Herkes PETKİM için konuşulan 5-7 milyar dolarlık yatırımı tartışıyor. Oysa bugün cevap bekleyen asıl soru, yatırımın büyüklüğü değil, yatırımın ardından PETKİM'in nasıl bir şirkete dönüşeceği.
PETKİM Genel Müdürü ve SOCAR Türkiye Rafineri ve Petrokimya İş Birimi Başkanı Kanan Mirzayev'in medyaya yansıyan açıklamalarını okudum. Uzun süredir PETKİM konusunu yakın planda izleyen bir gazeteci olarak bu açıklamaların arka planını da en ince ayrıntısına kadar incelemeye çalıştım.
Mirzayev'in açıklamalarında Türkiye'nin petrokimyadaki potansiyeline vurgu yapılırken, PETKİM'in geleceğine yönelik iddialı hedefler de var. Ancak açıklamaları okuyunca aklımda yatırım rakamlarından çok sorular kaldı. Çünkü bugün itibarıyla ortada verilmiş nihai bir yatırım kararı yok.
Önce bir netlik: Kararla değerlendirme aynı şey değil
Son dönemde PETKİM haberlerini okuyan çok sayıda kişi yatırım kararının verildiğini düşünüyorlar. Durum öyle değil. PETKİM'de bugün itibarıyla büyük duruşa geçirilmiş veya kapatılmış fabrikalar var. Ön Mühendislik Tasarımı Hazırlığı (Pre-FEED) tamamlandı, Ön Uç Mühendislik Tasarımı (FEED) aşamasına hazırlık başladı. Bu çalışmaların ardından teknik, ekonomik ve finansal değerlendirmeler tamamlanacak; yatırım kararı ancak ondan sonra verilecek.
Yani bugün konuşulan konu yapılacak yatırım değil, yapılması değerlendirilen bir yatırım. Bu ayrımı doğru yapmak gerekiyor. PETKİM'e bu büyüklükte bir yatırımın gelip gelmeyeceğinden daha önemli soru şu: 5-7 milyar dolarlık yatırım sonrasında PETKİM nasıl bir şirket olacak?
Avrupa gerçekten petrokimyadan mı çıkıyor?
Mirzayev'in açıklamalarında dikkatimi çeken bir başka nokta, Avrupa'daki tesis kapanışlarına yaptığı vurgu oldu. Avrupa'da son yıllarda önemli sayıda petrokimya tesisi kapandı. Özellikle Almanya, Hollanda ve Belçika gibi merkezlerde yüksek enerji maliyetleri ve düşük kârlılık nedeniyle kapasite azaltımları yaşanıyor. Avrupa Kimya Sanayi Konseyi'nin (CEFIC) verileri de ciddi bir yeniden yapılanmaya işaret ediyor.
Fakat burada sık yapılan bir hataya düşmemek gerekiyor: Avrupa petrokimyadan çıkmıyor. Petrokimyaya olan ihtiyaç azalmadığına göre Avrupa'nın bu sektörden tamamen vazgeçmesi mümkün değil. Otomotiv, havacılık, savunma sanayii, beyaz eşya, ambalaj, sağlık, tekstil ve elektronik sektörlerinin tamamı petrokimya ürünlerine ihtiyaç duyuyor.
Avrupa'da yaşanan süreç yalnızca petrokimyadan çıkış olarak okunamaz. Bir yandan yüksek maliyetli ve rekabet gücü zayıflayan kapasiteler devreden çıkarken, diğer yandan sektör daha düşük karbonlu, daha verimli ve daha rekabetçi bir üretim yapısına geçiş arayışında.
Bu nedenle Avrupa örneğini okurken "tesis kapanıyor" başlığının ötesine bakmak gerekiyor. Çünkü dünyada petrokimya yatırımları hızla devam ediyor.
Küresel tabloya baktığımızda petrokimya yatırımlarının farklı bir konum kazandığını görüyoruz. Çin yeni kapasite kuruyor. Orta Doğu yeni entegre rafineri-petrokimya kompleksleri inşa ediyor. Hindistan büyüyen iç pazarını karşılamak için yatırım yapıyor. Dünyadaki sorun petrokimya ihtiyacının azalması değil; üretimin hangi bölgelerde ve hangi maliyetle yapılacağı.
Bu nedenle Avrupa'nın yaşadığı dönüşüm ile SOCAR'ın Türkiye planları birlikte değerlendirilmeli.
Çünkü Türkiye'nin petrokimya açığı devam ediyor. Türkiye uzun yıllardır petrokimya ürünlerinde yüksek oranda dışa bağımlı. Özellikle polipropilen ve polietilen tarafında ithalat hâlâ çok yüksek seviyelerde.
Türkiye'nin bu alandaki açığını gösteren rakamlar da oldukça çarpıcı. S&P Global'in verilerine göre Türkiye, dünyanın ikinci büyük polipropilen (PP) ve üçüncü büyük polietilen (PE) ithalatçısı konumunda.
Türkiye, yalnızca Ocak-Kasım 2025 döneminde 1,8 milyon ton polipropilen ithal ederken, aynı dönemde HDPE ithalatı 900 bin tona ulaştı. Bu tablo, Türkiye'nin yalnızca büyüyen bir petrokimya pazarı olmadığını, aynı zamanda küresel üreticiler açısından önemli bir ithalat pazarı olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla PETKİM'de değerlendirilen yeni PP ve PE kapasiteleri yalnızca şirketin üretim gücünü artırmaya değil, Türkiye'nin ithalata olan bağımlılığını azaltmaya da hizmet edebilir. Mirzayev'in açıklamalarında polietilen tarafına özel vurgu yapılmasının temel nedeni de bu.
Asıl mesele yalnızca yeni yatırım değil
PETKİM tarafında konuşulan konu sadece yeni tesisler değil. Benim dikkatimi çeken asıl nokta da burası.
Uzun süredir PETKİM'i takip edenler bilir: Bazı tesislerin geleceği yıllardır tartışılıyor. Bazı ürün gruplarında rekabet baskısı uzun süredir hissediliyor.
Nitekim PETKİM'in Master Plan açıklamasına baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Kamuyu Aydınlatma Platformu'na yapılan açıklamada Klor Alkali, Mono Etilen Glikol (MEG), Vinil Klorür Monomer (VCM) ve Saflaştırılmış Tereftalik Asit (PTA) tesislerinin durumlarının yeniden değerlendirileceği belirtiliyor.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. KAP açıklamasında alternatiflerin değerlendirilmesi, tek başına bu tesislerin kesin olarak kapatılacağı anlamına gelmiyor. Ancak açıklamanın kendisi, PETKİM'in geleceği için yalnızca yeni yatırım seçeneklerinin değil, mevcut tesislerin geleceğinin de masada olduğunu gösteriyor.
Şirketin mevcut Master Plan çalışmalarında yeni etilen kapasitesi için yaklaşık 1,2 milyon ton/yıl, polipropilen için 550 bin ton/yıl, HDPE/LLDPE için ise 827 bin ton/yıl seviyesinde hedefler konuşuluyor. Ancak bunların nihai yatırım kararı olmadığını özellikle belirtmek gerekiyor.
Aklıma gelen sorular şunlar:
Açıklamalarda bu soruların çoğuna henüz yanıt verilmiyor. Bence asıl merak edilmesi gereken soru da finansal yapıyla ilgili: Yatırım hangi şirket adına yapılacak?
Bu yalnızca muhasebe açısından bir ayrıntı değil. Halka açık PETKİM'in azınlık hissedarları açısından da doğrudan önem taşıyan bir konu. Yatırım SOCAR'ın kuracağı ayrı bir yapı üzerinden yürütülürse, PETKİM hissedarlarının bu yatırımdan ne ölçüde yararlanacağı ve yapılacak işlemlerin SPK mevzuatı çerçevesinde nasıl yapılandırılacağı ayrıca tartışılacaktır.
Üstelik KAP açıklamasında bu tesisler için yalnızca modernizasyon seçeneğinden söz edilmiyor. Çalışanların başka işlerde görevlendirilmesi, mevcut ekipmanların başka tesislerde kullanılması, yedek parçaların değerlendirilmesi veya ekipmanların satılması gibi alternatifler de ortaya konuluyor.
Kimin bilançosunda?
Bugün herkes yatırımın büyüklüğünü konuşuyor. Oysa yatırımın büyüklüğü kadar önemli bir soru daha var: Bu yatırım hangi yapı altında ve kimin bilançosunda yapılacak?
PETKİM'in kendi açıklamalarında da proje yapısının, finansman seçeneklerinin ve hukuki modellerin ayrıca çalışıldığı görülüyor. Bu da yatırım modelinin henüz netleşmediğini gösteriyor.
Mirzayev'in açıklamalarından çıkardığım sonuç şu: SOCAR, Türkiye'nin petrokimya potansiyeline güveniyor. Büyüyen iç pazarı görüyor. STAR Rafineri ile PETKİM arasındaki entegrasyonu önemli bir avantaj olarak değerlendiriyor. Ve PETKİM'i önümüzdeki 40-50 yıla hazırlayacak yeni bir sanayi yapılanması üzerinde çalışıyor.
Ancak bu ölçekte bir projenin Pre-FEED ve FEED aşamalarından nihai yatırım kararına geçişinde teknik, ekonomik, finansal ve hukuki değerlendirmelerin tamamlanması gerekiyor. Dolayısıyla bugün konuşulan rakamları kesinleşmiş bir yatırım olarak okumamak gerekiyor.
Bugün ortada kesinleşmiş bir yatırım kararı yok. Buna karşılık PETKİM'in geleceğini belirleyecek çok önemli kararların arifesindeyiz.