ÜYE GİRİŞİ
LÜTFEN KULLANICI ADINIZ VE ŞİFRENİZ İLE GİRİŞ YAPIN!

Alzheimer'a çözüm aranıyor

İnsan yaşamının uzamasıyla 2030’da dünyada 70 milyon insanın Alzheimer hastası olması bekleniyor. Etkili bir tedavi bulmak için araştırmalar tüm hızıyla sürüyor. Son gelişmelere göz atalım

Esnek zekâmızı, öğrenme kabiliyetimizi, hafızamızı sinir hücrelerimiz arasındaki bağlantılara borçluyuz. Deneyimlerimiz, alışkanlıklarımız ve öğrendiklerimiz doğrultusunda sinir hücreleri arasında yeni köprüler kurulur ve kullanılmayan bağlantılar zamanla kaldırılır. Bu hayat boyu böyle sürüp giderken yaşlanınca sorunlar başlar...

Şöyle gelişir olaylar... Sinir sistemimizin yapı taşı, beynimizde bulunan sinir hücreleri, yani nöronlardır. Sinir hücreleri kimyasal ve elektrik sinyaller aracılığıyla bilgi aktarırlar. Diğer çoğu hücre tipinden farklı olarak, doğumdan sonra çoğalmazlar, yani yeni sinir hücresi üretilmez. Bu sebeple vücut zedelenen veya ölen sinir hücrelerini yenileyemez.

HT Pazar'dan Beste Mutlu'nun haberine göre; ömür uzadıkça nörodejeneratif hastalıklar çağımızın en büyük problemi olacak gibi duruyor.

Nörodejeneratif hastalıklar beyindeki sinir hücrelerini etkileyen hastalıklar için kullanılan şemsiye bir terimdir. Sinir hücrelerinin zamanla ölmesi veya zedelenmesi sonucu koordinasyon kaybı (ataksi) ve bunama (demans) olarak ortaya çıkar. Alzheimer ve Parkinson bu kategorideki en bilindik örnekler. 2030’da dünyada 70 milyon insanın Alzheimer hastası olması bekleniyor. Eğer bu hastalığa bir çözüm bulunmazsa 85 yaşın üzerindeki her 3 kişiden biri bu hastalığa yakalanacak. Gelin araştırma cephesindeki duruma ve tedavi ümitlerine bakalım.

ALZHEİMER’IN MOLEKÜLER SEBEBİ

Bir hastalığı tedavi edebilmek için genelde önce moleküler düzeyde sebebini anlamak gerekir. Alzheimer hastalığının moleküler düzeyde en belirgin özellikleri şunlardır:

1) Amiloid plaklar: Beta amiloid, daha büyük olan bir proteinden kırpılan kısa bir parçadır ve sağlıklı beyinlerde hemen temizlenir. Alzheimer hastalarında ise amiloid, sinir hücreleri arasındaki boşluklarda birikerek plak oluşturur. Amiloid plak oluşumu Alzheimer hastalığının semptomlarının görülmesinden 10 yıl önce başlıyor.

2) Tau yumakları: Tau, hücre içindeki kargo ağının bir parçasıdır ve hastalığın ilerleyen aşamalarında ölen sinir hücrelerinde Tau yumakları oluşur. Yaşlanan herkesin sinir hücrelerinde bu sorunlar görülür, ancak Alzheimer hastalarında çok daha şiddetlidir.

ÖNLEYİCİ TEDAVİLERE Mİ YOĞUNLAŞMALI?

2012’de İzlanda popülasyonunun yüzde 0.5’inde bulunan bir genetik değişikliğin Alzheimer’a yakalanma riskini düşürdüğü bulundu. Bu değişiklik, beta amiloidin kırpılmasını ve böylece plak oluşumunu azaltıyordu. Aynı gendeki bozukluklar daha önce 30’lu yaşlarda Alzheimer’a yakalanmakla ilişkilendirilmişti. Durum böyle olunca, plakları temizlemek için İskandinavlar’daki nadir değişikliği taklit etmeye çalışan veya beta amiloidin kırpılmasını durduran ilaçlar (BACE inhibitörleri) geliştirildi. Hastalığı tedavi etmek için bu zamana kadar yapılan klinik çalışmalar, Alzheimer semptomları göstermeye başlamış kişileri, plaklara karşı geliştirilen ilaçları kullanarak tedavi etmeye çalışıyordu. (Alzheimer semptomlarına örnekler: hafıza kaybı, kafa karışıklığı, iletişimde zorlanma, bağımsız yaşama kabiliyetini yitirme.) Mantık şuydu: Amiloid plaklar sinir hücreleri arasındaki bilgi aktarımını önler, sorunlara yol açar ve plaklardan kurtulmak hastalık semptomlarını geçirmelidir. Ancak görünen şu ki hastalığın ilerleyen aşamalarında amiloid plakları azaltmak, Alzheimer semptomlarını azaltmaya yetmiyor.

Bu gelişmeler üzerine bazı araştırmacılar önleyici tedavilere başlanmasını savunmaya başladı. Hafıza kaybı gibi semptomlar görülmeden çok daha önce moleküler teşhis konmasını istiyorlar. Önceden bahsettiğim gibi, amiloid plaklar hastalık semptomları görülmeden 10 sene önce oluşmaya başlıyor ve beta amiloid PET beyin taraması ile görüntülenebiliyor. Belki de belli bir yaştan sonra PET taraması rutin bir test olmalı ve plak oluşumu çığırından çıkmadan önce koruma amaçlı ilaca başlanmalı. Bu yaklaşımın işe yarayıp yaramayacağını test etmek için, Amgen ve Novartis şirketleri ortaklaşa 60-75 yaş arası henüz semptom göstermeyen, Alzheimer’a yakalanma ihtimali olan insanlarda klinik çalışmalar yapıyor.

BEYİNDEKİ BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ HÜCRELERİ DOST MU DÜŞMAN MI?

Bazı araştırmacılar esas sorunun plakların varlığından ziyade bağışıklık sisteminin plakları temizlemek için verdiği tepki olabileceğini düşünüyor. Bu noktada da beynimizdeki “mikroglia” adı verilen bağışıklık sistemi hücreleri devreye giriyor. Daha önce sinir hücreleri arasındaki bağlantıların öneminden bahsetmiştim. Mikroglialar, hayatın ilk yıllarında sinir hücreleri arasındaki bağlantıları budayarak kullanmadığımız bağlantıları kaldırırlar. Ergenlik dönemi civarı, budama özelliklerini kaybederler. Ergenlik sonrası genç ve sağlıklı beyinlerde amiloid betayı yutup çiğneyerek temizlemeye odaklanırlar ve Alzheimer’dan korurlar. Ancak en son araştırmalara göre ilerleyen yaşlarda mikroglialar da yaşlanıyor. Artık üretilen amiloid betayı temizlemeye yetişemiyorlar. Plakları temizleyemedikleri için devamlı tehlike sinyali göndermeye başlıyorlar. Hatta Alzheimer’lı farelerde hayatın ilk yıllarında sahip oldukları sinir hücrelerini budama yetisini geri kazanıyorlar.

Bir teori de, plakları temizlemeye çalışırken mikrogliaların sinir hücrelerine zarar vermeye başlaması. Diğer bir deyişle, kaş yapayım derken göz çıkartması. Tam olarak ne yaptıklarını henüz anlayamasak da mikroglialar hastalık için önemli bir nokta olacak gibi görünüyor. Mikrogliaların bizi gençken hastalıktan koruyup yaşlanınca hastalığı iyice tetiklediğini düşünen araştırmacılar, Alzheimer semptomları görülmeye başladıktan sonra mikrogliaları durdurmayı öneriyor. Bazıları ise mikrogliaları durdurmak yerine gençlikteki plak temizleyebilen hallerine geri döndürmeye çalışmamız gerektiğini düşünüyor. Farelerde yaşlanan mikrogliaları gençleştirmenin bir yolu bulunmuş: Yaşlı farelere genç farelerden kan aktarınca mikroglialar yenileniyor. Bu keşfi insanlarda Alzheimer tedavisine dönüştürmek için klinik çalışmalar yapılmakta. Bir sonraki yazımda genç kalmanın sırrının kanda olduğuna inanan araştırmalardan daha detaylı olarak bahsedeceğim.

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ