ÜYE GİRİŞİ
LÜTFEN KULLANICI ADINIZ VE ŞİFRENİZ İLE GİRİŞ YAPIN!

"Artık kurumsallaşmış bir sanat panayırımız var"

HT Cumartesi eki köşe yazarı Ali Esad Göksel'den Ai Weiwei, Contemporary İstanbul ve İstanbul Bienali'ne dair açıklamalar...

Ne tuhaf, hem ev sahibi hem de misafirleri sevindirecek bir haftayı yaşıyoruz. Ama? Ama gerginiz... Hele az soluklanın, durun, bir de şuna bakıverin: The New York Times dünyanın en önemli ve en etkili gazetelerinden birisi. ABD’de yayınlanıyor. Ve bu ilginç ülke, her gün yeniden Washington’a saydırmada. Sadece kendilerini değil, bu kürede yaşayan her canlıyı yakından ilgilendiren günlerde. Burun buruna ve çok sert virajlar alınmada. Küresel ısınmadan nükleer ısınmaya kadar. Bu kıran kırana delirme sahnesinde önde gelen en etkili gazete geçen gün ne tavsiye etmede? “Bu son hafta. Yapraklar dökülmek üzere. Sonbaharın renklerini ya gördünüz ya da kaçıyor. Aman ha!” Nasıl? İnsanların hayatı pas geçmedikleri coğrafyalar var. Bizler uzaktayız. Ne yazılsa münasiptir? Zor iş...

Öyle ki bu hafta istisnai bir zaman. Contemporary Istanbul tekrar podyumda. Mutlu olmalıyız. Bu yaşadığımız alacakaranlık içinde bir çıkış misali. Artık kurumsallaşmış bir sanat panayırımız var. Sanat nedir? Bizlerden daha duyarlı, daha cesur, daha önde insanların bizler için söyledikleri. Bizlere uzattıkları bir can simidi... Ali Güreli 30 yıllık bir arkadaşım. İlk başladığında ürkmüştüm. Hem bizler uzaktık hem de etraf. Uzaklığımızı yüzümüze söylemede idi. Sadece Güreli için değil, kendim için de... Korunma içgüdüsüyle ürktüğüm hatırımda. Hırpalanmak. Tatsız bir fotoğraf. Yanılmışım, çok şükür... Başarılı oldular. Ali ve Rabia Güreli büyük bir iş çıkardı. İlk 10 yıl arkada kaldı. Bilanço artıda. En kritik senede kataloğa bakmadayım. Yabancılar var. İnanıp gelmişler. Yanımızdalar. Kıymetini bilmeliyiz.

Bu hafta çok güzeldi. Önce Ai Weiwei sergisi açıldı. Dünyanın en çok ses getiren muhalif sanatçısı. Ne yazık ki yakından görüşme imkânımız olamadı. Bizler için neler anlattı elbette çok meraktayım... Ertesi gün Galatasaray Meydanı’na bakan İlhan Koman’ı gördük. Heyecan Bülent Erkmen ile bir kimlik tarifi yaptılar. Minimalizmin sınırlarının denendiği işler ürettiler. Geçen akşam ise Gülsüm Karamustafa’yı ağırladı. Heyecan verici idi...

Sanatsal yaratma ile gündemde olabilmek hayati. Çağdaşlığın turnusol kâğıdı... Ya varız ya da yokuz. Grisi, bir ortası yok. Ne yazık ki onyıllardır. Söylenegelen bir darbımesel var.

“Yaklaştık, şunun şurasında üç yıl kaldı! Kapı aralığına ayağımızı koyduk. Yirmi kriterin yarısı tamam. Gerisi kolay!” Hadi canım sen de. Ümitsiz miyim? Hayır. Sanata inanıyorum. Sadece İstanbullu’lara değil, çevreye de sesleniyorum. Kaçırmayın, izleyin, destek olun...

CONTEMPORARY İSTANBUL VE İSTANBUL BİENALİ

Önünüzde kocaman 2 gün var. Aman Türk usulü yapıp da son ana bırakmayasınız. İstanbul Kongre Merkezi/Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’na gidin. Bu panayır 7’den 70’e herkese. Öğrenciler için de indirimli. Ama eyyy Ali Güreli! Öğrenci girişleri daha da yani çok daha uygun olmalı! Bir de yaşlılar için indirimler. Çocuklar için özel seanslar, rehberlerle birlikte... Bunları gelecek seneyi beklemeden yarın, pazar günü devreye sokmalısın. Benim tanıdığım Ali ve Rabia haftaya 2018 senesi için çalışmaya başlarlar: Sponsorlardestek verenler, gün bu gündür. Sanatın yanında oluşunuza müteşekkiriz.

Sanat bizim simidimiz değil mi? Bu can simidine ihtiyacı açık, bilesiniz. Bu sene doğru bir iş yapıldı. Contemporary Art ve 15.

İstanbul Bienal’i aynı tarihte. Neden doğru? Birkaç sebeple. İlki de şu: Ne yazık ki ülkemiz zor zamanlar yaşıyor, prestij kaybı yüksek. Dolayısıyla güzel laflar edilecekse doğru zamanda; az ve öz olmalı. İkinci gerekçe de şu: Küresel ölçekte çetin bir rekabet var, İstanbul sıyrılmak, sivrilmek istiyorsa rekabetih farkında olmalı... Abo.

MUTFAK VE SANAT

Mutfak ve sanat arasında söz olunan alışveriş var ya... Bunu son günlerin modası, bir zamane hali sanmayasınız. Her zaman var oldu. Karşılıklı ve muhtelif kanallardan. Anlatalım. Galiba ilk alışveriş çulsuz sanatçıların ödeme usulü idi. Bizde en bilindik örnek Fikret Mualla olmalı. Bugün altın haline gelen Mualla’lar, o zamanların değiş tokuş emtiası olmalı. Ressamımız Paris’te bu işe aşina barlarda içer, ödemesini de desenleriyle yapardı. Alan satanın razı olduğu bu halden, halen bizler de sebeblenmedeyiz... Bu al gülüm ver gülüm faslının çok şöhretli aktörleri de var. En bilineni Picasso. Fransa’nın güneyindeki Cote d’Azur. Biliyorsunuz, çok meşhur. Saint Paul de Vence ise Orta Çağ’dan kalmış kılıklı küçücük bir köy. Bu şirin köyün çok yakınında benzersiz bir otel var, La Colombe d’Or...

Bu sapa köy 2. Dünya Savaşı sırasında sanatçı ve edebiyatçıların sığınağı olmuş. 1920’li yıllarda Paul Roux tarafından açılan bar ve 3 odalı tesisin öyküsü inanılmaz. Picasso ödemesi gereken faturaları desenleriyle kapatırmış. Bugün odaların duvarlarındalar. Picasso tek örnek mi? Hayır, değil. Matisse var, Chagall var. Otel adeta bir müze!

Bu vatandaş gel sanata hali tersine de işlemiş. Geçen sene yazdı idim. Belki hatırlayacaksınız. Çok meşhur aktörlerin yer aldığı bir hikâye. Fakat çok da az bilinen, inanılmaz bir hikâye. Leonardo Da Vinci’nin Milano’da yaptığı dev bir eser var. Bu fresk Milano Dükü Ludovico Il Moro tarafından sipariş olunmuş. Son Yemek Hz. İsa’nın havarileriyle birlikteki son yemeği.

Kendisine inananlar ve ihanet edenin birlikte yer aldığı İncil sahnesi. Emin olun hali vakti itibarıyla sıkıntıda olmayan Dük Ludovico var ya. Dahi sanatçı, Leonardo’nun şahaserini nasıl ödese istersiniz? Eserin yer aldığı kilise/manastırın karşısısındaki bir bağ ile. Deli gibi meraktayım, nasıl bir şarap çıkıyordu bu üzümlerden. Bu işin değiş tokuş sahifesi. Başka bir sahife ise şu, yemek yapmaya meraklı sanatçılar. En çok bilineni Picasso olmalı. Bu da normal aslında. Adam Katalan. Güney Fransa sahil bandında yaşıyor. Eve gelince... O kadın geliyor. Bu kadın gidiyor. Amcam da mutfağa düşmüş.

Meraklısına bir dipnot, Catalan womenizer’in meşhur evi satılık. Picasso’nun yıllarca yaşadığı fırtınalı hayatın sahnesi. Hele bir düşünün. O yatak odası, mutfak, şarap kavı neler gördü, neler işitti, neler yaşadı...

Picasso bir mutfak düşkünü idi. Kitabı dahi yayınlandı. Eğlenceli. Ve kabil-i tatbik! Picasso dışında da yemek yapmaya meraklı sanatçılar var... Yemek yeme seanslarını bir tarz happening’e tercüme edenler de. Örneğin Dali, bazı yemekleri bir sanat gösterisi olarak planlıyor. Bir de sanata meraklı aşçılar var. Son zamanların en bilineni Ferran Adria. Adria bir konsept sanatçısı olmak üzere. Kassel Documenta’ya katıldı. Tate ve Moma’da sergiler açtı. Elbette desenleri ve enstellasyonlarıyla. Açıkçası kendi adıma muhafazakâr olduğumu itiraf etmeliyim. Bottura’nın yemek tabaklarındaki sanatsal yaratma hevesinden heyecanlanmıyorum. Ferran’ın öğrencilerinden şu anda dünyanın en gözde aşçılarından olan Bottura ise bu işi seviyor. Geçtiğimiz yıllarda New York Sotheby’s de koleksiyonerlere bir gövde gösterisi yaptı. Ne diyelim? Allah sahibine bağışlasın...

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ