İklim başlığı uzun süre yüksek cümlelerin, kalın raporların ve iyi niyet açıklamalarının alanı oldu. Herkes konuştu, herkes haklıydı, herkes aciliyetten söz etti. Buna rağmen sokakta, şehirlerde ve günlük hayatta hissedilen değişim sınırlı kaldı. Şimdi bu alışkanlığın değiştiği bir döneme giriliyor.
Türkiye’nin Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un öncülüğünde yürütülen COP31 sürecine yaklaşımı tam da bu noktada kritik bir eşikte duruyor.
Gaziantep’te açıklanan Sıfır Atık Yol Haritası bu eşiğin somut örneklerinden biri. Ortaya konan metin, çevre duyarlılığı içeren klasik bir belge olmanın ötesinde, şehrin nasıl dönüşeceğine dair açık bir plan sunuyor. Hangi kurum ne yapacak, hangi adım ne zaman atılacak, sürecin nasıl izleneceği net biçimde tanımlanmış durumda.
Gaziantep örneği atığın nasıl önleneceğini merkeze alan bir anlayışı ortaya koyuyor. Çünkü burada esas mesele atığın üretilmesinin önüne geçmek.
Bu yaklaşım, iklim meselesini soyut bir küresel tartışma olmaktan çıkarıp yerel sorumluluğa dönüştürüyor. Belediyeler, üniversiteler, kamu kurumları ve sivil yapılar aynı çerçevede buluşuyor. Hedefler aşamalı biçimde belirlenmiş, ilerleme ölçülebilir hâle getirilmiş. 2027’nin “Gaziantep Sıfır Atık Yılı” olarak planlanması da bu iradenin geçici olmadığını gösteriyor.
Ancak asıl çarpıcı olan, bu yerel adımların COP31’in küresel ruhuyla nasıl örtüştüğü. Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş’ın COP31 Yüksek Düzeyli İklim Şampiyonu olarak yaptığı açıklamalar, Türkiye’nin bu süreci yalnızca bir zirve organizasyonu olarak görmediğini ortaya koyuyor.
“Masada atılan imzalar kıymetli ama asıl kudret o imzaları hayata geçirmekte” vurgusu, iklim diplomasisinin en zayıf halkasına işaret ediyor.
Bugüne kadar birçok COP, büyük taahhütlerle anıldı ama sahada yeterince hissedilmedi. Türkiye’nin Sıfır Atık yaklaşımı ise bu döngüyü kırabilecek nadir modellerden biri. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın himayesinde başlayan bu hareket, yalnızca bir çevre politikasından öte bir anlam taşıyor. Üretimden tüketime, şehir planlamasından yaşam kültürüne uzanan bütüncül bir dönüşüm önerisi sunuyor.
COP31’in Türkiye’de yapılması, bu nedenle sadece diplomatik bir başarı olmanın ötesinde aynı zamanda bir sınavdır. Çünkü dünya bu zirvede şunu görmek isteyecektir. Söylenenler gerçekten uygulanıyor mu? Şehirler değişiyor mu? İnsanların gündelik alışkanlıkları dönüşüyor mu? Bu, tüm dünya için geçerli elbette.
Gaziantep’te açıklanan yol haritası ve COP31 iklim şampiyonluğu vizyonu birlikte okunduğunda, Türkiye’nin cevabı netleşiyor: “Evet, artık sözün bittiği yerdeyiz.” Bundan sonrası, taahhütleri ölçülebilir sonuçlara, niyetleri somut başarılara dönüştürme meselesi.
Çünkü iklim tartışmaları artık “ne yapılmalı” aşamasını geride bıraktı. Şimdi yapılanların nasıl sonuç verdiği konuşuluyor. Gaziantep’te atılan adımlar ve COP31 sürecinde çizilen yön, bu dönüşümün mümkün olduğunu gösteriyor.
Eğer COP31, zirveden sokağa inebilen bir iklim hikâyesi yazacaksa, bu hikâyenin ilk sayfalarından biri şimdiden Gaziantep’te açılmış durumda.
Emeği geçenlere minnettarız.