Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Güntay Şimşek Numarayı taşıdık, IBAN'ı neden taşıyamıyoruz?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Türkiye'de bankasını gerçekten kendi iradesiyle seçen kaç vatandaş var? Sorunun cevabı sanıldığından çok daha küçük bir sayı. Çünkü bu ülkede banka seçimi çoğu zaman vatandaşın değil, onun bağlı olduğu kurumun kararı. Maaşınızı hangi bankadan alacağınıza işvereniniz karar veriyor, emekli aylığınızı hangi bankadan alacağınıza devlet, ürün bedelinizi hangi hesaba yatıracağına ise alıcı kurum karar veriyor. Sonunda ortaya, aynı kişinin farklı gerekçelerle birçok bankanın müşterisi olduğu, kimsenin sorgulamadığı ama milyonlarca insanın her gün yaşadığı tuhaf bir bankacılık düzeni oluşuyor.

        Bu tablonun perde arkasında ise oldukça basit bir ticari mantık var. Bir banka, bin çalışanı olan bir şirketle ya da büyük bir kamu kurumuyla maaş protokolü imzaladığında, tek bir toplantıyla binlerce müşteri kazanmış oluyor. Kurum promosyon alıyor, banka müşteri kazanıyor; bu ilişkiden kazançlı çıkan iki taraf var ve ikisi de vatandaş değil. Serbest piyasanın olağan işleyişinde şirketler tüketiciyi ikna ederek kazanır; burada ise vatandaş ikna edilmeden, sırf çalıştığı ya da bağlı olduğu kurum öyle anlaştığı için taraf oluyor. Bugün milyonlarca kişinin müşterisi olduğu bankaların önemli bir kısmı, aslında bu şekilde edinilmiş bir müşteri tabanına oturuyor.

        Yirmi yıl önce bu düzenin arkasına teknik bir gerekçe sığdırılabilirdi. Bugün elde FAST (Fonların Anlık ve Sürekli Transferi) var, IBAN (International Bank Account Number / Uluslararası Banka Hesap Numarası) var, e-Devlet var, açık bankacılık var; para bankalar arasında saniyeler içinde hareket edebiliyor, bir uygulamadan başka bankalardaki hesaplar bile yönetilebiliyor. Teknoloji zaten hazırsa, geriye tek bir soru kalıyor: vatandaş neden maaşını, ürün bedelini ya da aldığı desteği kendi seçtiği hesaba yönlendiremiyor?

        Avrupa'nın çoktan kapattığı tartışma

        Bu soruya Avrupa Birliği (AB) çoktan bir cevap üretmiş durumda. AB'nin SEPA (Single Euro Payments Area / Tek Euro Ödeme Alanı) sistemi sayesinde bir vatandaşın hesabının hangi üye ülkede olduğu artık hiçbir işveren için engel teşkil etmiyor. Fransa'daki bir şirket, çalışanının maaşını doğrudan Almanya'daki ya da Hollanda'daki hesabına yatırabiliyor. Kimse belirli bir ülkedeki ya da belirli bir bankadaki hesabı kullanmaya zorlanamıyor.

        Avrupa Komisyonu bu pratiği engellemeye çalışan kurumları tarif etmek için ayrı bir kavram bile türetmiş: IBAN ayrımcılığı. Bir kurumun "sadece şu ülkenin ya da şu bankanın hesabına öderim" demesi hukuka aykırı sayılıyor.

        Avrupa'nın tartışması artık bankanın hangisi olduğu değil, vatandaşın tercih hakkının korunup korunmadığı üzerine kuruluyor. Aslında mesele tam da bu.

        Numara taşınabilirliğinin bankacılıktaki karşılığı

        Burada önerilen model, bankaların değil rekabetin tarafını değiştirmeyi amaçlıyor. Tıpkı yıllar önce cep telefonunda numara taşınabilirliğinin yaptığı gibi…

        Numara taşınabilirliği gelmeden önce cep telefonu operatörünü değiştirmek demek, yıllardır kullandığınız numarayı kaybetmek demekti; çoğu insan bu yüzden istemediği operatörde kalmaya devam ediyordu. Numara taşınabilirliği geldiğinde denge bir anda değişti: operatörler müşteriyi elde tutabilmek için birbiriyle yarışmaya başladı, fiyatlar geriledi, hizmet kalitesi yükseldi. Kazanan taraf tüketici oldu.

        Bankacılıkta da benzer bir mekanizma kurulabilir. Vatandaş e-Devlet üzerinden tek bir IBAN'ı "tercih edilen ödeme hesabı" olarak tanımlasa, maaşlar, destekler, burslar ve diğer kamu ödemeleri doğrudan bu hesaba yönlendirilse, bankalar artık kurumlarla değil doğrudan vatandaş üzerinden rekabet etmek zorunda kalır. Promosyon kuruma değil bireye akar; müşteri memnuniyeti gerçek bir rekabet unsuruna dönüşür.

        Elbette telefon operatörlüğü ile bankacılık aynı kategoride değil; kredi ilişkileri, teminatlar, otomatik ödeme talimatları çok daha karmaşık bir yapı kuruyor. Mevcut maaş protokollerini bir kalemde iptal etmek ya da bankaların kurumsal müşterileriyle çalışmasının yasaklanması da elbette düşünülemez. Ancak dijital altyapının zaten sunduğu imkânlar vatandaşın lehine kullanılabilir. Türkiye'nin bugünkü finansal altyapısı bunun için elverişli: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından geliştirilen FAST sistemi transferleri saniyelere indirdi, açık bankacılık yaygınlaşıyor, dijital kimlik doğrulama sıradan bir işlem hâline geldi.

        Değişim için TROY güzel bir örnek

        Milli ödeme sistemi TROY (Türkiye'nin Ödeme Yöntemi) 2016'da kuruldu. Ancak uzun yıllar işlem hacmi bakımından yüzde 2 seviyesini aşamadı. Ben de beş yıl önce "neden kullanılmıyor" diye yazmaya başlamıştım. 2023'ten itibaren bankaların desteği, kamu tarafındaki yönlendirmeler ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi'nin de etkisiyle TROY hızlı bir büyüme sürecine girdi.

        Genelgeye göre emekli maaşları, sosyal yardımlar, öğrenci burs ve kredi ödemeleri, esnaf ve çiftçilere yönelik destekler, kişinin aksi bir talebi olmadığı sürece TROY altyapısı üzerinden yapılıyor. Gerekçe, milli kaynakların yurt içinde kalması ve ödeme sistemlerinde ekonomik güvenliğin güçlendirilmesiydi; genelgenin ardından TROY'un kart sayısındaki pazar payı hızla büyüdü.

        Aslında TROY örneği şunu gösterdi. Türkiye, ödeme sistemlerinde stratejik gördüğü bir konuda kısa sürede önemli bir dönüşüm gerçekleştirebiliyor. Demek ki mesele teknik imkânsızlık değil; doğru vizyonu ortaya koyabilmek. Aynı yaklaşım vatandaşın banka tercih hakkı için de geliştirilebilir. IBAN tercihi konusunda da benzer bir irade ortaya konabilir.

        Kamu kurumlarına önemli sorumluluk düşüyor

        Hiç şüphesiz böyle bir dönüşüm tek bir kurumun kararıyla gerçekleşmez. Vatandaşın e-Devlet üzerinden tercih ettiği ödeme hesabını tanımlayabildiği, kamu ve özel sektör ödemelerinin bu hesaba yönlendirildiği bir model; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) bankacılık mevzuatı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) ödeme sistemleri altyapısı, Türkiye Bankalar Birliği'nin (TBB) sektör koordinasyonu ve Cumhurbaşkanlığı Siber Güvenlik Başkanlığı'nın e-Devlet entegrasyonu bir araya gelmeden hayata geçmez.

        Maaş protokolleri, promosyon sözleşmeleri, kamu muhasebe sistemi de bu çerçevede yeniden gözden geçirilmek durumunda. Ama TROY genelgesinin gösterdiği gibi, kamunun kısa sürede geniş çaplı ödeme değişiklikleri yapabildiğini zaten biliyoruz. Geriye kalan, teknik bir engel değil; bir tercih meselesi.

        Bugün tartıştığımız mesele hangi bankanın daha yüksek promosyon verdiği değildir. Asıl mesele, vatandaşın gerçekten bankasını seçip seçemediğidir. Çünkü serbest piyasa ekonomisinde rekabet, kurumların müşteri dağıttığı yerde değil; müşterinin özgürce tercih yaptığı yerde başlar.

        Türkiye son yıllarda ödeme sistemlerinde önemli bir dönüşüm gerçekleştirdi. Belki şimdi sırada vatandaşın tercih hakkını merkeze alan yeni bir bankacılık düzenini konuşmak vardır. Çünkü gerçek rekabet, bankaların kurumların müşterisini paylaştığı yerde değil; vatandaşın özgürce seçtiği bankayı kazanmak için yarıştığı gün başlayacak.