Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

AK Parti şu 4 alanda elinin çok zayıfladığının farkına vardı.

Bir; ister Afgan olsun ister Suriyeli, bu milletin artık mülteci meselesine tahammülünün kalmadığını kabullendiler. Bunun için söylem değişikliğine gittiler. Bakınız Ömer Çelik’in “Türkiye hiç kimsenin göçmen kampı değildir, bir tane daha mülteci alacak kapasitemiz yoktur” açıklaması ve Göç Bakanlığı kurma çalışmaları.

İki; hayat pahalılığı ve ekonomideki sorunların artık tahammül sınırını zorladığını gördüler ve toparlamak için yeni bir atılım içindeler. Bakınız Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Orta Vadeli Program'ı açıklarken yaptığı detaylı ve mesaj dolu konuşma.

Üç; yangınlarla mücadelede zayıf kaldıklarını, ciddi iletişim hatası yaptıklarını fark ettiler. İmajı düzeltmek için afet bölgelerinde çok hızlı bir çalışmaya giriştiler. Bakınız bakanların günlerdir bölgeden çıkmaması ve Erdoğan’ın son açıklamaları.

Dört; dış politikadaki kavgacı tutumun Türkiye’yi yalnızlaştırdığı yönündeki eleştirilere kulak verdiler, yeni bir dönem başlatmaya niyetli gibi görünüyorlar. Bakınız Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun dün ABD, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan ile ilişkilerin düzeleceğine dair verdiği mesajlar.

Peki bütün bunları az çok gören iktidar özgürlükler, demokrasi, yargı gibi konulardaki eleştirileri neden pek dikkate almıyor?

Kendi tabanının tepki göstermediğini, sandıkta maliyet yaratmadığını düşünüyor da ondan...

Geçmişteki Diyanet İşleri Başkanlarımızın kimileri var ki bugün hâlâ hayırla anılmaya, kanaat önderi olarak saygı görmeye devam ediyorlar.

Bu kıymetli hocalarımızın iki temel özelliği var. Görev yaptıkları süre boyunca siyasi tartışmalara mümkün olduğunca girmediler ve dışlayıcı değil kucaklayıcı bir İslam anlayışı benimsediler.

Buna karşılık bir de son dönemde polemikleriyle öne çıkan -ismi lazım değil- bazı ilahiyatçılar da var ki lüzumlu lüzumsuz her konuya dalarak, milletçe hassas olduğumuz konularda ayrıştırıcı açıklamalar yaparak, şov peşinde koşarak, şöhretin cazibesine kapılıp rolünü abartarak ılımlı insanları bile dinden soğuttular. Kendi itibarlarını da ciddi manada zedelediler.

Siyasi iktidarlar seçim hesabı yaparak dini konuları ve kimi din adamlarını öne çıkarmak isteyebilirler.

Fakat aynı iktidarlar toplumdan tepki gördüklerinde, yükselttikleri o isimleri bir çırpıda gözden çıkarmakta da tereddüt etmezler.

Yakın siyasi tarihimiz bunun örnekleriyle dolu.

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın son günlerde kendisiyle ilgili tartışmalara işte bu gözle bakmasında, siyasi iktidarların ve koltukların geçici olduğunu kendisine hatırlatmasında yarar var.

İş Bankası’nın Zeki Müren reklamı neden bu kadar eleştirildi sahiden anlayamadım. Gayet başarılı bence.

Hem Zeki Müren de hayattayken taklitlerinin yapılmasıyla ne kadar barışık olduğunu anlatmışken...

Reklamın sonunda Çağlar Çorumlu da “Kimse onun gibi olamaz” diyerek tevazu gösteriyorken...

Anısına saygısızlık eden bir sahne yokken iyi niyetle yapılmış bir işi acımasızca yerden yere vurmanın âlemi yok ki...

Ayrıca bu reklam olmasaydı şimdi Zeki Müren’i konuşmuyor, nasıl özel bir değerimiz olduğunu bir kez daha hatırlamıyor olacaktık.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00