Türkiye’nin uzay çalışmaları artık farklı bir nitelik kazanıyor. Uydu sayısı döneminden, uydularla hangi hizmetin sunulacağı dönemine geçiliyor. Selçuk Bayraktar’ın kurup genel müdürlüğünü üstlendiği Fergani Uzay’ın 6'ncı uzay aracını yörüngeye göndermesini de bu açıdan değerlendirmek gerekiyor.
Fergani’nin 160 kilogramlık uydusu FRG-100D4, 20 Ekim’de TSİ 14.04'te ABD’deki Cape Canaveral’dan fırlatıldı. SpaceX’in Bandwagon-5 göreviyle uzaya çıkan uydu, yaklaşık 63 dakika sonra roketten ayrıldı ve 590 kilometre irtifadaki yörüngesine yerleşti.
Aynı roketin yükleri arasında dikkat çekici bir isim daha vardı: ABD’li Xona Space Systems’in altı Pulsar navigasyon uydusu. Alçak yörüngeden ABD’nin Global Positioning System’ine (GPS) alternatif kurmayı hedefleyen iki girişim, aynı gün aynı rokete bindi. Bu tesadüf bile Fergani Uzay Teknolojileri’nin nerede durduğunu iyi anlatıyor.
FRG-100D4 ile Fergani’nin Ocak 2025'ten bu yana uzaya gönderdiği araç sayısı altıya ulaştı. Bunların dördü test uydusu. Biri yörünge transfer aracı, biri de bu aracın taşıdığı küp uydu.
Fergani’nin test uyduları 100 kilogram sınıfında ve giderek büyüyor. İlki 102 kilogramdı. Son gönderilen ise 160 kilogramla şirketin en yüksek güç üreten uydusu. Navigasyon yükünün yanında genişbant haberleşme yükü, faz dizili anten ve yapay zekâ destekli görev bilgisayarı taşıyor. Tepki tekeri, manyetometre ve yönlendirilebilir güneş panelleri gibi kritik alt sistemler şirket bünyesinde geliştirildi.
Uluğ Bey ile hedeflenen bağımsızlık
Fergani’nin hedefi, Uluğ Bey adı verilen küresel konumlama sistemini kurmak. Şirket, beş yıl içinde 100'ün üzerinde uyduya ulaşmayı ve Türkiye’nin yanında “dost ve kardeş” ülkelere de hizmet vermeyi hedefliyor.
Telefonlardaki haritalar, gemi rotaları, insansız hava aracı görevleri ve lojistik operasyonları konumlama sinyallerine dayanıyor. Bankacılık, enerji ve telekomünikasyon şebekeleri de hassas zaman bilgisini uydudan alıyor.
Türkiye’nin 2021'de açıklanan Milli Uzay Programı’nın on hedefinden biri de Bölgesel Konumlama ve Zamanlama Sistemi (BKZS). Programın kritik parçası olan yerli rubidyum atomik saat (RAFS), Temmuz 2026'da uzaya gönderildi.
Bir yanda kamunun bölgesel ölçekli, atomik saate dayalı programı var. Diğer yanda özel sektörün, Fergani’nin küresel iddialı alçak yörünge takımı. İkisi birbirini tamamlayabilir. Fergani de zaman referansı olarak milli atomik saati kullanabilir. Ancak iş bölümünün nasıl olacağı henüz açıklanmış değil. Bu soruyu en kısa zamanda Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fatih Kacır’a soracağım.
Dünyada yarış kimler arasında?
Konumlamada küresel oyuncular belli: ABD’nin GPS’i, Avrupa Birliği’nin Galileo’su, Rusya’nın GLONASS’ı ve Çin’in BeiDou’su. Bölgesel sistemlerde ise Hindistan’ın NavIC’i ve Japonya’nın QZSS’i var. Klasik konumlama uyduları 19–24 bin kilometrede yer alıyor. Yarışın yeni cephesi ise birkaç yüz ile bin küsur kilometre arasındaki alçak yörünge.
Fergani’nin en yakın benzeri ABD’den Xona. ABD Federal İletişim Komisyonu (FCC), Ağustos 2026'da şirkete 250'yi aşkın uydudan oluşan takımın tamamı için navigasyon sinyali yayınlama izni verdi. Şirket hizmeti 2027 başında başlatmayı, 2028'de ABD, Avrupa, Japonya ve Güney Kore’yi kapsamayı hedefliyor. Mevcut GPS alıcılarının yazılım güncellemesiyle sinyali alabileceğini söylüyor. Topladığı yatırım 300 milyon doları aşmış durumda. Çeşitli ülkelerde de farklı görevler için geliştirilen kamu ve özel girişimler var.
Fergani’nin bunlardan farkı, navigasyon, haberleşme ve uzay taşımacılığını tek çatı altında toplaması. Bu, gelir kaynaklarını çeşitlendiriyor. Ama üç zor işin aynı anda olgunlaşmasını da gerektiriyor.
Uzayda taşıma işi de var
Roketin uyduyu uzaya çıkarması, uydunun istenen yörüngeye ulaştığı anlamına gelmiyor. Ortak fırlatmalarda farklı yörüngelere dağıtım ihtiyacı doğuyor. Uydu takımı kuran bir şirket için bu, takvimin ve maliyetin belirleyicisi.
Fergani’nin yörünge transfer aracı FGN-TUG-S01, 28 Kasım 2025'te fırlatıldı. 6 Aralık’ta hibrit motorunu 35 saniye ateşleyerek yörünge değiştirdi ve taşıdığı 10 kilogramlık küp uyduyu bıraktı. Şirket bunu, hibrit roket motorunun dünyadaki ilk yörüngesel ateşlemesi olarak duyurdu.
Bu kabiliyet, Fergani’nin kendi takımını farklı yörüngelere yerleştirmesini kolaylaştırabilir. Başka müşterilere uzayda taşıma hizmeti sunmasının da önünü açabilir.
Takvimde kritik eşik 2030 mu?
Ocak 2025'te açıklanan “beş yılda 100'ün üzerinde uydu” hedefi, 2030'u işaret ediyor. Ancak bu bir uydu sayısı hedefi; hizmet olgunluğu ayrı bir konu. Selçuk Bayraktar, Aralık 2024'te küresel konumlama sisteminin “7–8 yıl” alacağını söylemişti.
Bugünkü tempoyla, yani yılda üç civarı fırlatmayla, 2030'da 100 uyduya ulaşmak mümkün görünmüyor. Fergani’nin seri üretim ve toplu fırlatma planlıyor olması gerekir.
Hizmet için uydu sayısı tek başına yetmiyor. Fergani’nin frekans tahsisini ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) sürecini tamamlaması, yer istasyonu ağını kurması ve uyumlu alıcı ile çipleri hazırlaması gerekiyor. Son adım ise performansın bağımsız bir kurumca doğrulanması. Yeni dönemin kapısı ancak bundan sonra açılır.
Türkiye bu işlerden ne kazanacak?
İlk kazanım, uzayda denenmiş mühendislik birikimi. Elektronikten yazılıma, itki sistemlerinden yörünge operasyonuna kadar her başarılı görev, yeni projelerin riskini azaltacak. Asıl stratejik kazanım ise özgün ve bağımsız konumlama, zamanlama ve haberleşme sistemlerinde olacak. Türkiye’nin kontrol edebildiği seçenekler artacak. Savunma, denizcilik, havacılık, enerji ve afet yönetimi bundan yararlanacak.
Ayrıca aynı roketle uzaya çıkan iki girişim, önümüzdeki yıllarda uzayda uydu ve yerde güvenilir hizmetle yarışabilir.
KKTC’de fibere bir adım kaldı
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) uzun süredir beklenen fiber internet altyapısında önemli bir aşamaya gelindi. Türk Telekom’un KKTC genelinde fiber altyapı kurması için gerekli yasal süreçler tamamlandı, izinler alındı. Edindiğim bilgilere göre önümüzdeki hafta ilk kazma vurulacak. Böylece KKTC’de yalnızca internet hızını değil, telekomünikasyon sektörünün yapısını, rekabet şartlarını ve iletişim güvenliğini de değiştirecek yeni bir dönem başlayacak.
Hatırlanacağı üzere Temmuz 2025'te Lefkoşa’da Türkiye ile KKTC arasında fiber altyapı protokolü imzalanırken ben de törendeydim. O günkü gelişmeleri “KKTC fiberle dünyaya entegre olacak!” başlıklı yazımda değerlendirmiş, Türk Telekom’un 100 milyon doların üzerinde yatırımla 150 bin haneye fiber internet ulaştıracağını aktarmıştım. İki ülkenin üst düzey yetkilileri ve Türk Telekom yönetiminin katıldığı törende, projenin KKTC’nin dijital geleceği açısından stratejik önemi vurgulanmıştı. Aradan yaklaşık 15 ay geçti. Şimdi protokolden sahaya geçiliyor.
Proje yap-işlet-devret modeliyle yürütülecek. Türk Telekom altyapıyı 25 yıl işletecek, ardından KKTC’nin Telekomünikasyon Dairesi’ne devredecek. Sonradan imzalanan ek protokollerle tarifeler, gelir paylaşımı, istihdam önceliği ve fesih şartı da düzenlendi. Türkiye ayrıca ilk iki yılda Telekomünikasyon Dairesi’nin sistemlerine 27 milyon dolar yatırım yapacak.
Türk Telekom’un güncel yatırım programına göre ilk yıl 100 bin hane, üç yılın sonunda ise 150 bin hane fiberle buluşacak. KKTC’nin nüfusu ve yerleşim yapısı düşünüldüğünde rakamlar önemli. Bugün adada hanelere ortalama 10 Mbps hız verilirken, fiberle 1.000 Mbps hedefleniyor.
Projenin dikkat çekici yanlarından biri, Türk Telekom’un pazara hangi modelle gireceği. İlk aşamada Türk Telekom fiber altyapıyı kuracak ve toptan veri hizmeti sunacak. İnternetin son kullanıcıya pazarlanmasını ise özel işletmeciler yapacak. Böylece mevcut internet servis sağlayıcıları, yeni altyapı üzerinden müşterilerine daha yüksek hız sunabilecek. Türk Telekom ise ilerleyen yıllarda doğrudan perakende hizmet vermeye de başlayacak.
Bu gelişme, KKTC telekomünikasyon pazarında yeni bir rekabet döneminin habercisi. Mobil tarafta Turkcell ve Vodafone hizmet veriyor. Bunlara Türk Telekom’un fiber altyapısı ekleniyor. Zamanlama da önemli: KKTC’de 5G hizmeti 15 Kasım 2026'da başlayacak. Baz istasyonlarının fiberle beslenmesi, 5G’nin performansını doğrudan belirleyecek.
KKTC için stratejik yatırım
Türkiye’nin KKTC’ye yönelik altyapı yatırımlarını birbirinden bağımsız değerlendirmemek gerekiyor. Türkiye’den deniz altından boru hattıyla su taşınması, adanın en önemli ihtiyaçlarından birine çözüm getirdi. Enerji bağlantılarının güçlendirilmesi de gündemde. Şimdi fiberle haberleşme alanında benzer bir dönüşüm hedefleniyor. Su, enerji ve haberleşme, KKTC’nin ekonomik gelişimi ve Türkiye ile entegrasyonu açısından birbirini tamamlayan stratejik alanlar.
Haberleşme altyapısı artık enerji, ulaştırma ve savunma kadar stratejik. KKTC ekonomisinde turizm ve yükseköğretimin ağırlığı düşünüldüğünde, hızlı internetin ekonomik katkısı büyük olacak. Üniversiteler, oteller ve kamu kurumları için fiber artık bir tercih değil, temel ihtiyaç.
Türkiye açısından yatırımın başka bir boyutu da var. Altyapının Türkiye merkezli güçlü bir operatörce geliştirilmesi, iki ülke arasındaki dijital entegrasyonu artıracak. KKTC’nin uluslararası bağlantısı bugün de Türk Telekom’un Turcyos-1 ve Turcyos-2 denizaltı kablolarına dayanıyor.
Asıl mesele fiberin eve ulaşması
Temmuz 2025'te Lefkoşa’da, projenin KKTC’nin dünyayla dijital entegrasyonu açısından önemli bir adım olacağını yazmıştım. Şimdi ilk kazma aşamasına gelindi. Üç yılda 150 bin haneye ulaşılırsa, KKTC’nin genişbant altyapısında ciddi bir dönüşüm yaşanacak.
Türk Telekom’un yatırımı yalnızca hızlı internet değil; KKTC’nin dijital ekonomisi, iletişim güvenliği ve Türkiye ile teknolojik bağları açısından da stratejik bir adım olacak.
THY'den Business Class yolcularına 5 yıldızlı restoran!
Türk Hava Yolları (THY), İstanbul Havalimanı’ndaki özel yolcu salonlarında hizmet anlayışını bir üst seviyeye taşıyacak yeni bir uygulamaya hazırlanıyor. Edindiğim bilgilere göre THY, dış hatlarda hizmet veren Turkish Airlines Lounge Business içerisinde, klasik açık büfe ve self-servis anlayışının ötesine geçerek 5 yıldızlı cafe/restoran konseptinde yeni bir alan oluşturacak. Böylece yolcular, uçuş öncesinde yalnızca açık büfeden yiyecek seçmek yerine, masalarında sipariş verebilecek ve garsonlardan özel hizmet alabilecek.
THY’nin ikram hizmetlerindeki ortağı Turkish DO&CO, yeni konseptin de merkezinde yer alacak. Türk ve dünya mutfağından lezzetler, yolcuların özel siparişleriyle hazırlanarak masalarına servis edilecek. Böylece THY’nin uçak içindeki Business Class ikram kalitesi, havalimanında da farklı bir boyuta taşınacak.
Aslında dünyada havayollarının üst segment yolcularına yönelik benzer uygulamaları bulunuyor. Ben de bu hizmetleri farklı havalimanlarında deneyimleme fırsatı buldum. Lufthansa’nın Frankfurt’taki First Class Lounge, SWISS’in Zürih’teki First Class Lounge’u, ve Singapore Airlines’ın özel yolcu salonları bunlar arasında. Her birinin hizmet anlayışı, ikram çeşitliliği ve yolcularına sunduğu ayrıcalıklar farklı.
THY açısından daha yakın örnek ise Qatar Airways’in Doha Hamad Uluslararası Havalimanı’ndaki Al Mourjan Business Lounge hizmeti. Burada Business Class yolcularına açık büfenin yanında alakart menü ve garson hizmeti de sunuluyor. Bu salonuda iyi bildiğim için THY’nin yeni uygulamasının hangi rekabet alanına yönelik olduğunu daha iyi değerlendirebiliyorum.
THY’nin bu adımı önemli. Çünkü First Class kabini bulunmayan şirket, Business Class yolcularına bazı havayollarının First Class yolcularına sunduğu hizmet seviyesine yaklaşan bir deneyim yaşatmayı hedefliyor. Üstelik THY’nin İstanbul Havalimanı’ndaki salonu, ikram çeşitliliği ve Türk mutfağının zenginliğiyle zaten güçlü bir ürüne sahip. Yeni restoran konseptiyle bu zenginliğe kişiselleştirilmiş hizmet de eklenecek.
Peki, THY bu yatırımdan ne kazanacak?
Havayollarının en fazla gelir elde ettiği yolcu gruplarından biri Business Class yolcuları. Özellikle uzun menzilli uçuşlarda bu yolcuların havayolu tercihinde koltuk konforu, uçuş saatleri ve ikram kadar aktarma havalimanındaki hizmet kalitesi de etkili oluyor. THY’nin yeni cafe/restoran konsepti, İstanbul üzerinden aktarma yapan yüksek gelirli yolcuların memnuniyetini ve şirkete bağlılığını artırabilir. Ayrıca Business Class biletinin değerini yükselterek fiyat rekabetinin yanında hizmet kalitesiyle de ayrışmasına katkı sağlayabilir.
THY’nin bu yatırımı, doğru uygulanması halinde yolcu memnuniyetinin yanında marka değerine, Business Class talebine ve İstanbul Havalimanı’nın uluslararası aktarma merkezi olarak tercih edilmesine de katkı sağlayabilir. Turkish DO&CO’nun lezzetlerine özel sipariş ve masaya servis hizmetinin eklenmesiyle THY, Business Class yolcusuna yalnızca uçakta değil, havalimanında da daha ayrıcalıklı bir deneyim sunmaya hazırlanıyor.