Türkiye’nin havacılık sanayisinde yıllardır üzerinde çalışıp, geliştirdiği üç milli ve özgün uçağın üçü de artık ihracat pazarında. TUSAŞ imzası taşıyan HÜRKUŞ, HÜRJET ve KAAN, üç farklı ülkeyle yapılan anlaşmalarla Türkiye sınırlarının dışına çıkmaya hazırlanıyor. HÜRKUŞ-II Azerbaycan’a, HÜRJET İspanya’ya, KAAN ise Endonezya’ya uçacak.
Daha önce 5 adet HÜRKUŞ-I modelinin 2 Afrika ülkesine ihraç edildiği notunu düşmekte fayda var. İlk model zaten sınırlı sayıda üretilmiş, sonra Türk Hava Kuvvetlerinin isteklerini karşılayacak şekilde HÜRKUŞ-II geliştirilip, üretildi ve envantere Eylül’de girdi. Dünyada da kendi kategorisinde 4 rakibi bulunuyor.
Havacılıkta, özellikle de askeri uçaklarda ihracatı sadece kaç uçak satıldığı ve sözleşmenin kaç milyar dolar olduğu üzerinden değerlendirmek doğru değil. Çünkü bir savaş veya eğitim uçağını alan ülke, üreticiyle 20-30 yılı, bazen daha uzun süreyi kapsayan bir ilişkiye de giriyor. Pilot ve teknisyen eğitimi, bakım-idame, yedek parça, simülatörler, mühimmat entegrasyonu, yazılım güncellemeleri ve modernizasyonlar bu ilişkinin devamını getiriyor. Eğer anlaşmanın içinde yerel üretim ve teknoloji paylaşımı da varsa iki ülkenin şirketleri, mühendisleri ve tedarik zincirleri de birbirine bağlanıyor. Dolayısıyla bugün imzalanan bir uçak sözleşmesi, yarının çok daha geniş savunma ve havacılık ekosisteminin temelini oluşturabiliyor.
Türkiye açısından HÜRKUŞ, HÜRJET ve KAAN ihracatlarının asıl önemi de burada. Üç uçak için seçilen ülkeler ve kurulan modeller birbirinden farklı. Azerbaycan’la çok yakın stratejik ilişkiler üzerine kurulu bir yapı, İspanya ile NATO ve Avrupa havacılık sanayisine açılan farklı bir model, Endonezya ile de üretim ve teknoloji iş birliğini içine alan uzun vadeli bir ortaklık söz konusu.
HÜRKUŞ-II Azerbaycan için uçacak
Bu zincirin en yeni halkası Azerbaycan’dan geldi. Bakü’de düzenlenen 6’ncı Azerbaycan Uluslararası Savunma Fuarı ADEX 2026’da Azerbaycan Hava Kuvvetleri için 14 HÜRKUŞ-II tedarik edilmesine yönelik sözleşme imzalandı. Üstelik anlaşma HÜRKUŞ-II’nin askeri tip sertifikasyonunun tamamlanması ve ilk uçakların Türk Hava Kuvvetleri envanterine girmesinden günler sonra geldi. İlk HÜRKUŞ-II’lerin 2026 içinde Azerbaycan’a teslim edilmesi planlanıyor.
ADEX 2026 bu açıdan sadece HÜRKUŞ’un ihracatının açıklandığı bir fuar olmadı. Türkiye, 61 savunma sanayisi şirketiyle organizasyonun en geniş ülke katılımını gerçekleştirdi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de fuarı ziyaret ederek Türk savunma şirketlerinin ürünlerini yakından inceledi.
Zaten ADEX’te ortaya çıkan rakamlar Türkiye-Azerbaycan savunma ilişkisinin geldiği noktayı göstermesi açısından dikkat çekici. Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Türk savunma sanayisi şirketlerinin Azerbaycan’da imzaladığı tedarik sözleşmelerinin toplam değerinin 500 milyon doları aştığını açıkladı. HÜRKUŞ-II bu paketin en dikkat çekici parçalarından biri, ancak tek anlaşma değil.
BAYKAR, Azerbaycan’a MIZRAK Akıllı Dolanan Mühimmat ile ANTİDOT sisteminin tedariki için iki ayrı sözleşmeye imza attı. ROKETSAN, BARBAROS Kıyı Savunma Sistemi için sözleşme yaparken ASELSAN’ın ALP-100 radar sisteminin tedarikine yönelik mutabakatı da imzalandı. ASELSAN ile Azerbaycanlı NOVASİS arasında Nahçıvan’da fabrika kurulmasına yönelik ön protokol de var. Bunun yanında ortak üretimden Ar-Ge’ye, eğitimden insan kaynağının geliştirilmesine kadar uzanan başka anlaşmalar yapıldı.
Dolayısıyla Bakü’de ortaya çıkan tabloyu sadece “Türkiye Azerbaycan’a 500 milyon dolarlık savunma sistemi sattı” şeklinde okumak eksik kalır. Nitekim Savunma Sanayi Başkanı Prof. Dr. Haluk Görgün de iki ülke arasındaki modelin gerçek ihtiyaçların birlikte belirlenmesi, dışa bağımlılığın azaltılması, altyapının oluşturulması ve sonraki nesil projelerde çalışacak insan kaynağının yetiştirilmesi üzerine kurulduğuna dikkat çeken açıklamalar yaptı. Türkiye-Azerbaycan ilişkileri savunma sanayisinde artık ürün satışından ortak üretim ve teknoloji ekosistemine doğru ilerliyor.
HÜRKUŞ-II’nin bu yapının içine girmesi ise başka bir açıdan önemli. Çünkü bugüne kadar iki ülke arasındaki savunma iş birliğinde insansız hava araçları, mühimmat, elektronik ve kara sistemleri önemli yer tutuyordu. Şimdi TUSAŞ’ın geliştirdiği insanlı bir eğitim uçağı da Azerbaycan Hava Kuvvetlerinin pilot eğitim sisteminin parçası olacak. Bu anlaşmanın devamında HÜRJET ve KAAN anlaşmaları da gelebilir.
HÜRJET Avrupa’da
TUSAŞ’ın ikinci önemli ihracat başarısı ise HÜRJET ile Avrupa’ya gerçekleşti. İspanya, hava kuvvetlerindeki yaşlanan F-5M eğitim uçaklarının yerine HÜRJET’i kullanmayı tercih etti. Süreç 2024 sonunda başlayan hükümetler arası temasların ardından TUSAŞ ile Airbus arasındaki iş birliğiyle ilerledi ve 30 HÜRJET’i kapsayan yaklaşık 2,6 milyar avroluk programa dönüştü.
Burada 2,6 milyar avroyu yalnızca 30 uçağın satış fiyatı olarak değerlendirmemek gerekiyor. Programın içinde uçakların yanı sıra simülatörler, yer eğitim sistemleri, bakım-idame altyapısı, eğitim ve uzun süreli operasyonel destek de bulunuyor. Yani İspanya aslında sadece Türkiye’den uçak satın almıyor, HÜRJET merkezli yeni bir pilot eğitim sistemi kuruyor.
HÜRJET ihracatının Türkiye açısından ayrıca üzerinde durulması gereken tarafı var. Türkiye’nin geliştirdiği süpersonik bir jet eğitim uçağı ilk defa NATO ve Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin hava kuvvetleri tarafından tercih ediliyor. Üstelik Airbus gibi Avrupa havacılık sanayisinin en büyük şirketlerinden biri programın içinde. Bu ortaklığın HÜRJET’in başka Avrupa ve NATO ülkelerine açılmasına da mutlaka katkı sağlayacaktır.
48 KAAN Endonezya’ya
Üç ihracat anlaşması içinde adet ve stratejik boyut açısından en dikkat çekici olanı ise şüphesiz KAAN. Türkiye ile Endonezya arasında 48 KAAN Milli Muharip Uçağı için anlaşma oldukça stratejik bir adım oldu. İlk mutabakat Haziran 2025’te Endonezya’da açıklandı. Temmuz 2025’te İstanbul’da TUSAŞ ile Endonezya Savunma Bakanlığı arasında kesin satış sözleşmesi imzalandı.
KAAN anlaşması da klasik bir uçak satışının ötesine geçiyor. Endonezya’nın yerel sanayi kabiliyetlerinin projede kullanılması, teknoloji paylaşımı ve üretim iş birliği anlaşmanın önemli unsurları arasında. Dolayısıyla Endonezya 48 savaş uçağını filosuna katarken kendi havacılık sanayisini de bu programın içine sokmayı hedefliyor.
Burada Türkiye açısından çok daha uzun vadeli bir ilişki söz konusu olacak. Çünkü KAAN henüz geliştirme sürecindeki beşinci nesil bir savaş uçağı. Endonezya’nın programa bu aşamada dahil olması, iki ülkenin üretimden eğitime, bakım ve modernizasyondan ileride geliştirilecek yeni konfigürasyonlara kadar yıllarca birlikte çalışması anlamına geliyor.
Türkiye uzun yıllar boyunca savaş ve eğitim uçaklarını başka ülkelerden alan, bu uçakların yedek parçası, motoru, modernizasyonu ve mühimmatı konusunda üretici ülkelerle ilişki kurmak zorunda kalan bir ülkeydi. Bugün ise aynı ilişkinin diğer tarafına geçmeye hazırlanıyor. HÜRKUŞ Azerbaycan’da, HÜRJET İspanya’da, KAAN Endonezya’da görev yaptığında TUSAŞ yalnızca üç farklı ülkeye uçak ihraç etmiş olmayacak; bu ülkelerin hava kuvvetleriyle uzun yıllar devam edecek teknik ve endüstriyel ilişkilerin de merkezinde yer alacak.
Bu sebeple 14 HÜRKUŞ, 30 HÜRJET ve 48 KAAN’ı topladığımızda ortaya çıkan 92 uçaklık tablo, sadece ihracat adedi olarak okunmamalı. Asıl önemli olan, Türkiye’nin kendi geliştirdiği insanlı hava araçlarıyla uluslararası havacılık pazarında kalıcı bir üretici ve sistem sağlayıcısı haline gelip gelemeyeceği. İlk anlaşmalar bunun için önemli bir kapı açmış durumda.