Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Güntay Şimşek Visa ve Mastercard'ın tahtı neden tartışılıyor?

        Dünyada kredi ve banka kartıyla ödeme denildiğinde uzun yıllardır iki Amerikan şirketinin adı öne çıkıyor: Visa ve Mastercard. Dünyanın hemen her ülkesinde geçerli olmaları, bankaları, işyerlerini ve tüketicileri birbirine bağlayan devasa ağları, geliştirdikleri güvenlik ve teknoloji altyapıları bu iki şirketi küresel ödeme sistemlerinin tartışmasız liderleri haline getirdi. Hatta dünya genelinde “İkili Tekel” olarak tanımlanıyor. Uzun yıllar fazla sorgulanmayan bu hâkimiyet son dönemde özellikle Avrupa’da daha fazla tartışılmaya başladı.

        Günümüzde ödeme sistemlerinin artık yalnızca bankacılık faaliyeti veya kredi kartı meselesi olmaması en önemli sebeplerinden birisi. Enerjide, savunmada, haberleşmede, dijital platformlarda, yarı iletkenlerde, bulut teknolojilerinde yaşanan bağımlılık tartışmasının benzeri şimdi finansal altyapıda gündeme geliyor. Bir ülkenin vatandaşlarının ve şirketlerinin yaptığı milyarlarca ödemenin altyapısını başka ülkelerin şirketlerinin kontrol etmesi, verilerin önemli bir bölümünün onlar üzerinden akması stratejik bir bağımlılık oluşturur mu? Avrupa’nın son dönemde daha yüksek sesle sorduğu soru bu.

        REKLAM

        Bu hafta İstanbul Maslak’taki Hilton’da düzenlenen Bankalararası Kart Merkezi’nin (BKM) bir ürünü olan “BKM Express bex” ana sponsorluğunda gerçekleşen Istanbul Fintech Week 2026 toplantılarının bir bölümünü takip ederken bu tartışmanın Avrupa tarafındaki yansımalarını da dinleme fırsatım oldu. Özellikle Portekizli Hugo Araújo’nun söyledikleri dikkat çekiciydi. Portekiz merkezli ödeme sistemleri şirketi SIBS’in Stratejik Girişimler ve Ortaklıklar Direktörü olan Araújo, aynı zamanda Avrupa’daki yerel kart sistemlerini temsil eden European Card Payment Association’ın (ECPA) Başkanı.

        Araújo’nun Visa ve Mastercard’ın küresel ödeme sistemlerindeki konumunu tarif ederken kullandığı “double monopoly”, yani “İkili Tekel” yaklaşımı üzerinde durulması gereken önemli bir tespitti. Çünkü bu ifade Türkiye’den veya gelişmekte olan bir ülkeden değil, Avrupa ödeme sistemlerinin içinden gelen bir yöneticiden geliyor. (Bir dipnot: İngiltere’nin halen daha kendi milli/özgün ödeme sistemi bulunmuyor.)

        REKLAM

        Elbette Visa ve Mastercard bugünkü konumlarına tesadüfen ulaşmadı. Dünyanın hemen her yerinde çalışan ağlar kurdular, bankalar ve milyonlarca işyeri arasında güvenli ödeme altyapısı oluşturdular, teknolojiye büyük yatırım yaptılar. Fakat tam da bu başarının ortaya çıkardığı ölçek, bugün başka bir soruyu gündeme getiriyor: Ödeme sistemlerinde rekabet iki küresel şirketin ağırlığı altında mı kaldı? Aslında cevabı belli bilinen bir soru…

        Avrupa neden rahatsız?

        Avrupa yıllarca Amerikan ödeme sistemlerine bağımlılığını ciddi bir problem olarak dikkate almadı. Çünkü sistem çalışıyordu, tüketici memnundu, bankalar küresel ağa bağlanabiliyordu. Ancak son yıllarda değişen jeopolitik dengeler, yaptırımlar, ticaret savaşları ve teknoloji alanındaki rekabet başka bir bakış açısını ciddi anlamda değiştirdi.

        REKLAM

        Bugün başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde konuşulan kavramlardan biri “payment sovereignty”, yani ödeme egemenliği konusudur.

        Fransa’nın Cartes Bancaires, Almanya’nın Girocard, Danimarka’nın Dankort, Portekiz’in Multibanco gibi kendi ödeme sistemleri var. Üstelik Avrupa’daki ülkelerin ödeme sistemleri bazı kaynaklara yüzde 70 oranında Mastercard ve Visa’dan daha ucuz olmasına rağmen de henüz istenen seviyede yaygınlaşabilmiş değil. Bu sebeple halen daha Avrupa'nın tamamına bakıldığında Visa ve Mastercard'ın ağırlığının devam ettiği görülüyor. Yerel sistemlerin korunması ve birbirleriyle çalışabilir hale getirilmesi artık sadece ticari rekabet açısından değil, stratejik bağımsızlık açısından da değerlendiriliyor.

        REKLAM

        Hugo Araújo’nun İstanbul’da altını çizdiği husus da esasen buydu. Avrupa kendi ödeme altyapısını güçlendirmek, yerel sistemlerini korumak ve iki Amerikan devine olan bağımlılığını azaltmak istiyor. İşte tam bu noktada benim de son yıllarda yoğunlukla gündeme getirdiğim Türkiye’nin milli ödeme sistemi TROY daha anlamlı hale geliyor.

        TROY artık başka evrede

        Evet, TROY hakkında yaklaşık dört yıldır yazıyorum. İlk yazılarımdan itibaren kamu bankaları başta olmak üzere Türkiye’nin kendi ödeme sistemine neden yeterince sahip çıkmadığını sorguladım. Çünkü Türkiye'nin bir taraftan savunma sanayisinde, enerjide, haberleşmede ve teknolojide bağımsızlık arayışından söz edip diğer taraftan milyonlarca günlük finansal işlemini yabancı ödeme sistemlerine bırakması üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişkiydi. Maalesef halen daha da bu dramatik tablonun üzülerek devam ettiğini söyleyebilirim.

        REKLAM

        Bazı anlamsız yaklaşımlar ve savunmalar halen daha sektör tarafından gündeme getiriliyor. Dün toplantıdan araçla dönerken TROY hakkında yaptığım telefon görüşmesine kulak misafiri olan şoförüm, ‘Güntay Bey, ama TROY yurtdışında kullanılmıyormuş’ dedi. İlginçtir, benzer cümleleri geçmişte bazı kamu bankası yöneticilerinden de duydum. Halbuki azcık araştırsalar Discover/Diners Club ağı kart şebekesinde olduğu ve yurtdışında da kullanılabildiği görülecektir. Hatta ben yurtdışı merkezli şirketlerle işlem yaptığımda kartlı ödemelerde bile TROY kullanıyorum. Artık Türkiye’de Pazar payı yüzde 30 yaklaşmakta olan TROY’un için bugün tablo ciddi şekilde değişmiş durumda. Başka ülkeler tarafından da örnek alınıyor.

        REKLAM

        Istanbul Fintech Week’te TROY Üye İlişkileri ve Pazarlama Genel Müdür Yardımcısı Cengiz Değirmenci’yi de dinledim. TROY, 2025 sonunda 90 milyon karta ulaşmış durumda. Kartlarla gerçekleştirilen işlemlerin toplam tutarı 4,8 trilyon TL’ye, tutarsal pazar payı ise yüzde 25,3’e yükseldi.

        Birkaç yıl önceki tabloyla karşılaştırıldığında önemli bir mesafe. Fakat benim yıllardır dikkat çektiğim bir husus var: Kart basmak başka, ödeme ekosistemi kurmak başka. Bir bankanın müşterisine milyonlarca TROY kart vermesi elbette önemlidir. Ama gerçek başarı o kartın müşterinin cüzdanındaki birinci kart haline gelmesi, alışverişte kullanılması, e-ticarette tercih edilmesi ve yurtdışında da çalışabilmesidir. TROY'un bundan sonraki sınavı tam olarak burada başlayacaktır.

        REKLAM

        Mesele komisyonun çok ötesinde

        Visa ve Mastercard'ın tahtının tartışılmasının bir başka sebebi de ödeme teknolojisinin değişmesi. Bundan 20 yıl önce ödeme sistemi denildiğinde akla büyük ölçüde plastik kart geliyordu. Artık öyle değil. Dijital cüzdanlar, QR kod, hesaptan hesaba ödeme, anlık transfer sistemleri, açık bankacılık ve dijital paralar klasik kart sistemlerinin karşısına veya yanına yeni ödeme modelleri çıkarıyor.

        Türkiye'nin bu alanda önemli bir avantajı var: TCMB’nin sistemi olan FAST. Bankalararası Kart Merkezi'nin altyapısı, TROY ve FAST birlikte düşünüldüğünde Türkiye aslında geleceğin ödeme sistemini oluşturabilecek önemli araçlara sahip. Dolayısıyla TROY’u sadece Visa veya Mastercard logolarının yerine geçecek başka bir logo olarak görürsek meseleyi küçültmüş oluruz.

        REKLAM

        Asıl soru şu olmalı: Türkiye kendi ödeme omurgasını kurabilir mi?

        Çünkü ödeme sistemini kontrol eden yalnızca işlemin komisyonundan pay almıyor. Aynı zamanda teknolojiyi, işlem altyapısını ve çok değerli bir ekonomik veri akışını yönetiyor. Olağanüstü dönemlerde sistemin kesintisiz çalışmasını sağlayacak teknolojik egemenliğe de sahip oluyor. Bu sebeple ödeme sistemleri artık finans dünyasının görünmeyen stratejik altyapılarından biri.

        Visa ve Mastercard’ın tahtı yıkılıyor mu?

        Elbette hayır. Bugün için böyle bir iddiada bulunmak gerçekçi olmaz. İki şirketin dünya çapında kurduğu ağ, marka gücü, teknoloji altyapısı ve kabul noktası sayısı kolaylıkla ikame edilecek seviyede değil. Visa ve Mastercard daha uzun yıllar küresel ödeme sistemlerinin en güçlü oyuncuları arasında kalacaktır. Ancak tahtları artık sorgulanıyor.

        REKLAM

        Çünkü ülkeler, milyarlarca finansal işlemin neden iki Amerikan şirketinin altyapısına bu kadar bağımlı olduğunu sormaya başladı. Çin kendi ödeme ekosistemini oluşturdu. Hindistan UPI ile kart sistemlerinin dışına çıkan güçlü bir model geliştirdi. Brezilya Pix ile anlık ödemelerde dünyaya örnek oldu. Avrupa ise yerel ödeme sistemlerini yeniden stratejik varlık olarak görmeye başladı.

        Bu tablo Türkiye açısından önemli bir fırsat anlamına geliyor. TROY'un önündeki hedef artık sadece Türkiye'de Visa ve Mastercard'dan pazar payı almak olmamalı. TROY bugün uluslararası ortaklıklar üzerinden yurtdışında kullanılabiliyor. Hedef ise TROY markasının ve kabul ağının uluslararası ölçekte çok daha yaygın hale gelmesidir. Sınırları daha güçlü biçimde aştığında ise bölgesel ve ardından küresel bir ödeme markasına dönüşebilir.

        REKLAM

        Netice itibarıyla İstanbul’daki Fintech Week’te Portekizli Hugo Araújo’nun Visa ve Mastercard’ın küresel ödeme sistemlerindeki konumunu “İkili Tekel” olarak tarif etmesi bile dünyadaki değişimi görmek açısından önemli. Visa ve Mastercard yarın ortadan kalkmayacak, tahtlarını da kısa sürede kimseye bırakmayacak. Ancak ülkeler artık milyarlarca işlemin neden iki Amerikan şirketinin ağırlığı altındaki bir sistemden geçmesi gerektiğini daha fazla sorguluyor.

        Türkiye ise bu tartışmaya hazırlıksız yakalanmış değil. Elinde TROY gibi büyüyen bir ödeme sistemi, FAST gibi güçlü bir anlık ödeme altyapısı ve gelişmiş bir bankacılık teknolojisi var.

        REKLAM

        Bundan sonraki mesele TROY’u yalnızca Türkiye’de Visa ve Mastercard’dan pay alan bir kart markası olarak görmek değil; uluslararası kabulünü ve iş birliklerini genişleterek Türkiye’nin ödeme egemenliğinin önemli unsurlarından biri haline getirmek olmalıdır.

        Çünkü Visa ve Mastercard’ın tahtı bugün yıkılmıyor. Ama ilk defa bu kadar ciddi biçimde sorgulanıyor.