Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Güntay Şimşek POS'taki kavganın perde arkası

        Türkiye'de son dönemde kasadaki en büyük tartışma ürünün fiyatı değil, ödeme şekli. Birçok işletmede “Kartla mı, nakit mi?” sorusu artık müşteri tercihini değil, maliyet hesabını ifade ediyor. Kasada kart uzatıldığı anda başlayan komisyon tartışması ise POS ücretlerinden çok daha büyük bir dönüşümün habercisi. Çünkü mesele artık yalnızca komisyon oranı değil; Türkiye'nin gelecekte hangi ödeme sistemini kuracağıdır.

        “Komisyon İsyanı!” başlıklı yazımdan sonra gelen yüzlerce mesaj gösterdi ki tartışma, yalnızca bankaların veya ödeme kuruluşlarının aldığı komisyon oranlarından ibaret değil. Asıl mesele; kayıt dışı ekonomi, vergi adaleti, faiz hassasiyeti, ödeme sistemleri ve dijital ekonominin geleceğine kadar uzanan çok daha geniş bir alanı kapsıyor.

        Bugün kartlı ödeme sistemi, Türkiye ekonomisinin omurgalarından biri haline geldi. BKM verilerine göre kartlarla yapılan ödemelerin hacmi her yıl rekor kırıyor ve alışverişlerin giderek daha büyük bölümü elektronik ortamda gerçekleşiyor.

        Bu dönüşümün en dikkat çekici aktörlerinden biri de milli ödeme sistemi TROY oldu. BKM verilerine göre 2025 sonunda kart sayısını 90 milyona, işlem hacmini 4,8 trilyon TL’ye çıkaran TROY, işlem tutarında yüzde 25’in üzerinde paya ulaşarak alternatif bir sistem olmaktan çıktı; Türkiye'nin ödeme altyapısının temel bileşenlerinden biri haline geldi. Pandemi döneminde hız kazanan bu süreç, nakdin ekonomideki ağırlığını da önemli ölçüde azalttı.

        Hizmet sektöründe çalışan bir okurumun verdiği örnek bu değişimi çarpıcı biçimde özetliyor. Salgın öncesinde işletmesindeki tahsilatların yaklaşık yüzde 40-45’i kredi kartıyla yapılırken bugün bu oran yüzde 95’in üzerine çıkmış durumda. Bu tablo, Türkiye’deki tüketim ve ödeme alışkanlıklarının ne kadar hızlı değiştiğini gösteriyor.

        Kartlı ödeme vergi gelirini de artırdı

        Kartlı ödeme sistemlerinin en önemli etkilerinden biri, kayıt dışı ekonomiyi daraltması oldu. Çünkü kredi veya banka kartıyla yapılan her işlem elektronik iz bırakıyor. Bu durum yalnızca vergi tahsilatını artırmıyor; hasılatın gizlenmesini, sahte belge düzenlenmesini ve kayıt dışı ticareti de önemli ölçüde zorlaştırıyor.

        Bu nedenle birçok vatandaş, yaptığı alışverişte fiş kesilmesini yalnızca bir tüketici hakkı olarak değil, ödediği KDV’nin gerçekten devlete ulaşıp ulaşmadığının göstergesi olarak da görüyor. Vergi kaybı yalnızca devletin bütçesini değil, vergisini eksiksiz ödeyen dürüst esnafın rekabet gücünü de olumsuz etkiliyor.

        Ancak toplumda fiş isteme alışkanlığı hâlâ yeterince yerleşmiş değil. Pek çok kişi, yakından tanıdığı esnaftan bile fiş talep etmekten çekiniyor. Dolayısıyla kartlı ödeme sistemleri, vergi denetimi açısından vatandaşın fiş istemesinden çok daha güçlü ve sürekli bir mekanizma oluşturuyor.

        Buna karşılık farklı bir hassasiyet de bulunuyor. Özellikle faiz konusunda duyarlı vatandaşlar, kredi kartını yalnızca bir ödeme aracı olarak görmüyor. Onlara göre kredi kartı sistemi, doğası gereği kredi ve faiz mekanizmasının bir parçası. Bu nedenle mesele komisyon oranının yüksek veya düşük olması değil, sistemin işleyiş biçimi.

        Bu kesimin önemli bir bölümü, banka kartlarının daha fazla teşvik edilmesini savunuyor.

        Vatandaş açısından banka kartıyla yapılan ödeme, hesaptaki paranın anlık olarak iş yerinin hesabına aktarılması anlamına geliyor. Dolayısıyla kredi riski, taksit maliyeti ve finansman yükü taşımayan bu işlemlerde neden kredi kartına yakın komisyonlar uygulandığı uzun süredir sorgulanıyor.

        Nitekim Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) da bu ayrımı resmen kabul etti. Kartlı ödemelerde uzun yıllar aynı yapı içinde değerlendirilen kredi kartı ve banka kartı işlemleri birbirinden ayrıldı. Buna göre kredi kartındaki azami POS komisyon oranı korunurken banka kartında bu oran yüzde 1,04’e indirildi. Böylece iki ödeme aracının aynı maliyet yapısına sahip olmadığı düzenleyici kurum tarafından da kabul edilmiş oldu.

        Bu düzenleme, gelecekte banka kartı kullanımını daha fazla teşvik edecek yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Ancak karar beraberinde önemli bir soruyu da getiriyor: Banka kartında kredi riski, taksit maliyeti ve finansman yükü bulunmuyorsa yıllardır neden kredi kartına yakın bir komisyon yapısı uygulandı?

        Bunun temel nedenlerinden biri, POS altyapılarında kredi kartı ve banka kartı işlemlerinin uzun yıllar büyük ölçüde aynı iş modeli içinde fiyatlandırılmasıydı.

        Asıl soru şu: Dijital ödeme sistemlerinin geleceği, kredi kartı yerine doğrudan hesaplar arasında çalışan yeni modeller üzerine mi kurulacak?

        Yeni ödeme mimarisi mümkün mü?

        Belki de artık tartışılması gereken konu yalnızca komisyon oranı değildir. Şu sorulara mutlaka cevap bulunması gerekiyor:

        • Banka kartı işlemlerinde, işlem tutarına göre değişen yüksek oranlı komisyonlar yerine şeffaf ve makul sabit işlem ücretleri uygulanabilir mi?
        • FAST altyapısının ticari ödemelerde daha etkin kullanılacağı yeni modeller geliştirilebilir mi?
        • Kartlı ödemelerde oluşan maliyet yapısı yeniden tasarlanabilir mi?

        Bu sorular yalnızca bankaları değil; esnafı, tüketiciyi ve düzenleyici kurumları da ilgilendiriyor.

        FAST bugün bireysel transferlerde yoğun olarak kullanılıyor. Ticari ödemelerde de yaygınlaşabilirse kartlı ödeme maliyetlerini önemli ölçüde aşağı çekebilecek yeni bir rekabet alanı oluşturabilir. Bir tüketicinin kasada QR ödeme yöntemiyle hesabından doğrudan iş yerinin hesabına ödeme yapması, kart ağları üzerinden gerçekleştirilen işlemlere alternatif olabilir. Böyle bir modelde ödeme, kart ağına uğramadan iki banka hesabı arasında doğrudan gerçekleşebilir.

        Dünyada “account-to-account payment” olarak adlandırılan hesaptan hesaba doğrudan ödeme sistemleri hızla yayılıyor. FAST da bu dönüşümün Türkiye’deki en güçlü araçlarından biri.

        Aslında TROY ile FAST birbirinin rakibi değil, aynı dijital ödeme ekosisteminin iki farklı bileşeni olarak görülebilir. Biri kartlı ödemelerde yerli altyapıyı güçlendirirken, diğeri kart kullanılmadan doğrudan hesaplar arasında ödeme yapılabilmesinin önünü açıyor.

        Avrupa’da açık bankacılık uygulamaları ile hesaplar arası ödeme sistemleri, geleneksel kart ağlarına alternatif oluşturuyor. Avrupa Ödeme Girişimi (EPI) kapsamında geliştirilen Wero da bu dönüşümün dikkat çeken örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

        Avrupa Birliği’nde PSD2 düzenlemeleriyle başlayan süreç, bankalar dışındaki lisanslı ödeme kuruluşlarının da müşterinin onayıyla hesaplara erişebilmesinin ve ödeme işlemi başlatabilmesinin önünü açtı.

        Belki de on yıl sonra bugünkü klasik POS cihazları, manyetik şerit teknolojisi gibi ödeme sistemlerinin eski dönemini temsil edecek. Ödeme, fiziksel bir cihazdan çok dijital altyapının parçası haline dönüşecek. Asıl yarış, en düşük maliyetli, en güvenli ve en kapsayıcı ödeme altyapısını kurabilmekte yaşanacak.

        Kayıt dışılık yeni yöntemler arıyor

        Okurlardan gelen mesajlarda dikkat çeken bir başka konu ise kayıt dışı ekonominin yeni yöntemlerle sürdürülmeye çalışılması.

        Geçmişte IBAN üzerinden ödeme alarak satışlarını kayıt dışında tutmaya çalışan bazı işletmelerin bugün farklı şirketlere veya başka faaliyet alanlarına kayıtlı POS cihazlarını kullanarak sistemi aşmaya çalıştıkları yönünde iddialar bulunuyor.

        Hazine ve Maliye Bakanlığı son yıllarda bu alanlarda önemli denetimler gerçekleştirdi. Ancak kayıt dışı ekonomiyle mücadele, teknolojinin gelişmesiyle birlikte sürekli yeni yöntemlerin ortaya çıktığı dinamik bir alan olmaya devam ediyor. Dolayısıyla denetim mekanizmalarının da aynı hızla kendini yenilemesi gerekiyor.

        Eskiden ödeme sistemlerindeki rekabet ağırlıklı olarak Visa ile Mastercard arasındaydı. Bugün ise TROY, FAST, dijital cüzdanlar, açık bankacılık, QR ödeme ve hesaplar arası sistemler aynı alanda yarışıyor. Yarın ise asıl rekabet kartlı ödeme sistemleriyle hesaptan hesaba ödeme altyapıları arasında yaşanacak.

        Bankaların da maliyetleri var

        Şüphesiz bu tartışmada bütün yükü bankalara yüklemek de doğru olmaz. Ödeme sistemlerinin kesintisiz ve güvenli çalışması, işlemlerin saniyeler içinde tamamlanması için bankalar ile ödeme kuruluşları ciddi teknoloji yatırımları yapıyor. Siber güvenlik, dolandırıcılığı önleme sistemleri, POS altyapısı, takas süreçleri, çağrı merkezleri ve operasyonel giderler önemli maliyet kalemlerini oluşturuyor.

        Ancak dijitalleşmenin hızlandığı, işlem hacimlerinin katlanarak arttığı bir dönemde bu maliyetlerin ne ölçüde komisyonlara yansıtılması gerektiği de ayrı bir tartışma konusu olmaya devam ediyor.

        Esnaf artan maliyetlerden yakınıyor. Vatandaş komisyonların ürün fiyatlarına yansıtıldığını düşünüyor. Bankalar altyapı ve güvenlik yatırımlarını gerekçe gösteriyor. Devlet ise kayıt dışı ekonomiyle mücadeleyi öncelik olarak görüyor.

        Bütün bu tartışmaların ötesinde Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat bulunuyor: Daha şeffaf, daha rekabetçi, banka kartını ve dijital transferleri daha fazla teşvik eden, kayıt dışılığı azaltan ve toplumun bütün kesimlerinin güven duyacağı yeni bir ödeme mimarisi kurmak.

        POS komisyonu tartışması belki birkaç ay sonra unutulacak. Ancak bugün kasada yaşanan çekişme, gerçekte Türkiye’nin gelecek on yılın ödeme altyapısını nasıl kuracağına ilişkin bir mücadeledir.

        Kazanan, en fazla POS cihazına sahip olan değil; en güvenli, en düşük maliyetli ve en kapsayıcı ödeme sistemini kurabilen ülke olacak. Asıl rekabet artık POS cihazlarında değil, ödeme altyapısını kurmada yaşanacak.