Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Çalışma Bakanı Sayın Mehmet Müezzinoğlu’nun parmak bastığı kamu personel rejimi, ekonomi ve çalışma hayatının en önemli sorunudur.

        Kamu istihdam alanı kırk yamalı bohçaya benziyor. Bu konuda çok sayıda kanun ve ikincil düzenleme var: Devlet Memurları Kanunu (657), Yüksek Öğretim Personel Kanunu (2914), Hâkim ve Savcılar Kanunu (2802), Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu (926), KİT Personel Rejimi (399 Sayılı KHK), 375 Sayılı KHK ve birçok yönetmelik.

        Bu düzenlemeler yanında, özel sektör iş hayatını düzenleyen İş Kanunu (4857), basınla ilgili kanunlar (5187 ve 5953), Deniz İş Kanunu (854) da dikkate alınırsa, hem çalışma hayatında hem de mevzuatta reforma ihtiyaç olduğu görülür.

        Kamu görevlileri memur (4A), kadro karşılığı sözleşmeli (4B), kısa süreli sözleşmeli (4C), mevsimlik işçi ve taşeron işçisi olmak üzere farklı statülerde çalışıyor.

        Kamu kurumunun kendi asli görevi dışındaki hizmetlerini dış kaynaklardan temin etmesi çok doğru bir yaklaşım ama birçok idare, büro hizmetlerinde ve hatta asli görevlerde de taşeron elemanı kullanıyor.

        Ücret ve maaş sistemi daha karmaşık bir yapıya sahip, maaş hesaplamalarında farklı kurum ve hiyerarşik kademelerde 100’e yakın faktör kullanılıyor.

        Personel kadrolarının dağılımında da ciddi dengesizlikler söz konusu. Genel idari hizmetler sınıfına tabi olan ve halka değil, kendi amirine hizmet üreten çok sayıda personel bulunuyor. Şoför, sekreter, özel kalem ve hizmetli gibi kadrolar, profesyonel bürokrasilerin çoktan terk ettiği uygulamalardır.

        İktidarlar veya bakanlar değiştikçe yatay terfi uygulamasıyla danışmanlık kadrosuna alınan tecrübeli yöneticilerin, il emrine atanan kadrosuz öğretmenlerin, maaşı daha fazla olduğu için farklı kurumlarda geçici görevlendirilen memurların devlete maliyeti hiç küçümsenecek gibi değil.

        Diğer yandan, kamu çalışanları arasında ciddi bir nitelik sorunu var. Çalışma Bakanı olduktan sonra bakanlık personelinin önemli bir kısmının lise mezunu olduğunu öğrendiğimde çok üzülmüştüm. Genel müdürlüklerden birine üniversitede öğretim üyesi bir yardımcı doçenti atadığım zaman, o birimde terfi bekleyen ve tek lisans mezunu olan memur, “Göreve beni getirmediğiniz için size kırgınım, ama eğitimi benden daha iyi olan birini atadığınız için teşekkür ederim” demişti.

        Milli Eğitim Bakanı olduktan sonra, bakanlıkta gördüğüm manzara öncekinden farklı değildi. 500’e yakın yönetici personelin % 63’ü 3 yıllık eğitim enstitüsü mezunu idi ve hızlandırılmış eğitimle diploma almışlar, uzaktan eğitim yoluyla lisans tamamlamışlardı. Ortalama yaşları 56-58 olan yöneticilerin içinde yabancı dil bilen ve iletişim teknolojilerini etkin kullanabilen yönetici yok denecek kadar azdı.

        Şimdi pek çok bakanlıkta uzman eleman yetiştiriliyor. Ancak 2011 yılına kadar sadece Başbakanlık, DPT ve Hazine Müsteşarlığı, Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası’nda uzman kadrolar bulunuyordu.

        Bürokrasi yönetiminde hiyerarşik ve otoriter karar alma süreçleri egemen. Örgütsel demokrasi ve iyi eğitim almış personelin yönetime katılımı zayıf. Halbuki insanları çalışmaya motive eden tek faktör ücret ve maaş değil. Onun önemsenmesi ve katılımı önemli bir çalışma güdüsü oluşturur.

        Uzun sözün kısası, kamu hizmetlerinde etkinlik ve verimliliğin artırılması, işlerin hızlandırılması ve özellikle vatandaş odaklı bir yönetim isteniyorsa, kamu personel reformu mutlaka yapılmalıdır. Bu sorun çözülmeden Türkiye’de bürokrasi problemi de hallolmaz. Bu reformun gerçekleştirilmesi, özel sektör çalışma hayatının kalitesini de artıracaktır.

        İş garantisi, çalışma şartları ve ücret sistemi açısından devlet memurluğu önemli imtiyazlar sağlıyor. Bu nedenle işsizler nerede olursa olsun iş peşindeyken, işi olanlar devlette iş bulmak için çaba sarf ediyor.

        Kamu personel reformunun gerçekleştirilmesinin zor bir karar ve sorunlu bir süreç olduğunun farkındayım. İktidara gelmek veya iktidarda kalmak isteyen hiçbir siyasi parti, bu tür bir reforma kolayca cesaret edemez. Belki OHAL şartları durumu kolaylaştırabilir ama yine de dikkatle yönetilmesi ve sendikaların desteğinin alınması gereken bir karardır.

        2005 yılında hazırlanan taslak, reform çalışmaları için sağlam bir zemin oluşturacaktır. Yapılacak gözden geçirme ve güncellemeyle sorunun çözümünde zaman kazanılmış olur.

        Diğer Yazılar