İlk yazıda Ceyhan’ın enerji merkezi olma hikâyesini 2009’dan bugüne, yazdığım yazılar üzerinden aktardım. Yaklaşık 17 yılda küresel dalgalanmalar ve jeopolitik gelişmeler sebebiyle yatırımcılar değişti, projeler değişti, milyarlarca dolarlık yatırımlar konuşuldu. Bazıları hiç başlamadı, bazıları gündemden düştü.
Fakat bugün Ceyhan’a baktığımızda geçmişten farklı bir tablo görünüyor.
Bu defa ortada sadece büyük hedefler ve yatırım niyetleri yok. Mevcut boru hatları, kullanılmayan kapasiteler, depolama altyapısı, sahaya inmiş petrokimya yatırımları ve bütün bunları daha büyük bir enerji stratejisinin parçası haline getirmeye çalışan bir yaklaşım var.
Daha önemlisi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ceyhan’a artık sadece petrol boru hatlarının denize ulaştığı bir terminal olarak bakmıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın ortaya koyduğu hedef daha büyük: Petrolün Ceyhan’a gelmesi, burada depolanması, işlenmesi, ticaretinin yapılması ve zamanla fiyatlamanın da Ceyhan’da oluşması.
Asıl üzerinde durulması gereken gelişme bu.
Türkiye yıllardır enerji koridoru olmayı konuşuyor. Ceyhan’da şimdi bunun bir adım ötesine geçilmek isteniyor. Enerjinin geçtiği ülke olmaktan, enerji ticaretinin yapıldığı ülke olmaya doğru yeni bir hedef ortaya konuyor.
3,5 milyon varil ne anlama geliyor?
Bayraktar’ın Ceyhan için verdiği en dikkat çekici rakam günlük 3-3,5 milyon varil petrol potansiyeli.
Bu rakamı doğru okumak gerekiyor. Bugün Ceyhan’dan günlük 3,5 milyon varil petrol geçmiyor. Mevcut altyapı da tek başına bu miktarı taşımaya yeterli değil. Ancak Bakanlığın ortaya koyduğu perspektif bugünkü kapasiteyi değil, Ceyhan’ın ulaşabileceği yeni ölçeği gösteriyor.
Irak-Türkiye petrol boru hattının Türkiye tarafındaki Silopi-Ceyhan sisteminin kapasitesi günlük yaklaşık 1,5 milyon varil. Türkiye ile Irak arasında 1 Ağustos 2026’da imzalanan bir yıllık geçiş düzenlemesi kapsamında bunun 750 bin varillik bölümünün Irak’ın petrol pazarlama ve ilgili kamu yapılarının kullanımına tahsis edilmesi öngörülüyor.
Mevcut akış ise bunun oldukça altında. Yani kullanılabilecek ciddi bir kapasite var.
Benzer durum Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) için de geçerli. Yaklaşık 1 milyon varil/gün kapasiteli BTC’den bugün Ceyhan’a günlük 550-600 bin varil civarında petrol geliyor. Burada da yaklaşık 400 bin varillik boş kapasite söz konusu.
Demek ki Ceyhan’a daha fazla petrol getirmek için ilk aşamada her şeyi yeniden inşa etmek gerekmiyor.
Üstelik Ceyhan terminalinde BOTAŞ’ın her biri 850 bin varillik 12 ham petrol tankı bulunuyor. Yaklaşık 10,2 milyon varillik bir depolama altyapısından söz ediyoruz. Boru hatları, depolama, terminal ve Akdeniz’e çıkış zaten mevcut.
Ceyhan aslında uzun süredir enerji merkezi olabilecek altyapının önemli bölümüne sahip. Eksik olan bunun üzerine yeni halkaları eklemekti.
Asıl büyük adım Basra-Ceyhan
Ceyhan’ın ölçeğini değiştirecek asıl proje ise Irak’ın güney petrolünün Türkiye üzerinden Akdeniz’e çıkarılması olabilir.
Enerji Bakanlığı’nın üzerinde çalıştığı yaklaşım, Irak-Türkiye petrol hattını Kerkük’le sınırlı bırakmayıp Irak’ın güneyindeki petrol sahalarına kadar uzatmak. Çünkü Irak petrol üretiminin ağırlığı güneyde. Bu petrol bugün dünya piyasalarına büyük ölçüde Basra Körfezi üzerinden ulaşıyor.
Eğer Irak’ın güney petrolünün bir bölümü yeni bir hatla Ceyhan’a taşınabilirse enerji denkleminde önemli bir değişiklik olur. Irak ikinci büyük ihracat güzergâhına kavuşurken Türkiye’nin enerji koridoru rolü güçlenir, Ceyhan’ın Akdeniz’deki ağırlığı artar.
Üstelik Hürmüz Boğazı çevresinde son yıllarda yaşanan gelişmeler, alternatif petrol güzergâhlarının ne kadar önemli olduğunu da gösterdi.
Bakan Bayraktar’ın ortaya koyduğu perspektifte Irak yönünden günlük 2,5 milyon varile ulaşabilecek bir potansiyelden söz ediliyor. BTC de buna eklendiğinde Ceyhan çevresindeki petrol hareketinin 3-3,5 milyon varile ulaşması mümkün olabilir. Bu, dünya petrol talebinin yaklaşık yüzde 3-3,5’ine karşılık gelebilecek bir büyüklük. Ceyhan açısından küçümsenecek bir ölçek değil.
Bu defa petrolün yanında sanayi de var
Fakat yıllardır Ceyhan konusunda üzerinde durduğum bir başka bir mesele var. Petrolün Ceyhan’a gelmesi tek başına yeterli değil. Önemli olan petrolün Ceyhan’dan nasıl ayrıldığı.
Ham petrolü boru hattıyla getirip tankere yükleyerek başka ülkelere göndermek Türkiye’yi enerji koridoru yapar. Katma değer ise petrolün rafineriden, petrokimyadan, depolamadan, lojistikten ve ticaretten geçmesiyle oluşur.
Ceyhan’ın yıllardır eksik kalan tarafı da buydu. Şimdi bu alanda da önemli adımlar atılıyor.
Doğu Akdeniz Petrokimya Endüstri Bölgesi ve Limanı (DAPEK) yaklaşık 1.350 hektarlık alanıyla bu açıdan önemli. Bölgede Rönesans Holding öncülüğünde geliştirilen yatırımların büyüklüğü 3 milyar doların üzerine çıkmış durumda. Cezayir’in milli enerji şirketi Sonatrach ortaklığıyla geliştirilen polipropilen tesisi ile sıvı dökme yük terminali bunun merkezinde yer alıyor.
Polipropilen tesisinin yaklaşık 1,8-2 milyar dolarlık yatırım büyüklüğüne ve yıllık 472 bin 500 ton üretim kapasitesine sahip olması planlanıyor. Türkiye’nin ciddi miktarda ithal ettiği bir ürünün Ceyhan’da üretilmesi başlı başına önemli.
Ancak bu yatırıma sadece bir polipropilen fabrikası olarak bakmamak gerekiyor. Asıl önemli olan, arkasından neyin geleceği ve Ceyhan’da nasıl bir sanayi ekosistemi oluşturulacağı.
Aliağa örneğini unutmamak gerekiyor
Yıllar önce STAR Rafinerisi için ilk düşünülen yerlerden birinin Ceyhan olduğunu yazmıştım. SOCAR yönetimiyle yaptığım görüşmede yatırımın neden Aliağa’ya kaydığını sorduğumda aldığım cevap kısa ve netti: “PETKİM.”
Çünkü Aliağa’da hazır bir sanayi ekosistemi vardı. Rafineri tek başına kalmayacaktı. Petrokimya, liman, depolama, lojistik ve diğer sanayi tesisleriyle entegre olacaktı. Ceyhan’ın da tam olarak bunu yapması gerekiyor.
DAPEK’teki polipropilen yatırımının arkasından yeni petrokimya tesisleri gelirse, liman ve depolama kapasitesi büyür, demiryolu ve boru hattı bağlantıları tamamlanır ve bütün bunlara ileride büyük bir rafineri yatırımı eklenirse Ceyhan’da çok farklı bir tablo ortaya çıkar. Bir tesis diğerini beslemeye başlar. Asıl katma değer de burada oluşur.
Bu defa neden farklı?
17 yıldır Ceyhan’ı takip eden ve bu konuda defalarca yazı yazmış biri olarak geçmişte açıklanan projeleri de unutmuş değilim. Samsun-Ceyhan konuşuldu, Rus petrolü gündeme geldi, Çalık’ın rafineri projesi tartışıldı, OMV Ceyhan’la ilgilendi. Milyarlarca dolarlık yatırımlar açıklandı. Sonuçta bunların önemli bölümü gerçekleşmedi.
Ama bugün geçmişten farklı bir noktadayız.
BTC ve Irak-Türkiye petrol boru hattı zaten mevcut ve her ikisinde de kullanılabilecek kapasite bulunuyor. Irak’ın güney petrolünün Ceyhan’a bağlanması, bölgedeki jeopolitik gelişmeler sebebiyle geçmişten çok daha stratejik hale geldi. DAPEK ve Rönesans-Sonatrach yatırımlarıyla petrokimya ve liman ayağı artık sadece kâğıt üzerinde değil, sahada da karşılık bulmaya başladı.
Bunların hepsinden daha önemlisi, Enerji Bakanlığı’nın Ceyhan’ı tek tek projeler üzerinden değil, daha geniş bir enerji merkezi perspektifiyle ele almaya başlaması.
Boru hattı, terminal, depolama, petrokimya, liman ve enerji ticareti aynı hedefin parçaları haline getirilmeye çalışılıyor.
Geçmişten çıkarılması gereken en önemli ders de zaten buydu. Ceyhan’a tek tek yatırım yapmak değil, Ceyhan’ı bir enerji ekosistemi olarak planlamak gerekiyor.
Ceyhan’ın önünde yeni bir fırsat var
Dolayısıyla Ceyhan için bu defa daha umutlu olmak için sebepler var.
Elbette önümüzde kolay bir süreç yok. Basra-Ceyhan bağlantısı yeni boru hattı yatırımları, Irak’la uzun vadeli anlaşmalar, finansman ve bölgesel siyasi istikrar gerektiriyor. Petrokimya yatırımlarının devamının gelmesi, rafineri ayağının tamamlanması ve lojistik altyapının güçlendirilmesi gerekiyor.
Ancak burada önemli olan yönün doğru belirlenmiş olması.
Ceyhan’a petrol getirmek Türkiye’nin enerji koridoru olmasını sağlar. Petrolü Ceyhan’da depolamak, işlemek ve petrokimyaya dönüştürmek katma değer yaratır. Petrolün ticaretini ve fiyatlamasını Ceyhan’da yapmak ise Türkiye’yi başka bir lige taşır.
Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar’ın ortaya koyduğu hedefin en iddialı ve en önemli tarafı da bu.
Ceyhan’ın petrolün geçtiği bir terminalden, petrolün işlendiği ve ticaretinin yapıldığı bir merkeze dönüşmesi...
Ancak petrolün fiyatlandığı merkez olmak için yalnızca boru hattı ve depolama yeterli değil. Uluslararası ticaret şirketleri, finansal piyasalar, şeffaf ve öngörülebilir düzenlemeler, güçlü lojistik altyapı ve yüksek işlem hacmi de gerekiyor.
Bugün Rotterdam Avrupa’nın, Singapur Asya’nın, Fujairah ise Körfez bölgesinin önemli enerji ticaret merkezleri arasında yer alıyor. Enerji Bakanlığı’nın ortaya koyduğu vizyon ise Ceyhan’ı Akdeniz enerji ticaretinde yeni bir çekim merkezi haline getirmek.
Fakat burada asıl mesele fiziki altyapının ötesine geçebilmek.
Boru hatlarını, depolamayı, rafineriyi ve petrokimyayı kurabilirsiniz. Ama bir enerji ticaret merkezi oluşturmak için uluslararası enerji ticareti yapan şirketlerin, finansmanın, fiyat oluşum mekanizmasının ve uluslararası piyasanın da Ceyhan’a gelmesi gerekiyor.
17 yıldır beklenen dönüşüm belki de şimdi başlayabilir.
Peki Rotterdam, Singapur ve Fujairah bunu nasıl başardı? Ceyhan bunlardan hangisine benzeyebilir, yoksa kendi modelini mi oluşturmalı? Uluslararası bir enerji ticaret ve fiyatlama merkezi olmak için Ceyhan’da daha hangi adımların atılması gerekiyor?
Ceyhan konusundaki üçüncü ve son yazıda bu soruların cevabını arayacağım.