TEKNOFEST'i ilk kez 2018'de, henüz ilk organizasyon yapılmadan önce yazmıştım. O tarihte meseleye bir hava gösterisi veya milyonların ziyaret edeceği büyük bir festival olarak bakmamıştım. Benim için asıl önemli olan, Türkiye'nin gençlerini teknolojiyle buluşturacak, onları üretmeye teşvik edecek ve sürekliliği olacak bir yapı kurulmasıydı.
Aradan sekiz yıl geçti.
Bugün TEKNOFEST Mavi Vatan için Gölcük'te. Bundan kısa süre önce Şırnak'ta gençler dronlarını yarıştırdı. Ardından ana TEKNOFEST, 30 Eylül-4 Ekim tarihlerinde Şanlıurfa'ya gidecek.
İstanbul'dan Bakü'ye, Samsun'dan Adana'ya, KKTC'den Şırnak'a ve şimdi Mavi Vatan'a uzanan bu yolculuk, TEKNOFEST'in artık sadece bir festival olmadığını gösteriyor. Fakat tam da bu noktada sekiz yıl önce sorduğumuz soruyu yeniden sormamız gerekiyor: TEKNOFEST bize ne kazandırıyor?
Ortaya çıkan ürün ve insan kaynağı
2019'da TEKNOFEST 1 milyon 720 bin ziyaretçiyle büyük bir rekora imza attığında bir uyarıda bulunmuştum. Türkiye'nin “EN” hastalığına kapılmaması gerektiğini, en büyük, en kalabalık, en fazla ziyaret edilen organizasyon olmanın tek başına başarı sayılamayacağını yazmıştım.
Asıl başarı kriterinin bir sonraki yıl ortaya çıkacak ürünler, teknolojiler ve yetişen insan kaynağı olması gerektiğini vurgulamıştım. O gün örnek verdiğim projelerden biri Akıncı, diğeri Cezeri idi. Milli Muharip Uçak'ın hangi aşamaya geleceğini de sorgulamıştım.
Bugün geriye baktığımızda hayallerin ötesine geçen bir mesafe alındığını kabul etmek gerekiyor.
Akıncı artık operasyonel bir hava aracı. O günlerde maketini gördüğümüz Milli Muharip Uçak, bugün KAAN adıyla gökyüzüyle buluştu. Kızılelma uçuyor. Hürjet uçuyor. Gökbey hizmete girdi. Baykar’ın insansız hava araçlarında oluşturduğu ekosistem dünya ölçeğinde dikkat çeken bir seviyeye ulaştı.
Demek ki TEKNOFEST sahnesinde gördüğümüz bazı hayaller gerçekten ürüne dönüşmüş.
TEKNOFEST'in gerçek ürünü gençler
TEKNOFEST'in en önemli çıktısının uçaklar, roketler, dronlar, deniz veya kara araçları olduğunu düşünmüyorum. Asıl ürün insan kaynağıdır. Bunu 2018'de de vurgulamıştım.
İlk yıllarda binlerle ifade edilen yarışmacı sayısı bugün çok farklı bir noktaya geldi. Selçuk Bayraktar, Şırnak'ta bu yıl TEKNOFEST yarışmalarına 730 bin takım ve 1 milyon 600 bin yarışmacının başvurduğunu açıkladı. Bu rakam ziyaretçi sayısından çok daha önemli.
Çünkü ziyaretçi festivale gelir ve gider. Yarışmaya hazırlanan genç ise aylarca bir problem üzerinde çalışır. Takım kurar, tasarım yapar, yazılım geliştirir, başarısız olur, yeniden dener ve sonunda ortaya bir ürün çıkarır. Türkiye'nin ihtiyacı da tam olarak bu kültürdür.
Savunma sanayiinin asıl ihtiyacı nedir?
Burada TEKNOFEST'in Türkiye açısından belki de en stratejik tarafına ayrıca dikkat çekmek gerekiyor. Türkiye son yıllarda savunma sanayiinde önemli bir yerlileşme hamlesi yaptı. Ancak bugün geliştirilen ileri teknoloji projelerinin geleceğini sadece mevcut başarılarla garanti altına alamayız.
Çünkü savunma ve ileri teknoloji alanında sürdürülebilirliğin en kritik unsuru fabrikadan önce nitelikli insan kaynağıdır.
Mühendis, yazılımcı, teknisyen, araştırmacı yetiştirmek birkaç yılda olacak iş değil. Bir çocuğun teknolojiye merak duymasıyla başlayan süreç üniversiteye, laboratuvara, şirkete ve sonunda geliştirdiği ürüne kadar uzanıyor. Türkiye'nin önümüzdeki 10-20 yıldaki teknoloji gücü de bugün bu zincire kaç genci dahil edebildiğimizle doğrudan bağlantılı olacak. TEKNOFEST'in bana göre en önemli işlevlerinden biri tam burada ortaya çıkıyor.
Savunma sanayii şirketleri yıllardır yetişmiş mühendis bulmak için üniversitelerin kapısını çalarken TEKNOFEST meseleyi daha erken yaşlara taşıdı. Gençleri yalnızca teknoloji şirketlerinde çalışmaya değil, teknoloji geliştirmeye özendiriyor. Yarışmalar da bunun ilk laboratuvarı haline geliyor.
Dolayısıyla TEKNOFEST'e harcanan emeği ve kaynağı sadece birkaç günlük festivalin maliyeti üzerinden değerlendirmek yanlış olur. Eğer buradan yetişen gençler yarının mühendislerine, araştırmacılarına, girişimcilerine ve teknoloji şirketlerinin kurucularına dönüşüyorsa yapılan şey aynı zamanda Türkiye'nin gelecekteki insan kaynağına yatırım anlamına geliyor.
Türkiye'nin savunma sanayiinde bugün ulaştığı seviyeyi korumasının yolu yalnızca daha gelişmiş platformlar üretmekten değil, o platformların bir sonraki neslini geliştirecek insanları yetiştirmekten geçiyor. TEKNOFEST’in görünmeyen tarafında ise bu var.
Şırnak'taki yarışmanın anlamı
Selçuk Bayraktar'ın Şırnak'taki TEKNOFEST Dron Şampiyonası'na gitmesini önemli buluyorum. Bayraktar orada gençlere hitap ederken teknoloji rüzgârının Güneydoğu'dan eseceğini ve medeniyet tarihinin başladığı bu bereketli topraklardan yeni bir teknoloji ikliminin doğabileceğini söyledi.
Bu sözleri yalnızca bir festival konuşması olarak görmemek gerekir. Türkiye yıllarca yetenek havuzunu birkaç büyük şehirden oluşturdu. İstanbul, Ankara, İzmir ve birkaç üniversite teknoloji insan kaynağının merkezi oldu. Oysa yetenek coğrafyaya göre dağıtılmıyor. Şırnak'taki bir çocuğun dron teknolojisine dokunmasıyla İstanbul'daki bir çocuğun dokunması arasında fırsat açısından fark olmamalı.
Teknolojiyi Anadolu'ya taşımak ile Anadolu'daki teknoloji kabiliyetini ortaya çıkarmak arasında ciddi bir fark var.
Gökyüzünden Mavi Vatan'a
TEKNOFEST'in bir başka önemli dönüşümü de teknoloji alanlarını çeşitlendirmesi. Bugün Gölcük Tersanesi Komutanlığı'nda TEKNOFEST Mavi Vatan düzenleniyor. Geçen yıl İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda başlayan Mavi Vatan buluşması bu yıl Gölcük'e taşındı. Bu gelişme de önemli.
Çünkü üç tarafı denizlerle kaplı olan Türkiye'nin havacılık ve savunma sanayiinde yakaladığı ivmenin deniz teknolojilerine de taşınması gerekiyor. İnsansız deniz araçları, otonom sistemler, su altı teknolojileri, sonarlar, sensörler, elektronik harp, haberleşme, yapay zekâ ve deniz platformları önümüzdeki dönemin en stratejik teknoloji alanları arasında olacak.
Türkiye İHA ve SİHA'da yakaladığı başarıyı denizin üstünde ve altında neden yakalamasın?
Çocuklara savaş gemilerini göstermek elbette heyecan verici. Ama bundan daha değerlisi, o çocuklardan bazılarının 10-15 yıl sonra Türkiye'nin yeni nesil denizaltısını, insansız su altı aracını, sonarını veya otonom deniz platformunu tasarlaması olacaktır.
İHA'daki modeli denizlere taşıyabilir miyiz?
Türkiye'nin İHA başarısının arkasında üzerinde yeterince durulmayan bir unsur var. Baykar, TUSAŞ, ASELSAN, ROKETSAN, STM ve çeşitli teknoloji şirketlerinin etrafında yıllar içinde mühendislerden tedarikçilere, yazılım şirketlerinden alt sistem üreticilerine uzanan bir ekosistem oluştu.
2021'de bunu “Turkish Drone Ekosistemi” olarak tarif etmiştim. Şimdi benzer bir ekosistem deniz teknolojilerinde de oluşuyor. Mavi Vatan sadece donanmanın güçlü olması anlamına gelmiyor. Üniversitesi, tersanesi, özel şirketi, girişimcisi, yazılımcısı, elektronikçisi ve genç mühendisleriyle bir deniz teknolojileri ekosistemi kuruluyor.
TEKNOFEST Mavi Vatan da bu dönüşümün gençlik ayağını oluşturuyor.
TEKNOFEST neslinin ikinci aşaması: Savunmadan sivil teknolojiye
TEKNOFEST için bundan sonra üzerinde durulması gereken başka bir konu daha var. Yarışmalarda dereceye giren gençlere ne oluyor? Kaçı şirket kuruyor? Kaçı patent alıyor? Kaç proje ürüne dönüşüyor? Kaçı ihracat yapıyor? Kaçı savunma, havacılık, enerji, sağlık veya teknoloji şirketlerinde çalışmaya başlıyor?
TEKNOFEST yarışmalarında derece yapan bazı gençler daha sonra karşıma şirket sahibi olarak çıktı. Bazılarının ise önemli şirketlerimizde kritik görevler üstlendiğine şahit oldum. Demek ki bu maya tutmuş.
KKTC'deki TEKNOFEST sonrasında “TEKNOFEST nesli” kavramına dikkat çekmiştim. Bugün Şırnak'taki çocuklara baktığımızda bu kavram daha anlamlı hale geliyor. Ancak bu neslin yalnızca savunma sanayi ile sınırla kalmayacaktır.
Türkiye'nin tarım teknolojisine de ihtiyacı var, enerji teknolojisine de... Sağlık, biyoteknoloji, yapay zekâ, çip, haberleşme, kuantum, uzay, robotik ve siber güvenlik alanlarında da aynı heyecanı oluşturmak zorundayız.
Güçlü bir teknoloji ülkesi sadece iyi SİHA, savaş uçağı veya savaş gemisi yapan ülke değildir. Bunların yanında dünyanın kullandığı yazılımı, haberleşme sistemini, çipi, sağlık cihazını, enerji teknolojisini ve yapay zekâ ürününü geliştiren ülkedir. TEKNOFEST'in ikinci aşamasının da bu olması gerektiğini düşünüyorum.
Sekiz yıl sonra aynı noktadayım
2018'de ilk TEKNOFEST yapılmadan önce Türkiye'nin böyle bir organizasyona ihtiyacı olduğunu, ancak sürdürülebilir olması gerektiğini yazmıştım. Sekiz yıl sonra TEKNOFEST sürdürülebilirliğin de ötesine geçerek o gün tahmin edilmesi güç bir çeşitliliğe ulaştı.
2019'da ise bir adım daha ileri giderek ziyaretçi rekorları yerine ortaya çıkan teknolojilere bakmamız gerektiğini yazmıştım. Bugün savunma ve teknoloji şirketlerimiz neredeyse her hafta yeni bir ürün, sistem veya teknolojik gelişme açıklıyor.
Şimdi önümüzde yeni bir eşik var: Bu ekosistemi daha fazla gence ulaştırmak, yarışmalardan çıkan kabiliyetleri kaybetmemek ve savunma sanayiinde oluşan teknoloji kültürünü sivil alanlara taşımak.
2018'de atılan tohumlar bugün büyük bir teknoloji ekosistemine dönüşmüş durumda. TEKNOFEST ekosisteminde ciddi anlamda mühendis, araştırmacı ve girişimci yetişiyor.
TEKNOFEST'in ikinci sekiz yılında daha fazla teknoloji ürünüyle tanışmaya hazır mısınız?