma namazlarına gençler de yaşlılar kadar ilgi gösteriyor. Gençlerin camilerle bağının koptuğu yönündeki yaygın inanışın tersine bir veri bu.

        Bu bulgular, dindarlığın bittiğini iddia edenlerin, dindarlığı sadece “beş vakit namaz kılan yaşlı amca” prototipine indirgediğini gösteriyor aslında. Bu karikatürize etme hali elbette bilinçli bir stratejinin ürünüdür hepimizin malumu olduğu üzere.

        Oysa yeni Türkiye dindarlığı, kentli, eğitimli, teknolojiyi takip eden, gündelik hayatında tüm modern araçları ve sosyal medyayı sonuna kadar kullanan, Ramazan’da orucunu tutan ve cuma günü saf tutan yeni bir kimlik inşasını da kapsıyor.

        Gelelim oruç tutanların oranına. Bu da Cuma namazı gibi yüksek oranda.

        Katılımcıların yüzde 76'sının düzenli oruç tutması, orucun Türkiye'deki en yaygın ibadet olduğunu gösteriyor.

        İlginç olan bir diğer bulgu, tüm göstergelerde orta ve yaşlılardan sonra gelen 18–24 yaş gençlerin, yüzde 81 ile oruç tutma oranında en üst sırada yer almasıdır. Bu durum, gençlerin dindarlığının tamamen yok olmadığını, aksine belirli ibadetleri (oruç gibi) çok güçlü şekilde sahiplendiklerini kanıtlıyor.

        Son olarak araştırmaya katılanların yüzde 56'lık bir kesimi “Anayasa Kuran ile çelişmemelidir” derken, yüzde 48'i ise medeni kanunun İslam hukukuna uygun düzenlenmesini istiyor.

        Daha birçok veri ve sonuç var araştırmada elbette. Ama özetle araştırma bize şunu açıkça söylüyor. Türkiye toplumu hala ezici çoğunluğuyla mümindir. Ramazan ayında hala sofrasını dinsel bir huşu ile kuruyor, Cuma namazını hayatının bir parçası haline getiriyor ve Allah'ı hayatının merkezinde tutmaya devam ediyor. Gündelik ibadetlerdeki oranın bu oranlara göre düşük olması ise analiz edilmeyi gerektiriyor.