Ceyhan dosyasının ilk iki yazısında yaklaşık 17 yıldır gündeme gelen projeleri, gerçekleşmeyen yatırımları ve bugün ortaya çıkan yeni tabloyu ele aldım. Geldiğimiz noktada artık şu soruyu sormamız gerekiyor: Ceyhan gerçekten Rotterdam, Singapur veya Fujairah gibi bölgesel ve küresel ölçekte petrolün ticaretinin, hatta fiyatlamasının yapıldığı bir enerji merkezine dönüşebilir mi?
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın Ceyhan için ortaya koyduğu hedef iddialı. Irak’ın güneyindeki petrolün Basra’dan Ceyhan’a taşınması, Irak-Türkiye hattının daha yüksek kapasiteyle kullanılması ve Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) ile birlikte günlük 3-3,5 milyon varillik petrol hareketine ulaşılması halinde Ceyhan’ın fiziksel ölçeği ciddi biçimde değişebilir.
Fakat milyonlarca varil petrolün bir limandan geçmesi, o limanı kendiliğinden enerji ticaret merkezi yapmıyor. Dünyadaki örneklere baktığımızda asıl farkın petrolün limana ulaşmasından sonra ortaya çıktığını görüyoruz.
Bu sebeple Ceyhan’ı Rotterdam’la karşılaştırırken önce Rotterdam’ın neden Rotterdam olduğunu doğru anlamamız gerekiyor.
Rotterdam’ı Rotterdam yapan petrol değil
Rotterdam Avrupa’nın en önemli petrol ve enerji merkezlerinden biri. Limana yılda yaklaşık 95-100 milyon ton ham petrol geliyor. Fakat Rotterdam’ın gücü yalnızca bu petrol miktarından kaynaklanmıyor. Gelen petrolün önemli bölümü Rotterdam ve çevresindeki rafinerilerde işleniyor, boru hatlarıyla Hollanda, Belçika ve Almanya’daki tesislere taşınıyor. Petrokimya, depolama, lojistik, deniz ve nehir taşımacılığı aynı sistem içinde çalışıyor.
Rotterdam’ın arkasında ayrıca Avrupa’nın en büyük sanayi ve tüketim bölgelerinden biri bulunuyor. Ren Nehri, demiryolları ve boru hatları limanı Almanya’nın sanayi merkezlerine, Benelüks ülkelerine ve Kuzey Fransa’ya bağlıyor. Rotterdam yalnızca bir liman değil, Avrupa'nın üretim ve tüketim merkezlerine açılan enerji kapısıdır. Rotterdam-Antwerp-Rhine-Ruhr ekseni yaklaşık 500 milyon tüketiciye ulaşabilen dev bir ekonomik hinterlandın kapısı konumunda.
Öte yandan Ceyhan’ın arkasında Ruhr Havzası yok. Adana, Mersin, İskenderun ve Gaziantep önemli sanayi merkezleri. İç Anadolu’ya uzanabilecek lojistik bağlantılar da ciddi potansiyel taşıyor. Fakat Rotterdam’ın Almanya, Hollanda, Belçika ve Fransa’ya uzanan sanayi ve tüketim hinterlandı ile aynı ölçekte bir yapıdan söz edemeyiz.
Dolayısıyla Ceyhan’ın hedefini Rotterdam’ın bire bir kopyası olarak tarif etmek yerine kendi coğrafyasına uygun bir model geliştirmek daha doğru olacaktır.
Ceyhan için Fujairah daha öğretici olabilir
Bu açıdan Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Fujairah bana göre Ceyhan için Rotterdam’dan daha ilginç bir örnek.
Fujairah’ın en önemli avantajı Hürmüz Boğazı’nın dışında bulunması. Abu Dabi’deki petrol sahalarını Fujairah’a bağlayan Habshan-Fujairah boru hattı günlük yaklaşık 1,8 milyon varillik taşıma kapasitesine sahip. Böylece BAE petrolünün bir bölümü Hürmüz Boğazı’ndan geçmeden dünya piyasalarına çıkabiliyor.
Fujairah’ın dönüşümü ise sadece boru hattıyla olmadı. 1990’ların ortasında oldukça sınırlı olan petrol depolama kapasitesi yıllar içinde yaklaşık 18 milyon metreküpe kadar çıktı. Büyük tankerleri kabul edebilecek liman altyapısı geliştirildi, rafineri ve ürün işleme kapasitesi oluşturuldu, bunker yakıtı (gemilere ikmal edilen denizcilik yakıtı) piyasası büyüdü ve uluslararası petrol ticaret şirketleri bölgeye geldi.
Sonuçta petrol Fujairah’a gelip gemiye yüklenerek yoluna devam etmekle kalmadı. Depolama, harmanlama, petrol ürünleri ve bunker ticareti üzerinden yeni bir ekonomi oluştu. Fiziksel piyasa yeterince büyüyünce fiyat raporlama kuruluşlarının takip ettiği bir ticaret merkezi haline geldi ve Fujairah fiyat referansları ortaya çıktı.
Ceyhan’ın önündeki Basra bağlantısını bu örnekle birlikte düşünmek gerekiyor. Irak’ın güneyindeki petrolün bir bölümünün Hürmüz ve Körfez güzergâhına girmeden Akdeniz’e ulaştırılması, Ceyhan’a Fujairah’ın sahip olduğu stratejik avantajın ters yönlü bir benzerini kazandırabilir.
Ancak bunun için boru hattının Ceyhan’a ulaşması yeterli olmayacak. Fujairah’ın yaptığı gibi petrolün etrafında ticaret ekonomisi oluşturmak gerekecek.
Singapur’da petrol yok ama petrol ekonomisi var
Ceyhan için bir başka önemli örnek Singapur.
Singapur büyük bir petrol üreticisi değil. Buna rağmen dünyanın önde gelen rafineri, petrokimya, depolama, bunker ve enerji ticaret merkezlerinden biri haline geldi.
Jurong Island bunun en somut örneği. Yaklaşık 3 bin hektarlık alanda 100’den fazla küresel enerji ve kimya şirketinin yer aldığı dev bir kümelenme oluşturuldu. Rafineri ile petrokimya birbirine bağlandı, liman ve depolama altyapısı geliştirildi, uluslararası enerji şirketleri ve trader’lar Singapur’a çekildi.
Singapur bugün aynı zamanda dünyanın en büyük bunker yakıt merkezlerinden biri. 2025’te bunker satışları yaklaşık 56,8 milyon tona ulaştı.
Fakat Singapur’u asıl önemli yapan yalnızca işlenen veya satılan petrol miktarı değil. Burada oluşan fiyatların Asya petrol piyasasına referans olması. Platts FOB Singapore ve MOPS gibi göstergeler Asya’daki petrol ürünleri ticaretinde yakından izleniyor.
Singapur örneğinin Ceyhan’a verdiği önemli bir mesaj var: Enerji merkezi olmak için petrol üreticisi olmanız gerekmiyor. Fakat çok sayıda alıcı ve satıcının aynı piyasada buluşmasını sağlamanız gerekiyor.
Ceyhan’ın bugün en zayıf olduğu alanlardan biri de bu.
Çok petrol geçirmek fiyat merkezi olmaya yetmiyor
ABD’deki Corpus Christi örneği de bu tartışmanın başka bir tarafını gösteriyor. Permian ve Eagle Ford sahalarından gelen petrolü Meksika Körfezi üzerinden dünya piyasalarına taşıyan Corpus Christi, günlük milyonlarca varillik ham petrol ihracatına ulaşmış durumda.
Bu ölçek, Ceyhan için konuşulan 3-3,5 milyon varillik potansiyelin ne kadar önemli olabileceğini gösteriyor. Eğer bu miktarlar gerçekleşirse Ceyhan fiziksel petrol trafiği açısından dünyanın dikkat çeken terminallerinden biri haline gelebilir.
Ancak Corpus Christi aynı zamanda yüksek petrol hacmi ile küresel fiyatlama merkezi olmanın farklı şeyler olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla Ceyhan için de iki hedefi birbirinden ayırmak gerekiyor. Birincisi, birkaç milyon varillik günlük petrol hareketinin gerçekleştiği büyük bir fiziksel enerji terminali olmak. İkincisi ise petrolün ve petrol ürünlerinin uluslararası ticaretinin yapıldığı ve fiyatların oluştuğu bir merkez haline gelmek.
Birinci hedef zor ama ağırlıklı olarak altyapı yatırımları ve uluslararası anlaşmalarla gerçekleştirilebilir. İkinci hedef ise çok daha karmaşık.
En önemli eksiklerden biri rafineri
Ceyhan’ın enerji merkezi olması tartışılırken benim yıllardır dikkat çektiğim rafineri meselesi hâlâ önümüzde duruyor.
Rotterdam’a gelen petrolün önemli bölümü limanın kendi çevresinde veya yakın hinterlandında işleniyor. Singapur’da rafineri ve petrokimya birbirine entegre. Fujairah da depolamayla başlayıp zaman içinde ürün işleme ve rafineri kapasitesini geliştirdi.
Ceyhan’da ise dünya ölçeğinde büyük bir rafineri-petrokimya kümelenmesi henüz yok.
Rönesans Holding ile Sonatrach’ın polipropilen yatırımı ve DAPEK’teki (Doğu Akdeniz Petrokimya Endüstri Bölgesi) gelişmeler önemli. Fakat bir polipropilen fabrikası ile entegre rafineri-petrokimya kompleksi aynı şey değil.
Ceyhan’ın petrol ürünleri merkezi olması isteniyorsa büyük ölçekli rafineri kapasitesinin yeniden gündeme alınması gerekiyor. Rafinerinin çevresinde petrokimya tesisleri, depolama, liman ve lojistik altyapısı birlikte planlandığında yıllardır eksikliğini vurguladığım entegrasyon sağlanabilir.
Depolama olmadan ticaret gelişmez
İkinci önemli konu depolama kapasitesi.
Ceyhan’ın mevcut tank altyapısı küçümsenecek ölçekte değil. Fakat Ceyhan’ı Fujairah veya Rotterdam ölçeğinde ticaret merkezine dönüştürmek istiyorsak depolamaya sadece petrolün borudan gelip gemiyi beklediği tanklar olarak bakmamak gerekiyor.
Ticaret merkezindeki depo farklı bir fonksiyon görüyor. Uluslararası şirketlerin petrolü uygun zamanda alıp satabilmesine, teslimat tarihlerini yönetmesine, farklı petrol kalitelerini harmanlamasına ve piyasa şartlarına göre stok tutmasına imkân sağlıyor.
Başka bir ifadeyle depolama, lojistik altyapı olduğu kadar ticaret altyapısıdır.
Ceyhan’da bağımsız şirketlerin kullanabileceği büyük ölçekli ve rekabetçi tank kapasitesi geliştirilmeden uluslararası trader ekosisteminin oluşması kolay görünmüyor.
En zor hedef: “Ceyhan fiyatı”
Bakan Bayraktar’ın Ceyhan vizyonunda bana göre en iddialı hedef petrolün burada fiyatlanması.
Çünkü boru hattı yapılabilir, liman büyütülebilir, tanklar ve rafineri kurulabilir. Bunların tamamı büyük finansman ve zaman gerektirse de yatırım kararıyla gerçekleştirilebilecek işler.
Fakat uluslararası petrol fiyatı yatırım kararıyla veya mevzuat düzenlemesiyle oluşturulamıyor.
Bir petrol merkezinin fiyat referansı haline gelebilmesi için orada gerçek ve derin bir fiziksel piyasanın oluşması gerekiyor. Çok sayıda bağımsız alıcı ve satıcının işlem yapması, uluslararası trading şirketlerinin bulunması, farklı petrol ve ürün kalitelerinin düzenli olarak alınıp satılması, stok verilerinin şeffaf olması ve teslimat şartlarının piyasanın bütün oyuncuları tarafından kabul edilmesi gerekiyor.
Buna bankalar, finans kuruluşları, sigorta şirketleri ve zaman içinde vadeli işlem piyasaları da ekleniyor.
Piyasa yeterince derinleştiğinde Platts veya Argus gibi uluslararası fiyat raporlama kuruluşları işlemleri izlemeye başlıyor. Gerçek alım-satım işlemlerinden oluşan yeterli veri ortaya çıktığında fiyat referansı gelişiyor.
Bu nedenle bir gün uluslararası piyasalarda “FOB Ceyhan” fiyatının güçlü bir referans haline gelmesini istiyorsak önce o fiyatı oluşturacak piyasanın Ceyhan’da kurulması gerekiyor.
Benchmark ilan edilmez, piyasa tarafından kabul edilir.
Bir başka mesele güven
Ceyhan’ın son yıllardaki tecrübesi enerji ticaret merkezleri açısından güvenilirliğin önemini de gösterdi.
Irak-Türkiye petrol hattında yaşanan uzun kesinti, Bağdat-Erbil anlaşmazlıkları, tahkim süreci ve transit şartları üzerindeki ihtilaflar uluslararası yatırımcı açısından hafife alınabilecek konular değil.
Bir trader Ceyhan’dan altı ay veya bir yıl sonrasına ilişkin kontrat yapacaksa teslimatın gerçekleşeceğinden emin olmak ister. Rafineri veya petrokimya yatırımı yapan şirket ise milyarlarca dolarlık yatırımının hammaddesinin siyasi veya hukuki anlaşmazlık nedeniyle kesilmeyeceğini bilmek ister.
Bu sebeple Basra-Ceyhan gibi büyük bir projenin sadece boru hattı anlaşması olarak değil, Türkiye-Irak arasında uzun vadeli ve uluslararası yatırımcı açısından öngörülebilir bir enerji ortaklığı olarak kurulması gerekiyor.
Rotterdam değil, Ceyhan modeli
Ceyhan’ın önünde küçümsenmeyecek avantajlar var. Azerbaycan ve Irak gibi farklı kaynaklardan petrol çekebilmesi, gelecekte Basra bağlantısının kurulma ihtimali, Akdeniz’e doğrudan çıkışı, mevcut boru hatları, liman altyapısı, DAPEK ile başlayan petrokimya yatırımları ve Türkiye’nin büyük iç pazarı önemli avantajlar.
İskenderun, Dörtyol, Ceyhan ve Mersin hattını Adana ve Gaziantep sanayisiyle birlikte düşündüğümüzde bölgesel enerji ve sanayi kümelenmesinin ölçeği de büyüyor.
Fakat Ceyhan’ın Rotterdam olması gerektiği düşüncesine fazla takılmanın doğru olmadığı kanaatindeyim.
Rotterdam’ın arkasında Ren ve Ruhr var. Singapur’un arkasında Asya’nın dev ticaret ağı bulunuyor. Fujairah ise Hürmüz dışındaki stratejik konumunu depolama ve bunker ticaretiyle birleştirerek kendi modelini oluşturdu.
Ceyhan’ın da bunlardan ders çıkarıp kendi modelini kurması gerekiyor.
Ceyhan’ın ilk hedefi, Azerbaycan ve Irak petrollerinin buluştuğu, ileride Basra petrolünün Akdeniz’e çıktığı, birkaç milyon varillik günlük hareketin gerçekleştiği güçlü bir fiziksel enerji merkezi olmak olabilir. Bunun üzerine büyük rafineri kapasitesi, petrokimya kümelenmesi, bağımsız depolama, liman ve demiryolu bağlantıları, bunker piyasası ve uluslararası trader ekosistemi eklenirse ikinci aşamaya geçilebilir.
Ticaret derinleştikçe finans piyasası, fiyat raporlama mekanizmaları ve zaman içinde Ceyhan’a özgü fiyat referansları gelişebilir.
Bu yol Rotterdam’ın kopyası olmayacaktır. Fujairah’ın da Singapur’un da bire bir benzeri olmayacaktır.
Türkiye’nin ihtiyacı Ceyhan modeli oluşturmak.
Yaklaşık 17 yıldır Ceyhan üzerine yazdığım yazılarda üzerinde durduğum mesele aslında hiç değişmedi. Petrolün Türkiye’den geçmesinin ekonomik değeri ile petrolün Türkiye’de işlenmesinin, ticaretinin yapılmasının ve çevresinde sanayi oluşturulmasının ekonomik değeri aynı değil.
Bugün günlük 3-3,5 milyon varillik potansiyeli tartışmak elbette önemli. Fakat Ceyhan’ın başarısını gelecekte kaç milyon varil petrolün buradan geçtiğiyle ölçersek yine eski hataya düşeriz.
Asıl ölçmemiz gereken başka bir şey var:
Ceyhan’a gelen bir varil petrol Türkiye’den ayrılıncaya kadar ne kadar katma değer üretiyor?
Bu sorunun cevabı değiştiği gün Ceyhan’ın enerji merkezi olup olmadığını da tartışmamıza gerek kalmayacaktır.