Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler İdris Kardaş Birinci enfokrasi savaşı mı başlıyor?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        28 Haziran 1914’te Saraybosna’da patlayan tek el silah sesi, sadece Avusturya-Macaristan Veliahtı Franz Ferdinand’ı öldürmemiş, koca bir yüzyılı, imparatorlukları ve sınırları yerle bir eden Birinci Dünya Savaşı’nı başlatmıştı. Tarih kitapları o kurşunu, fitili ateşleyen olay olarak yazar.

        O sıcak Haziran gününde Veliaht Ferdinand’a sıkılan kurşunun, dünyayı dört yıl sürecek bir cehenneme sürükleyeceğini tabi o zaman kimse bilmiyordu.

        Dünyaca ünlü modern tarihçi Christopher Clark, ünlü “Uyurgezerler” adlı eserinde Birinci Dünya Savaşı’nın nasıl çıktığını, o sürecin nasıl geliştiğini detaylıca işler. Clark, Avrupa liderlerinin ve halkının büyük bir felakete doğru yürüdüklerini anlamadıklarını, olayı sıradan bir Balkan krizi gibi gördüklerini ve birer uyurgezer gibi farkında olmadan savaşa girdiklerini belgeleriyle anlatır. Kitabın adı da bu yüzden Uyurgezer’dir.

        O kurşunun bir dünya savaşının miladı olduğu, ancak imparatorluklar çöktükten yıllar sonra kabul edilir.

        Çok iddialı olduğunu düşünebilirsiniz ancak belki yıllar sonra ya da belki aylar sonra bugünlerde yaşanan gelişmeler yine benzer bir büyük kırılmanın, dijital savaşların ya da daha hafif bir tabirle çatışmaların miladı olarak kabul edilebilir. Tıpkı veliaht prensin vurulması gibi.

        İspanya Başbakanı ile Elon Musk arasındaki kavgadan bahsediyorum.

        Biraz açalım.

        10 Ağustos 2025’te bu köşede, enfokrasi kavramı ile ilgilenmiş ve geniş bir çerçevede demokrasinin karşı karşıya olduğu tehditten bahsetmiştim. Esasında Byung-Chul Han’ın fikirlerinden bahsetmiştim. https://www.haberturk.com/ozel-icerikler/idris-kardas/3813717-enfokrasi-in-demokrasi-out-

        “Gücün doğasının değiştiği yeni bir döneme girdik. Gücün halkta, halkın iradesinde olduğu demokrasi rejimi yerine; gücün verilerde, algoritmalarda olduğu yeni bir sistem inşa edildi. Enfokrasi rejimi, gücü isteyen küresel sosyal medya şirketlerine enformasyonu sağlamak için kusursuz çalışan bir sömürü düzeni inşa ediyor. Çünkü burada gözetimi, özgürlük olarak görüyoruz.”

        İşte o gün işaret ettiğim bu yeni tahakküm düzeni, teorik bir tartışmanın ürünü olmaktan çıktı, bugün ilk kez somut bir tartışmanın belki de bir savaşın öznesi haline geldi.

        İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile dijital dünyanın mutlak hakimi olma iddiasındaki Elon Musk arasındaki bu kavga, alelade bir siyasi atışma değil. Bu, gelecekte belki de ilk büyük enfokrasi savaşı olarak anılacak büyük bir çatışmanın ön gösterimi olabilir.

        Pedro Sanchez’in kurduğu o tarihi cümleler, aslında aylardır bu köşede farklı başlıklar altında değindiğim dijital feodalizme, enfokrasiye ve gözetim kapitalizmine karşı yükseltilen ilk devlet düzeyindeki isyan niteliğinde.

        Sanchez şöyle diyor:

        "Ne okuduğumuzu ve ne izlediğimizi bilmek, ardından da neye oy verdiğimizi öğrenip kontrol etmek istedikleri için cep telefonlarını kontrol etmek istiyorlar. Manipüle edebilir, yalanlarını yayabilir ve çok paraya sahip olabilirler; ancak oy gücünü ele geçiremezler. Bu yüzden, bu oligarkların nasıl nefretle karşılık verdiğini görmek beni gençlerimizin cep telefonlarından ellerini çekmelerini sağlama konusunda daha da kararlı kılıyor."

        Bu sözler, enfokrasi rejiminin tam kalbine sıkılmış bir kurşun adeta. Çünkü Sanchez, Musk’ın ve temsil ettiği o devasa veri imparatorluğunun en büyük silahını ifşa ediyor. Bilinçdışı alanın sömürülmesini yani. Büyük veri şirketlerinin, sosyal medya şirketlerinin ve bunları ellerinde bulunduran devletlerin zihinlerimizi nasıl manipüle ettiklerini vurguluyor.

        Meseleyi açıklamak için, daha önce bu köşede “Katil Algoritmalar” başlıklı yazıda değindiğim konuyu hatırlatarak ilerlemek isterim.

        Algoritmalar sadece bize hangi ayakkabıyı alacağımızı söylemiyor, Arakan’dan Filistin’e kadar dünyanın pek çok yerinde nefret söylemini körükleyerek, toplumları kutuplaştırarak adeta birer dijital cellat gibi çalışıyor.

        Bir algoritma, daha fazla etkileşim uğruna nefreti öne çıkardığında, o artık sadece bir yazılım değil, bir kitle imha silahına dönüşüyor. Arakan’da on binlerce insanın Facebook algoritmaları yüzünden öldürülmesi konusu bunun çok acı bir örneği sadece. Sanchez’in, gençlerin üzerinden elinizi çekin feryadı işte bu katil algoritmaların çocuklarımızın zihin dünyasını paramparça etmesine karşı bir isyandır.

        Elon Musk’ın bu çıkışa bu kadar sert ve nefret dolu yanıtlar vermesi, kurduğu bu ölümcül etkileşim düzenine karşı ilk kez bir devlet başkanı tarafından itiraz edilmesindir. Yani surda bir gedik açılmaması için verilen korku dolu bir çabadır.

        Peki nedir bu sur?

        Ünlü düşünür Michel Foucault, gözetlenenlerin kendi kendilerini disipline etmesini incelerken bir direniş alanından bahseder. Ancak enfokrasi rejiminde durum çok daha vahimdir.

        Bizler gözetlenmekten kaçmıyoruz tam tersine gözetlenmeye gönüllü bir şekilde ikna ediliyoruz. Çünkü ancak paylaşırsak, ancak kendimizi ifşa edersek özgür olabileceğimizi düşündüren sinsi bir sistem inşa edildi. Sosyal medyada her anımızı paylaşıyor, tüm mahremimizi ortaya saçıyor ve hatta sırf bunu yapmak için o anları yaşıyoruz. Tatil yapmayı, yemek yemeyi, dostlarımızla oturmayı Instagram hesaplarından paylaşmak için yapıyoruz adeta. Bunu tamamen gönüllü bir şekilde yapıyoruz.

        Sosyal medyada bir sayfada gezinme süremizden, videolarda duraksadığımız o saniyelik anlara kadar her şey, Musk gibi algoritma krallarının fabrikalarına hammadde taşıyor. Onları güçlendiriyor.

        Biz bu fabrikaların hem işçisiyiz hem de hammaddeyiz. En ufak bir baskı hissetmeden, büyük bir keyifle verilerimizi sunuyoruz.

        Endüstriyel kapitalizmde emeğin sömürülmesine karşı direnmek bilinçli bir tercihken enfokrasi rejiminde bilinçdışı ürettiğimiz bu artık değer için doğal olarak direnemiyoruz. Çünkü burada gözetimi, özgürlüğün kendisi sanıyoruz ve mutluyuz. Dolayısıyla da sistemin sömürülen unsurları olarak karşı çıkmak için harekete geçemiyoruz. Bir kısır döngünün içerisindeyiz. Gözetim kapitalizmini irdelediğim birkaç yazıda bu husustan uzun uzun bahsetmiştim.

        Sanchez’in Musk’a karşı açtığı bu savaş esasında bir egemenlik kavgası. Elon Musk, ifade özgürlüğü bayrağı altında aslında kendi dijital feodalitesini devletlerin üzerinde bir otorite olarak konumlandırmak istiyor.

        İşte hepimiz için tehlike de burada başlıyor.

        Algoritmaları ellerinde tutan şirketlerin milyonlarca insanın seçtiği devlet başkanlarına, ülkelerin egemenlik alanlarına ve devletlerin itibarlarına yönelik tavırları çok önemli. Bu, sadece bir algı meselesi, kim haklı kim haksız meselesi de değil. Bu bir güç oyunu da değil. Bu, tamamen zihinsel işgal, daha çok kar ve ülkelerin egemenliğinin sonlandırılması sürecini beraberinde getirecek sistematik bir saldırı, bir savaş.

        Dolayısıyla Sanchez’in işaret ettiği oy gücünü ele geçiremezler vurgusu, bu dijital sömürüye karşı durabilecek son kale gibi gözüküyor. Zaten seçim dönemlerinde karşılaştığımız manipülasyon ve dezenformasyonların da temeli de bu kaleyi tamamen yıkmak.

        Güç artık fabrikalarda değil, verilerde. Ama bu güç, halkın iradesini ezmeye başladığında orada ne demokrasiden ne de özgürlükten bahsedilebilir. Sanchez ve Musk arasındaki bu çatışma ya dijital oligarkların mutlak zaferiyle sonuçlanacak ya da diğer devletlerin de devreye girerek bir araya gelmesiyle, birlik olmasıyla ve güçlü bir irade ortaya koymasıyla insanlığın kendi iradesini geri aldığı bir uyanışın miladı olacak.

        Sanchez'in Musk'a verdiği cevap bu açıdan çok anlamlıdır.

        İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, kendisine hakaret eden Elon Musk’a, Cervantes'in kült karakteri Don Kişot'un “Bırak tekno-oligarklar havlasın Sancho, bu yol aldığımızın (ilerlediğimizin) işaretidir” sözleriyle yanıt verdi.

        Lafı eğip bükmeden konuşmak gerekiyor. Bu, sadece İspanya’nın sorunu değil.

        Küresel Güney’den Avrupa’ya, Asya’dan Ortadoğu’ya kadar tüm ulus devletlerin ve insanlığın varoluş mücadelesidir. Abartmıyorum, tam olarak böyledir.

        Birinci dünya savaşının başlangıcı olarak kabul edilen suikastten sonra bir ay hiç kimse hiçbir şey yapmaz. En başta da belirttiğim gibi tarihçi Clark, Avrupa liderlerinin ve halkının büyük bir felakete doğru yürüdüklerini anlamadıklarını, olayı sıradan bir Balkan krizi gibi gördüklerini ve birer uyurgezer gibi farkında olmadan savaşa girdiklerini anlatır.

        Bakalım bu kez de benzer bir süreç mi yaşanacak yoksa birlik olunup bu savaşın başladığının farkında olarak devletler güçlü bir aksiyon mu alacaklar?