Yıkıntıların arasında gezerken en çok da çocuk eşyaları gözüme takılıyordu. En çok onlara bakıyor, en çok onlara ağlıyordum.
Her türden eşyalar, oyuncaklar, giysiler, süs eşyaları hepsi o betonların arasında sağa sola saçılmış duruyorlardı. Anne babalarının saçlarını okşamaya kıyamadıkları çocukların muhtemelen gece sarılıp uyudukları yumuşacık oyuncaklardı bunlar.
Çocukların durumu ne bilmiyor ve içimizden sürekli "İnşallah hayattadır" diye dua edip duruyorduk.
Hatay'daydım. Bir ödev sayfası gördüm. Hani hemen hemen tüm çocukların yaka silktiği Matematik dersinin, baba şuna baksana ben anlamadım dediği sorularındandı.
İlk okul çağında bir çocuğun ödevi olduğu belliydi. Henüz yapılmamıştı. Her şeyin yıkıldığı alanda yırtılmamıştı. Belki haylazlık edilen bir geceden kalmaydı ve sabah erken uyanılıp yapılacaktı. Belki de okula gidilip sıra arkadaşının yardımıyla öğretmen sınıfa gelmeden bitirilecekti. Ama bu ödev hiç bitmedi.
Oysa yapılacak daha çok ödev vardı. İstenmeden uyanılacak daha çok erken sabah, soğukta sıkı sıkıya giyinip gidilecek daha çok okul günleri vardı.
Ama olmadı. Bir gece uykudayken çocukları, anneleri, babaları, eşleri, kardeşleri kaybettik. Çok büyük bir acıydı. Dünyanın gördüğü en büyük depremlerden biriydi. Çok geniş bir alanı etkilemişti.
Milletçe büyük bir acı yaşıyorduk.
Depremin merkez şehri, en çok binanın yıkıldığı şehri tayin etmek bile güçtü ilk anlarda. Zira 11 şehre yayılmıştı.
Depremin ilk günlerinde bölgeye gidememiştik. Çünkü çalışma arkadaşlarımla birlikte depremi fırsat bilip ülkemize saldıran inanılmaz sistematik dezenformasyon saldırılarına karşı deyim yerindeyse bir savaş veriyorduk.
İnsanların enkaz altından çıkmaya çalıştığı ilk anlardan itibaren henüz ağlamaya, göz yaşı dökmeye, kim hangi enkazın altında, kim kayıp, kim sağ diye bakmaya fırsat bile bulamamışken, birileri dezenformasyon savaşı başlatmıştı bile.
Yalan haberler, söylentiler, uydurma haberler, iftiralar, karalama cümleleri bir yağmur gibi yağıyordu. Sosyal medyada bu yalan haberler öylesine hızlı yayılıyordu ki, yetişmek adeta imkansızlaşıyordu.
Tüm bu dezenformasyonlar arama kurtarma çalışmalarını yanlış yönlendiriliyor, sahada müthiş mücadele veren herkesin moralini ve psikolojisini adeta yıkıyor ve sonucunda da insanların hayatına mal olacak şekilde sonuçlanıyordu. Ayrıca yardımları aksatıyor, insanların güvenlerini sarsıyor ve bölgeye daha çok yardımın gitmesini engelliyordu. Yıkım anında en çok ihtiyaç duyulan şey olan devlete ve kurumlarına olan güvenin sarsılması insanları ikinci kez yıkıyordu adeta.
AFAD’ın Koordinasyon Merkezi’nde devletin tüm kademesi bir yandan arama kurtarma ve bir yandan ihtiyaçların karşılanması ile uğraşırken bir yandan da bu dezenformasyonlara karşı mücadele vermek zorunda kalıyordu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu Merkez’de yaptığı konuşma dezenformasyon kampanyalarının eriştiği noktayı göstermesi açısından önemliydi.
"Bozguncuların fitnelerine, yalanlarına, hezeyanlarına kesinlikle itibar etmeden, ülkemizden bu felaketin izlerini silmek, insanlarımıza aydınlık bir gelecek kurmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Milyonlarca insanımızın deprem felaketinin yıkıntıları önünde acıyla kıvrandığı, diğerlerinin onların acılarını paylaştığı bir ortamda sırf siyasi çıkar elde etmek için sağa sola saldıranları görmekten doğrusu üzüntü duyuyorum. Yürekleri kavrulan insanların duygularını istismardan ırkçılığa, fedakarca yürütülen çalışmaları değersizleştirmek için iftiraya ve dezenformasyona kadar her türlü çirkefliği sergileyenleri şimdilik biz de not ediyoruz."
İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, 6 Şubat sabahından başlamak üzere aralıksız şekilde çalışıp her gün dezenformasyon bülteni yayınlamak durumunda kaldı. Onlarca yalan haber, devletin tüm kurumlarının olduğu kriz masasından, sahadan ve uzmanların araştırmalarından alınan bilgilerle anında çürütülüyor ve hızlı bir şekilde kamuoyu ve medya organları ile paylaşılıyordu. Öyle ki televizyonlar arama kurtarma çalışmalarından sonra en fazla dezenformasyonlara karşı yapılan DMM açıklamalarına yer vermişlerdi ne yazık ki.
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, dün sosyal medya mecralarından 6 Şubat’ın yıl dönümünde depremdeki dezenformasyonları tekrar hatırlatmış. DMM Koordinatörü Deniz Demir ve ekibini tebrik ediyorum. Çünkü bu konuda da ne yaşandığını hatırlatmakta çok fayda var. Milletin ve devletin deprem günlerinde nasıl ulusal ve uluslararası alanda sistematik bir dezenformasyon saldırısıyla karşı karşıya kalındığını hatırlamak gerçekten önemli.
Bunlardan bazılarını biz de buraya not edelim. O kadar absürt yalanlar ki, okuyunca bu kadarı da olmaz diyeceksiniz eminim.
Bunların hepsi belgeleriyle, tanıklıklarıyla tek tek çürütüldü. Daha yüzlercesi var. İletişim Başkanlığı sitesinden hepsine ulaşmak mümkün.
Dikkat ettiyseniz dezenformasyonların tamamı devleti aciz göstermeye ve “devlet enkaz altında kaldı” algısını oluşturmaya yönelikti. Bununla birlikte İslam düşmanlığı ve Batı hayranlığı temelli dezenformasyonlar inanılmaz derecede yüksekti. Suriyeliler başta olmak üzere yabancı düşmanlığı da yine en fazla dezenformasyon yapılan alanların başında geliyordu. Yardımlarla ilgili yapılan dezenformasyonlar da bölgeye yardımların kesilmesi, insanların buraya yardım gönderme motivasyonunu azaltma hedefiyle yapılıyordu. Böylece milletin birliği beraberliği sarsılacak, deprem bölgesindeki insanlar yalnız bırakılacak ve yardımların kesilmesi sonucu ihtiyaçların karşılanamadığı görüntüler boy boy servis edilerek vicdansızca bir siyaset yürütülecekti.
Amaç çok net bir şekilde duygusal parçalanma hedefi üzerine kurulmuştu. Bu yalanları ortaya atan ve yayan kişilerin bu millete, bu ülkeye ve bu topraklara olan sadakatinden hep kuşku duydum. Ayrıca insani ve vicdani açıdan da çok büyük bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu göstermesi bakımından ibretlik bir süreçti.
Allah bir daha böyle acılar göstermesin ülkemize. Ölenlere rahmet diliyorum. Yakınlarına başsağlığı diliyorum. Ülkemize ve milletimize başsağlığı diliyorum. Gerçekten de çok büyük bir acı yaşadık ve bugün bu acıyı atlatmak için, o bölgede hayatın yeniden yeşermesi için canhıraş çalışan, büyük bir irade ortaya koyan ve deprem bölgesini istikrarlı bir şekilde gündemde tutan başta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve emek veren herkese minnettarız.