Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler İdris Kardaş Hakikat mücadelesinin merkezi Türkiye
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        “Hakikat aslında gün gibi ortadayken gerçekleri tahrif etmek üzere kurgulanan yeni ve sahte anlatıların önüne geçebilmek için iletişim ve işbirliği mekanizmalarını bugün daha da güçlendirmek zorundayız.

        Türkiye olarak insani değerleri ve adaleti merkeze alan ilkeli, kararlı ve barış odaklı duruşumuzu sürdürmeye, yalnızca bölgemizde değil tüm dünyada huzur ve güvenin yeniden inşa edilmesi için tüm imkanlarımızı seferber etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.”

        Bu sözler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu hafta sonu İletişim Başkanlığı tarafından gerçekleşen Stratcom Zirvesi’nde yaptığı konuşmadan.

        STRATCOM, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından hayata geçirilen uluslararası bir iletişim platformu. Strategic Communication yani Stratejik İletişim sözcüklerinin kısaltılmışı. Bu yıl beşincisi düzenlenen genel oturumda dünyanın birçok yerinden akademisyen, gazeteci, araştırmacı, siyasetçi ve kamu görevlisi katıldı.

        Kriz iletişimi, dezenformasyonla mücadele, kamu diplomasisi, yeni teknolojiler, medya planlaması ve yeni medya becerileri gibi başlıklar kapsamlı biçimde ele alınıyor.

        Sadece İstanbul’da değil Kazakistan’dan Malezya’ya, Güney Kore’den Bulgaristan’a, İsviçre’den Bosna Hersek’e, Brezilya’dan New York’a kadar onlarca farklı ülkede de konu bazlı toplantılar düzenleniyor.

        Temel hedef, küresel sorunların ve çatışmaların stratejik iletişim araçlarıyla nasıl çözülebileceğine kafa yormak. Bu çalışmalar, stratejik iletişim kavramı etrafında, dezenformasyonla mücadele, kamu diplomasisi ve kriz iletişimi konularında Türkiye’yi küresel sistem içerisinde bir merkeze oturtma çabasının sonucudur.

        Bunu yaparken de Mısır’dan, Katar’dan, Libya’dan, Azerbaycan’dan, Afrika ülkelerinden, Asya ülkelerinden, Ortadoğu’nun farklı ülkelerinden ve Latin Amerika ülkelerinden etkili insanların buluşma noktası olmasına özen gösteriliyor. Zira böylece akademik ve iletişim çevresinde hakikati arayanların, hakikati önemseyenlerin ve hakikat krizine karşı çabalayanların ana akımda yer almadığı küresel müesses sisteme bir alternatif de ortaya konmuş oluyor.

        Küresel alanda stratejik iletişimin bu denli yüksek perdeden sahiplenildiği tek ülke Türkiye.

        Bu gibi çalışmaların da katkısıyla Türkiye’nin hakikat mücadelesinin merkezine oturması, bu değerin liderliğini yapan, söylemleriyle ve eylemleriyle hakikat mücadelesini sahiplenen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sahip olmasından ileri geliyor elbette.

        Çünkü, küresel sistem içerisinde tüm liderlerin ve kurumların hakikati merkeze alan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hakkını teslim etmesi kolay bir süreç olmasa da bugün artık kabullenilen bir duruma işaret ediyor.

        İşte bu gibi toplantılara ev sahipliği yapmak, dünyanın her köşesine bu çalışmaları taşımak, lideri itibariyle hakikat mücadelesinin merkezi olan Türkiye’nin en doğal hakkıdır.

        Stratcom Zirvesi, yurtdışından ve Türkiye’den katılan isimler vesilesiyle iletişim alanında yapılan en geniş çaplı ve etkili çabaların başında geliyor.

        Bu yılki toplantılarda hakikat krizi, dezenformasyon ve buna yönelik saldırıların küresel barış ortamını nasıl zehirlediğini anlatan konuşmalarla gerçekleşti.

        Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz da yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın işaret ettiği hakikat ve dezenformasyon üzerine değerli bir konuşma gerçekleştirdi.

        “Dijitalleşme, bilginin üretimi ve dolaşım hızını köklü bir şekilde değiştirmiş durumda. Algoritmalar ve platformlar, küresel algının belirleyicisi olma konumuna yükselmiş durumda. Hakikat ile algı arasındaki sınır giderek bulanıklaşmakta, dezenformasyon güçlü bir siyasi silah olarak hem iç siyasette hem de uluslararası ilişkilerde karşımıza çıkmaktadır."

        Devletin en zirvesinden gelen bu açıklamalar, hakikat mücadelesinin kurumsal bir mücadele olduğunu, bir devlet politikası haline geldiğini çok açık gösteriyor.

        Zira İletişim Başkanı Burhanettin Duran da bu meseleyi şu sözlerle ele aldı konuşmasında.

        “Bugün artık şunu çok net ifade etmemiz gerekir: Yaşadığımız çağda stratejik iletişim, çatışma alanları ve krizler birbirinden ayrı düşünülemez. Üretilen bilgiler yalnızca bir enformasyon olmak yerine, doğrudan bir güç unsuru ve rekabet alanı haline gelmektedir. Günümüzde artık tehditler tankla değil “yeni trendlerle” dünyamıza girmekte; üstelik mermiyle değil manipülasyonla ilerlemektedir. Bu nedenle yeni güvenlik mimarisinde hakikatin korunması, en az fiziki sınırların korunması kadar kritik bir sorumluluktur.

        Bu nedenle tekrar ifade etmek isterim ki, dezenformasyon bir iletişim sorunu değil, doğrudan ulusal, hatta küresel bir tehdittir. Uluslararası toplum, enformasyon çağının hızını henüz sindirememişken, şimdi çok daha yıkıcı bir evreyle—dezenformasyon çağıyla—karşı karşıyadır. Bu yeni evrede, yalnızca bilgi değil, hakikatin kendisi de sistematik biçimde aşındırılmakta ve yeniden şekillendirilmektedir.”

        Toplantının ikinci gününde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da aktüel dış politika konularına değindikten sonra hakikat üzerine şunları söyledi.

        "Önümüzdeki soru sadece yanlış anlatıların nasıl çöktüğü değildir. Aynı zamanda onların yerine şimdi hangi anlatıları inşa etmemiz gerektiğidir.”

        Görevi itibariyle kamuya açık toplantılarda görmeye alışkın olmadığımız Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın da bu toplantıda yine hakikat üzerine değerli bir konuşma yaptı.

        "Türkiye olarak bilgiyi hakikatten, hakikati varlıktan, gücü hak ve adaletten, hikayeyi ve anlatıyı anlam ve istikametten ayırmadan yolumuza devam edeceğiz. Hakikatin inkarı, bilginin araçsallaştırılması, gerçekliğin sanal hale getirilmesi, varlığın artık eğilen, bükülen, biçilen bir meta haline gelmesi, bilginin anlamsızlaşması, siyasetin anlamını yitirmesi gibi kavramların kullanılmasıyla birlikte bir kargaşa dönemine girmiş bulunuyoruz.”

        Tüm bu açıklamaları kayıt altına almak istedim. Zira toplantılarda yapılan bu konuşmalar Türkiye’nin hakikat mücadelesini devletin her kademesinden yetkilinin nasıl içine sindirdiğini çok açık gösteriyor.

        Türkiye’nin hakikat mücadelesini sahiplenmesi, sistematik olarak bu konunun üzerine gitmesi, dezenformasyonla mücadelede dünyaya örnek olacak çalışmalar yapması son derece önemlidir. Tarih, ne kadar çarpıtılmaya çalışılırsa çalışılsın, yapay zeka araçları hakikati eğip bükmeye ne kadar uğraşırsa uğraşsın eninde sonunda hakikat galip gelecektir. Türkiye, bu mücadeleyi sadece kendisi için değil, tüm insanlık için yapıyor. İşte bu yüzden dünyanın her tarafından araştırmacı, akademisyen, gazeteci ve düşünür hiç düşünmeden Türkiye’ye gelip bu mücadeleyi omuzlamaya çalışıyor.

        Bu noktada emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür etmek de bizim üzerimize düşen bir yükümlülük olsa gerek.