Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ÜNLÜ sosyolog Durkheim, “İnsani tutkular, sadece saygı duydukları manevi bir güç karşısında dururlar” demiş ve altını çizmiş: “Bazen de asla durdurulamazlar!”

        Özellikle 1980 sonrası “paranın her şeyin yerine konduğu” güzel ülkem, yukarıdaki cümlenin başına da sonuna da çok doğru bir örnek! Bazen “en küçük bir manevi ayrıntı için sokak çatışmaları yaşanan” bu ülkede, bazen de bütün ülkeyi “baba bildiği bir adamın karısını ve kızını aynı anda ayartan” adamın peşine takarlar, kimsenin sesi çıkmaz ! Bizim gibi “Olmaz, bu kadarı da yapılamaz” diyenleri de, 1980 sonrasının “kapitalist sözde aydınları” sansürcülükle suçlarlar. Onlara göre devletin “düzenleme yetkisi” dahi “sansürdür” ve “her şey toplum çürüyene kadar” mubahtır!

        Sevgili dostlar, “Türkiye Bihter’e kilitlendi” manşetlerini gördükçe, inanın kahroluyorum. 7’den 70’e seyretmişiz. Ne kadar önemli! Seyrettiğimiz ne? “Baba” dediği uzaktan amcasının “severek evlendiği karısını ayartan” genç bir adam, daha sonra “kardeşin” denerek büyütülen “kızı da ayartıyor” ve diğerini amcasına bırakarak, “kardeşi” ile evlenmeye karar veriyor! Ne kadar güzel, ne kadar doğal ve “olması gerektiği” gibi değil mi! Hele Türkiye gibi “geniş ailelerden” oluşan bir yapıda “ne kadar yararlı”! Aynı evde “seyret dur, hayal kur”!

        Sonuç: Bir ülkede “kantarın topu” kaçmış ve o ülkede “toplumsal histeri ve mania” pazarlamanın adı “içerik sağlama” haline gelmişse; “anomali satanlar” para basarlar ama bir süre sonra o toplum, içinde yaşanamaz bir hal alır. O diziden para kazananları, onu yayarak “kolektif bilinç ve bilinçaltımızı” zehirleriyle dolduranları kutluyorum! Güle güle harcayın kazandıklarınızı!

        Son söz: Hobbes’dan bir alıntı yapalım ve “Leviathan” adlı eserinden bir cümleyle bitirelim: “Toplumsal çıkar gibi saçma sapan bir amaç için piyasaya müdahale edilemez...” Bu ifadenin özü: Toplumun özünü zedelese bile, o dizinin çekilip yayınlanmasına asla müdahale edilemez.

        Son soru: Siz ne diyorsunuz? Birileri kendi çıkarları için “toplumu felakete de” sürüklese, asla serbest girişime sınırlama yapılamaz mı? O zaman “düzenleyici üst dinamiklere” ne gerek var, hatta üst benliğimize! Kaldıralım bakalım “üstleri”, sokağa çıkabilecek bir ülke bulabilecek miyiz!

        Ben de şunları soruyorum; biri de bana açıklasın!

        TÜSİAD çok güzel sordu ve ekledi: Verginin % 90’ını veriyoruz, sorarız, birileri bize açıklasın.

        Çok güzel ve doğru tespitler!

        Sevgili dostlarım, şimdi ben de aynı hakkımı kullanarak onlara soruyorum, onlar da bana açıklasın: 1950 sonrası devlet kredisiyle kurdukları “işyerlerini” neden hep Ankara’nın batısında kurdular? Acaba bu yaptıklarının “bugünün terör dinamiğinde” ne gibi bir etkisi var?

        Haydi açıklayın, ben de bunu merak ediyorum! Dernek kurup hükümete sallamak, hayatının büyük çoğunluğunu yurtdışında safaride, orada burada geçirip, “Sencileyin hasmı rüyada değil, namlunun ucunda görenlerindir” tespitine inat, konuşup-durup “biz sahibiz” demek kolay! Haydi “bu soruma” cevap verin: Devletten aldığınız kredileri biraz da “Doğu’ya fabrika kurmak için kullansaydınız” böyle olur muydu?

        Sonuç: Konuşurken, özellikle verginin “% X’ini verenlerin” değil, gelirin ve faizin büyük bölümünü 1960’lar sonrası “cebe indirenlerin” çok dikkatli olmaları gerekli!

        Diğer Yazılar