Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler İdris Kardaş İstanbul'un Fethi: Sultan ile İmparator'un Savaş Günlükleri

        2 Nisan Pazartesi

        İmparator XI. Konstantinos

        Pazartesi, Paskalya'dan hemen sonraki gün düşmanlar geldi. Osmanlı birliklerinin çeşitli haberciler aracılığıyla Konstantinopol'e doğru hareket hâlinde olduklarını, zaten bir ay kadar öncesinden bilmekteydim. Osmanlı akıncıları, bugün ilk olarak sur önlerinde kendilerini gösterdiler.

        Sultan 2. Mehmed

        İşte, artık başlıyoruz. Senin askerlerin, seçip gönderdiğim askerlerimden birkaçını öldürdü. Destek kuvvet gönderince de çabucak kaçtılar ve kapıları kapayarak kilitlediler. Bunu affetmeyeceğim. Yüz misli, bin misli cezalandırılacaksınız.

        6 Nisan Cuma

        İmparator

        Düşmanların saldırısı başladı. Top atışları, savaşın başlamasının ilk işaretiydi. Sarayımın (Porphyrogenitus) balkonuna çıkarak düşmanın kışkırtmasını izledim. Tanrı aşkına, kaç toptu acaba? Hayal ettiğimden daha güçlü bir gürültü, dünyayı sarstı. Fakat bizim fethedilmez, dayanıklı bir kalemiz var. Askerlere de kalenin yapımından bu yana bir kez bile delinemeyen bin yıllık kalenin varlığını vurgulamıştım.

        Sultan

        Mübarek Cuma günü... Diz çöküp Allah'a ibadet ettim. Bu ânı ne kadar da bekledim. Nihayet ordularım, şehri bütünüyle kuşattı. Benden önceki sultanların şimdiye kadarki Konstantinopol kuşatmaları bugün için, şu an için bir tatbikat idi. Ey yiğit askerlerim, şanlı gazilerim! Yenilmezlik ruhuyla, üç sıralı Theodosius surlarını karşıma aldım. Düşman, bizim ihtişamımız karşısında ezilecek ve geceyi ateşleriyle aydınlatan çadırlarımızı gördüğünde bile korkuya kapılacak.

        7 Nisan Cumartesi

        İmparator

        Açıkçası, gece gündüz dinlenmeyen düşman kışlalarını görünce ödüm kopuyor. Yatay-dikey şekilde, uzun uzadıya açılmış çadırlar, mızraklarını kaldırarak at koşturan süvari birliği, piyade birliğinin süngü tatbikatı ve üstüne üstlük ara sıra garip garip çıkardıkları tuhaf ve yüksek sesler, korkuma korku katıyor. Eğer ben böyleysem, ya askerlerimin ruh hâli nasıldır kim bilir?

        Sultan

        Bu şehri baştanbaşa mükemmel bir şekilde inceleyip, her yönden bilgi sahibi oldum. Kalem ile kâğıt üstünde, şehrin surları ile planını sabahlara kadar çizdim durdum. Birçok haritaya baktım ve bizzat kendi gözlerimle coğrafî özelliklerini inceledim. Uzmanlar ile kafa kafaya verip, hangi topu hangi noktaya konuşlandırmamız gerektiğini uzun uzadıya tartıştım. Siper yerleştirmek için kazılacak noktalar ile kazdığımız topraklarla dolduracağımız hendeklerin konumunu ve surlara tırmanacağımız merdivenler ile kuşatma kulelerinin konumuna kadar hepsini planda işaretledim.

        9 Nisan Pazartesi

        İmparator

        Osmanlı donanmasının gidişatı hayra alâmet değil. Boğaz ile Marmara Denizi'nde konuşlanmış savaş gemileri, henüz ulaşamadıkları Haliç'in iç tarafındaki sahile doğru girmek amacıyla, tetikte fırsat kollamaktalar. Böyle zamanlarda Haliç girişini sağlamca koruyan demir zincirlerin olması ne büyük şans.

        Sultan

        Donanmayı Haliç’e sokup, o taraftaki surları yıkarak şehre girmeyi planlıyorum. Tabii ki kolay olmayacak. Haliç’e saldırmanın en büyük zorluğu, körfez girişini kapayan güçlü demir zincirler. Bu demir halat, eskiden beri şehri dış saldırılardan koruyan kapı muhafızı görevi görmüş.

        11 Nisan Çarşamba

        İmparator

        Uykumdan kalkınca gördüm ki, düşman çadırları sur önlerine doğru sokulmakta. Bugün kararlı bir biçimde, topları surların bütün önemli noktalarına yerleştirdiler. Surları, sanki dev bir dalga misali yerle bir edeceklermiş gibi. Fakat tuhaf bir biçimde, 100 bin kişinin bir araya toplandığı Sultan'ın ordu karargâhından ne askerlerin uğultusu ne de tek bir at kişnemesi duyulmuyor. Bu, askerî disiplinlerinin böylesine katı olduğu manasına mı geliyor? “100 Hristiyan erinin hareket ederken çıkardığı ses, 10 bin Türk erinden daha yaygaracı ve gürültücüdür.” derler.

        Sultan

        Surlardan uzaktaki çadırları daha yakın mesafeye üç defa taşıtıp kurdurdum. Devasa surların azameti karşısında baskı hissedebilecek askerlerimin ruh hâlini göz önünde tutarak, gözleri korkmasın ve alışsınlar diye perspektif mantığıyla aşamalı olarak kışlayı ilerleterek yerleştirdim. Deyim yerindeyse bizim ordumuz, “yanında fare ölmüşçesine koşuşturan dev filler topluluğu”. Asla düşmanın anlamayacağı şekilde disiplinli bir şekilde hareketli konuşlanmak, gelişmiş talimlerimizin bir sonucu. Bununla beraber düşmanda, büyük bir şehrin bir seferde hareket etmesini çağrıştıran bir baskı uyandırmayı amaçlamıştım.

        13 Nisan Cuma

        İmparator

        Dünün devamı olarak bugün de top sesleri yeri göğü sarsıyor. Surlar hasar gördü, ama çöken herhangi bir yer yok. Hepsinden önemlisi, kulak zarını patlatırcasına gümbürdeyen top sesleri, şehir halkını dehşete sürüklemekte... O sarsıntılar da öylesine şiddetli ki, Galata Limanı'nda demirleyen kadırga gemilerini sarsacak düzeyde. Erler de gülle seslerini duyar duymaz yere çöküyorlar. Fakat topları ateşleyip duran düşman da başka şekilde taarruz edemiyor. Tanrı Aşkına! Mehmed, bu kadar fazla askeri nereden toplayıp getirmiş?

        Sultan

        İmparator denilen kişi, henüz Osmanlı'nın gerçek mahiyetini ne duymuşa ne de görmüşe benziyor. Senin olsa olsa gördüğün, öncü birliklerden ibaret. Onlar yalnızca; rütbeleri olmayan, her birinin kuşamı farklı Başıbozuklar yahut uyarıcı askerî birlikler olan Azaplar... Ey İmparator, bekle. Düzenli birliklerimizin, ışıldayan askeri teçhizatlarıyla ondan daha harika olan yeteneklerini ve kahramanlıklarını yakında göstereceğiz.

        14 Nisan Cumartesi

        İmparator

        Bugün de top sesleri surları titretiyor. Toz duman içinde askerlerimiz, sıkıntılar çekerek surları onarmakta Urban'ın Şâhi topuna göre bizim sahip olduğumuz Mangonel ile Culverin, ateş gücü yönünden onunla kıyaslanamaz bile.

        Sultan

        Marmara Denizi'nde bulunan, Hristiyan askerlerin merkez üs olarak kabul ettikleri Prens Adaları'nı fethe dâhil ettim.

        18 Nisan Çarşamba

        İmparator

        Saldırılar, her gün belli aralıklarla devam ediyor. Kedinin fareyle dalga geçmesi gibi tekrar eden saldırılar... Gücümüzü tüketmeye mi çalışıyorlar ki?.. Bugün seri saldırılar başladı. Kuşatmanın başlamasından bu yana en güçlü saldırıydı bu. Düşmanlar, gece olur olmaz hemen Mesoteichion'a (Edirnekapı ile Topkapı arasındaki bölüm) şiddetli saldırılara başladı.

        Sultan

        Hendekleri doldurmak, acil ve öncelikli işimiz... Bizans ordusu, Blachernia hariç bütün kara surlarına boydan boya hendek kazdı. Kuzeybatıdaki yüksek ve dayanıklı surun (Manuel Komnenos Suru vb.) önüne geçici olarak kazdıkları hendek kolayca doldurulabilir; lâkin sorun başka yerler. Ortalama genişliği 20 metreyi, derinliği ise 10 metreyi bulacak kadar geniş ve derin. Üstüne üstlük uzun. Surlara saldırmak istiyorsak mühimman olan, hendeği aşmak...

        21 Nisan Cumartesi

        İmparator

        Aralıksız devam eden deniz muharebesinde galip gelmemiz ve kara surlarının demir gibi sağlamlığıyla askerlerimizin kendine güveni ve vuruşma isteği bir hayli yükseldi. Şehrin yüksek mevkilerine toplanıp, her biri ecel terleri dökerek merak içinde orduya tezahürat ederek, dünkü muharebeyi pürdikkat izleyen halkın içinde yeni bir umut doğdu.

        İlginçtir ki, gün boyu II. Mehmed ortalıklarda görünmedi. Sultan'ın kışlasında in cin top oynuyordu. Bir işler mi dönüyor acaba?

        Sultan

        Çözüm yolunu buldum. Daha fazla ertelenecek bir iş değil. Kimsenin cüret edip hayal bile edemediği bir işi, ben yakında şimşek hızıyla başaracağım.

        Kasımpaşa çevresinde gür servi ormanı ve çalılıklar var. Burada at ve öküzler seferber edilerek, gemiler için karadan yol inşaatı başladı. İnşaat için gerekli olan malzemeleri çevredeki ormanlardan tedarik ettik.

        Zağanos Paşa'nın topçu birliğine, “İnşaat devam ederken, Cenevizlilerin yaşadığı Galata bölgesini ara ara top ateşine tutun!” diye emir verdim. İnşaatın ilk günü olan bugün, özellikle kara surlarına yoğun bir top atışı yaptırıp, şehirdeki halkın ve askerlerin dışarıyı düşünmelerine fırsat verdirmedim.

        Top sesleri yeri göğü inletirken, askerlerimiz önce Galata bölgesinin arkasındaki tepenin tamamını kaplayan dikenli çalılar ile yabani üzüm asmalarını pullukla sürüp dümdüz bir yol yaptılar. Ardından, yolun üzerine iki saf hâlinde sağlam tomruklar yerleştirip, sürtünme gücünü azaltmak için yüzeyine bir santim bile açıklık kalmayacak şekilde kaygan hayvan yağı sürdüler.

        Tomrukların üzerine madenî tekerlekli hareket edebilen altlıklar koydurup, yürütme denemesi yaptırdım. Çok rahat yürüdü. Büyük başarı!

        22 Nisan Pazar

        İmparator

        Olağanüstü ve mucizevî bir olay... Göğün altında nasıl böyle bir olay olabilir ki? Sultan'ın donanması, Galata tepesini geçip Golden Horn'a (Haliç) doğru girdi. Rakımı en az 60 metre olan o engebeli tepeden sayısız gemiyi çekerek nasıl denize indirirler!

        Birçok malzeme, devasa araç ve gereçler, müthiş insan gücü ile hayvanı nasıl tedarik edip, nasıl kullandı ve kontrol edebildi acaba? Üstelik bütün her şeyi sadece iki günde yaptı.

        O nefes kesen çalışmayı yürüttüğü sırada hiçbirimiz bu gerçeği fark edemedik; gözlerimizi iyice açtığımız hâlde... Kara surlarına saldırıyı püskürtmeye yoğunlaşmışken tam odaklanamadığımız için, bu dünyada böyle imkânsız bir işin gerçekleşeceğini hiçbir şekilde düşünememiştik.

        Sadece düşünmesi değil, cesaret etmesi bile zor bir olay. Her neyse... 21 yaşında ve hâlâ gençliğinin doruğundaki bu düşman devletin sultanı inanılmaz biri.

        Şehir halkının huzursuzluğunu nasıl durdurabiliriz acaba? Ben bu hâldeysem, benim halkım kim bilir ne kadar şaşırmıştır.

        Sultan

        Öğün yerine ceplere koyulan kavrulmuş pirinç ile kurutulmuş et yiyerek göreve hız verilmesinin neticesinde yol, tam bir günde tamamlandı. Artık sadece donanmaya önderlik ederek tepeyi aşmamız yeterli. Bu, Osmanlı donanmasının, merkezi Çifte Sütun'dan (şimdiki Dolmabahçe civarı) başlayarak Kasımpaşa'ya bağlanan bir yol.

        İlk olarak tekerlekler takılmış desteklikleri denizin üstüne aktararak gemileri sağlam bir şekilde bağladıktan sonra, palangalardan istifade edip gemileri kıyıya sürükleyerek çıkarttım. Aynı anda bocurgat (vinç) ve çıkrıklardan da yararlanıldı. Deniz kıyısına gelen bu gemileri, teker teker sürükleyip götürecek öküzlere bağlattım. Öküzlerin yanına onlarca er dikip, öküzlere yardımcı olmalarını söyledim. Ak küheylanıma bindim ve orada dönüp dolaşarak, her birinin görev dağılımını yapıp erleri yüreklendirdim.

        Bu manzarayı gören Bizanslılar arasında, neye uğradığını şaşırarak, korku ve dehşete kapılmamış birisi olabilir mi? Bilhassa yokuşta, düşmanlara zihnen korku salmak için harekâtı daha da gürültülü bir şekilde gözükecek biçimde yönlendirdim.

        23 Nisan Pazartesi

        İmparator

        Kaşla göz arasında tedbir alacak zaman bulamadan Haliç'i düşmana teslim etmemize inanamıyorum! Ordumun çarpışma isteği yerin dibine vurdu. Aynı zamanda halkımın endişeleri de bir kat arttı.

        Sultanın donanması karadan taşınarak geldiği için, artık Haliç'e girişi engelleyen zincirlerin hiçbir önemi kalmadı. Hatta tam aksine, bizim gemilerimizin hareketlerini kısıtlayabilir duruma geldi.

        Sultan

        Donanmayı Haliç Denizi'ne başarılı bir şekilde sokan ordumu, bir sonraki görevleri olan dubalı köprüyü inşa etmeye yolladım. 4. Haçlı Ordusu da küçük gemilerle dubalı köprü yapıp Haliç'i aşmıştı.

        Dün başlayan inşa, yıldırım hızıyla bir günde tamamen sona erdi. Haliç'e konuşlanan savaş gemilerinin koruması altında, şehir surlarının tam da üst tarafına doğru körfezi yarıp bir köprü diktik. Uzunluğu yaklaşık 400 metre olan köprünün konumu, Kumbarahane ile Defterdar arası...

        Eyüb'ün (Eyüp Sultan: Eyyyûb El Ensari) mezarı, köprünün bittiği yerdeki Blakhernai Sarayı surlarının etrafında bir yerlerdedir. O, Konstantinopol'ü kuşatmak için gelen atların sesini duyabilmek için, vasiyetinde, surlara yakın gömülmeyi istemişti. Eyüb Hazretleri, benim yiğit askerlerimin sürdürdüğü atların seslerini işitiyor musunuz? Sizin kerametinizdeki gibi, bu şehri her ne olursa olsun fethedeceğiz. O gün geldiğinde, elimden geleni yaparak mutlak suretle sizin mezarınızı bularak, ruhunuzu kurtarıp, orayı kutsal bir yer hâline getireceğim.

        9 Mayıs Çarşamba

        İmparator

        Düşmanın, tam güç saldırısı gerçekleşti. Mehterden başlayarak ardı arkası kesilmeyen fazlalıklara kadar hepsini dâhil edersem, yaklaşık 50.000 kişi kadar varlardı sanırım. Bizi yerle bir etmeye gelen düşmanla aramıza surları aldığımız, şiddetli bir hücum-müdafaa harbi geçti. Bu kez, benim yaşadığım Blakhernai Sarayı ile Porphyrogenitus (Tekfur) Sarayı'nın ön surları hedefteydi. 3 adet büyük top ile 6 adet orta ölçekli top, ağırlıklı olarak Manuel Comnenus surlarını vurdu. Alevler, tüm gün etrafı sardı.

        Sultan

        Üçüncü saldırıyı gerçekleştirdik. Asıl hedef, saray (Ayvansaray, Blakhernai Sarayı) çevresindeki surlar... Anadolu birliği ile Avrupa düzenli ordusu ve Zağanos Paşa komutasındaki askerlerden bir kısmı saldırıya katıldı. İmparator denilen zât, 50 bin diye korktu; ancak Azaplar ve Başıbozuklar gibi düzensiz orduyu çıkarsak, düzenli ordu 10 bin bile etmezdi.

        18 Mayıs Cuma

        İmparator

        Canavar ortaya çıktı. Ayaklı merdiven yapısında kocaman bir hücum kulesi... Gizli bir yerlerde yaparak gecenin bir yarısı sessizce Mesoteichion tarafındaki hendeğin yakınına kadar taşıdılar herhalde. Gözetleme kulesini koruyan askerlerin bile ruhu duymadı. Birkaç sağlam tekerlek, o büyük yapıyı hareket ettiriyordu. Hendeği doldurup üzerine bir yol yapılsa, hemen surların önüne kadar gelebilecek yapıdaydı. Demem o ki hem hareket eden bir siper, hem bir kale, hem bir silah, hem de bir ateşleme yeri idi. Donanma ordusunda gemi hekimi olan Barbaros da bunların sadece dört saatte yapıldığını haykırınca, şehir halkı ve askerlerin ne kadar şaşırmış olacağını tahmin bile edemiyorum.

        Sultan

        Başardık! Bizans İmparatoru, komutanları ve de askerlerinin gece boyunca ilerleyen hücum kulesini gördükten sonra canavarla karşılaşmışçasına hayrete düşerek kendilerini kaybettikleri bana bildirildi. Bu kuleler, bizim mühendislik bilgimiz ve kabiliyetimizin bir araya getirdiği hırsımızın bir ürünü, çok amaçlı bir savaş silahı. Hücumla, tabii ki askerlerimizin mükemmel bir şekilde yer değiştirmesini ve yer altı tüneli kazma, hendek doldurma gibi işlere de olanak sağlamayı planlıyoruz.

        29 Mayıs Salı

        Bin seneden daha uzun bir gündü.

        Gece saat iki... Hava berraktı; serin bir rüzgâr esiyordu. Güneşin doğmasına daha dört saate yakın zaman vardı. Ancak şehrin içinde de dışında da uyuyan kimse yoktu. Herkes, o gün kendi kaderlerini belirleyecek son karşılaşmada zafere ulaşacağını tahmin ediyordu.

        Osmanlı ordusunun savaşma azmi, doruğa ulaşmış gibiydi. Bugünü nasıl dört gözle beklemişlerse artık...

        Başkumandanları, 21 yaşındaki Sultan 2. Mehmed. Osmanlı askerleri, son taarruz öncesinde komutanları aracılığıyla duydukları Sultan’ın vaatleri ile emirlerini hatırladılar.

        Sultan, düşmanın kolaylıkla gözüne çarpacak bir beyaz ata binmişti ve attığı okların hedefi vurabileceği kadar yakına, surların önüne kadar gelmekten çekinmemişti. Taarruz ordusunu bizzat kumanda edip askerleri coşturan Sultan, bir kez daha Tanrı’nın adıyla ve azimle onları cesaretlendirdi.

        “Biz, Allah’ın izni ve korumasıyla dünyanın tüm denizlerinin ve karaların sahibi olacağız. Bu şehir, bunun başlangıcıdır. Teminat olarak kendi hayatımı Allah’a arz ediyorum.”

        İmparator

        “İçime kötü şeyler doğuyor. Şu birkaç gündür büyük çaplı topyekûn bir saldırı olacağına dair söylentiler dolaştığı için, nöbetçi erlerin sayısını artırıp tüm orduyu uyararak savaş hazırlıklarını güçlendirmelerini emrettim. Düşmanın hareketleri olağan dışı... Sultan'ın karargâhındaki kurul toplantısının içeriğinin olduğu gizli bir mektup, bir okun ucunda, surun ötesinden içeriye fırlatıldı. Bunlar, hemen şimdi saldırıya başlayacak durumda. Dev toplar ile savaş teçhizatları, birbiri ardına surlara doğru getirilmekte.

        Bugün belki de imparatorluğun kapılarını kapatacağı gün. Ben belki de yarın yeryüzünde bulunmayacak bir şahsım.”

        İstanbul’un fethinin yıl dönümünde Güney Koreli eski siyasetçi ve yazar Kim Hyong-o’nun kaleme aldığı ve Lotus Yayınevi tarafından yayınlanan Sultan ve İmparator adlı kitaptan bazı bölümleri sizinle paylaşmak istedim. Kitap, hem Güney Kore’de hem de dünyanın birçok ülkesinde satış rekorları kırmış. Yazar, kitabının arkasına 130'dan fazla akademik eseri kapsayan devasa bir kaynakça eklemiş. Bu paylaştığım günlükler yazarın tüm bu kaynakları inceledikten sonra tarihi gerçeklere dayandırdığı kurgusal metinler aslında. Keşke böyle günlükler gerçekten var olsalardı.

        Ancak kuşatmayı gün gün kaydeden Nicolò Barbaro’dan İmparator’un en yakınındaki George Sphrantzes kayıtlarına, Tursun Bey ve Kritovulos’tan Halil İnalcık ile İsmail Hakkı Uzunçarşılı Hocaya, Topkapı Sarayı Arşivi, Başbakanlık Osmanlı Sarayı Arşivi ve Askeri Müze (Harbiye) kaynakları gibi çok kapsamlı bir araştırma yapılmış. Araştırma dört yıl sürmüş. Sonuçta çok gerçekçi ve tarihi tanıklıklara dayanan bu günlükler ortaya çıkmış. Bu kitabı ilk gördüğümde bir hazine buldum diye heyecanlanmıştım. Yazıda, kitaptan bazı bölümleri tarihleri atlayarak paylaştım ama gün gün savaşın nasıl ilerlediğini kitaptan okuyabilirsiniz.

        Yazar, İmparator'un günlüklerini fetihten sonra bulan Fatih Sultan Mehmed'in bu günlükleri okudğunu ve gün gün andıç yazdığını varsayıyor. Bu yüzden önce İmparator sonra Sultan sıralaması veriliyor.

        Bununla birlikte bugün İstanbul’da İstanbul Valiliği ve İletişim Başkanlığı tarafından şehrin birçok yerinde gerçekleştirilecek Fetih’in 573. Yıldönümü kutlamalarına katılmayı hararetle öneririm. Bu destansı zaferi yaşamak, yaşatmak, tarihin sayfalarıyla birlikte gönüllerde, zihinlerde de tutmak çok değerli. 2. Mehmed’in Fatih Sultan Mehmed olarak çağ kapatıp çağ açtığı bu eşsiz zaferi daha çok tanımamız, daha fazla bilmemiz gerekiyor.