Türkiye’nin yerli ve milli akıllı telefon projesinin detayları netleşmeye başladı. ASELSAN, Türk Telekom ve Türk Dünyası İş Konseyi’ne bağlı TTT İnovasyon’un üzerinde çalıştığı projede ilk modellerin 2027’nin ilk çeyreğinde tanıtılması hedefleniyor.
Biri kamu çalışanlarına özel olmak üzere üç farklı model üzerinde çalışılıyor. Kriptolu haberleşme, yerli yazılım, uydu bağlantısı, Togg ile uyum ve zamanla tamamen yerli işletim sistemine geçiş gibi hedefler projeyi sıradan bir telefon girişiminin ötesine taşıyor.
Yerli telefon projesinin detaylarını ortaya koyan haberi okurken kısa süre önce okurum Sadullah Demircioğlu’nun bana gönderdiği uzun bir notu hatırladım.
Demircioğlu özetle şu soruyu soruyordu:
Türkiye neden güvenli, yerli, yeni nesil bir tuşlu telefon üretmiyor?
İlk bakışta akıllı telefon çağında geriye dönüş gibi görünebilir. Fakat biraz üzerinde düşününce mesele hiç de öyle değil.
Akıllı telefon her yerde gerekli mi?
Bugün cep telefonu artık yalnızca haberleşme cihazı değil. Kamera, mikrofon, konum bilgisi, Bluetooth, Wi-Fi, uygulamalar ve sürekli internet bağlantısıyla aynı zamanda çok güçlü bir veri toplama aracı.
Normal kullanıcı açısından bunlar büyük kolaylık. Ancak askerî tesislerde, kritik kamu kurumlarında, savunma sanayiinde veya güvenlik açısından hassas görevlerde aynı özellikler risk haline gelebiliyor.
Bu nedenle mesele “akıllı telefon mu, tuşlu telefon mu?” tartışmasından daha geniş.
Asıl soru şu:
Türkiye kritik kullanıcı grupları için kontrolü tamamen kendisinde olan bir haberleşme cihazı geliştirmeli mi? Bence yerli telefon projesi yürütülürken bu sorunun da masaya yatırılması gerekiyor.
Tuşlu telefon demek eski teknoloji demek değil
Okurumun önerisinin dikkat çekici tarafı da burada. Bugün piyasadaki tuşlu telefonların önemli bölümü eski teknolojileri kullanan, düşük kaliteli ve sınırlı özelliklere sahip cihazlardan oluşuyor. Oysa tuşlu telefonun mutlaka teknolojik olarak geri kalmış olması gerekmiyor.
LTE ve 5G üzerinden çalışan, VoLTE destekleyen, yerli yazılıma sahip, güvenli haberleşme sağlayan, gerektiğinde kamerasız üretilebilen bir cihaz geliştirilebilir.
Üstelik böyle bir cihaz yalnızca telefon olarak düşünülmemeli. Bas-konuş özelliğiyle saha ekipleri, güvenlik birimleri ve afet dönemlerinde görev yapan personel için telsiz benzeri bir haberleşme aracı görevini de üstlenebilir. Merkezi cihaz yönetimiyle hangi özelliklerin kullanılabileceği belirlenebilir; kritik görevlerde kamera, uygulama veya bazı bağlantı seçenekleri sınırlandırılabilir.
Uzun pil ömrü, sınırlı ve güvenli uygulama desteği ile acil durum haberleşmesi de cihazın temel özellikleri arasında yer alabilir. Bugün açıklanan yerli akıllı telefon projesindeki uydu bağlantısı hedefinin böyle bir cihazda ayrıca önemli olacağını düşünüyorum.
Depremde, afet bölgesinde veya mobil şebekenin devre dışı kaldığı alanlarda sade fakat dayanıklı bir haberleşme cihazının değeri çok daha iyi anlaşılır.
Askerin cebindeki telefon ne kadar güvenli?
Konunun bir başka boyutu milli güvenlik. Modern savaşlarda cep telefonlarının bıraktığı dijital izler artık ciddi bir güvenlik problemi. Konum bilgileri, kablosuz bağlantılar, uygulamalar ve kullanıcı davranışlarından elde edilen veriler farklı yöntemlerle istihbarat amacıyla değerlendirilebiliyor.
Dolayısıyla kritik görevdeki personele yalnızca “telefon kullanma” demek yerine, hangi telefonu güvenli biçimde kullanabileceğini de düşünmek gerekiyor. Çünkü günümüzde haberleşme cihazları sadece iletişim aracı değil, aynı zamanda güvenlik mimarisinin de bir parçası haline gelmiş durumda.
ASELSAN’ın projede bulunması bu açıdan özellikle önemli. Zira ASELSAN’ın haberleşme, kriptoloji ve güvenli iletişim alanındaki kabiliyetleri, projeyi sıradan bir tüketici elektroniği girişiminden farklı bir noktaya taşıyabilir.
Hatta güvenli haberleşme amacıyla geliştirilecek böyle bir cihaz, ASELSAN'ın yıllardır savunma alanında geliştirdiği haberleşme ve kriptoloji kabiliyetlerinin daha geniş kullanım alanlarına taşınmasının da ilginç örneklerinden biri olabilir.
Kamu çalışanlarına özel kriptolu model düşünülüyorsa bunun yanında asker, polis, güvenlik personeli ve kritik tesis çalışanları için daha sade bir model neden olmasın?
Çocuk ve yaşlılar için de ayrı bir pazar var
Üstelik konu yalnızca güvenlik değil. Çocuklarına henüz akıllı telefon vermek istemeyen aileler var. Sadece konuşma ve mesajlaşma ihtiyacı olan yaşlılar var. Şantiyelerde, fabrikalarda, madenlerde ve zorlu saha şartlarında çalışanlar var.
Bu kullanıcıların büyük bölümünün ihtiyacı onlarca uygulama taşıyan pahalı bir akıllı telefon olmayabilir. Dayanıklı, pili uzun süre giden, güvenilir ve gerektiğinde konumu belirlenebilen basit bir iletişim cihazı yeterli olabilir.
Bir başka nokta ise gözden kaçan tuşlu telefon pazarı. Okurum Demircioğlu, Türkiye’de öğrenciler, yaşlılar ve bazı meslek gruplarında devam eden talebin bir bölümünün düşük fiyatlı, servis desteği bulunmayan ve kayıt dışı kanallardan gelen cihazlarla karşılandığına dikkat çekiyor.
Eğer bu alanda ciddi bir talep söz konusuysa, yerli üretilecek güvenilir ve uygun fiyatlı bir cihaz hem kullanıcı açısından hem de kayıtlı ekonomi açısından önemli bir alternatif olabilir.
Dolayısıyla böyle bir ürün yalnızca kamu için geliştirilecek özel bir cihaz olmak zorunda değil.
Yerli telefon ailesine dördüncü model eklenebilir mi?
Bugünkü açıklamaya göre yerli telefon projesinde üç model düşünülüyor: Kamuya özel kriptolu model, erişilebilir fiyatlı model ve daha yüksek özelliklere sahip üst segment model. Ben buna bir soru daha ekleyeyim: Dördüncü model neden yeni nesil güvenli bir tuşlu telefon olmasın?
Ama eski GSM teknolojisine dayanan klasik bir telefon değil.
LTE/5G destekli, uzun pil ömürlü, dayanıklı, yerli yazılımlı, güvenliği kontrol altında, gerektiğinde kamerasız üretilebilen ve afet şartlarında alternatif haberleşme imkânları sunabilen yeni nesil bir cihazdan söz ediyorum.
Üstelik böyle bir ürün yalnızca Türkiye pazarı için düşünülmemeli. Türk Cumhuriyetleri başta olmak üzere Orta Doğu, Afrika ve güvenli, dayanıklı haberleşme ihtiyacının öne çıktığı farklı pazarlara da hitap edebilir.
Böylece Türkiye yalnızca bir telefon üretmiş olmaz; güvenli haberleşme alanında yeni bir ekosistemin de temelini atabilir. Türkiye yerli telefon yapmak için yeniden yola çıkıyorsa yalnızca Apple, Samsung veya Çinli üreticilerin yaptığı telefonların bir benzerini yapmakla yetinmemeli.
Rakiplerin güçlü olduğu pazara girmek önemli. Ama onların yeterince ilgilenmediği bir ihtiyacı keşfedip ürüne dönüştürmek çok daha değerli.
Belki de yerli telefon projesinin asıl başarısı, yeni bir akıllı telefon üretmekten çok, yeni bir haberleşme kategorisi oluşturmak olacaktır.