BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Biri sesi, diğeri enstrümanıyla insanı yere yıkacak kadar güçlü iki isim. Romantik şarkıların prensesi Fransız soprano Emma Shapplin ve bizi klarnetiyle daha iyi insanlar haline getiren Hüsnü Şenlendirici. Shapplin, tam bir Türkiye sevdalısı, her fırsatta geliyor. Bu defa sebebi Şenlendirici’ydi. Onunla aynı sahneyi paylaştı. Bu konser onları ilk kez bir araya getirdi ama bunun bir ayağının da Fransa’da olmasını istiyorlar. İkisi de yeni albüm hazırlığında. Öncesinde insanların hafızasında güzel bir tat bırakmak için buluştular. Volkswagen Arena’da cuma akşamki konser öncesi onları provada ziyaret ettik. Cihangir’deki stüdyonun kapısını araladığımızda Şenlendirici’nin nağmeleri tüylerimizi diken diken ediyordu. Shapplin ise tüm zarafeti ile karşısındaki mor koltuğa oturmuş. Tebessümle karşıladı bizi. Sessizce stüdyonun köşesine kurulduk. Sırası geldiğinde elindeki kâğıtlardan Ağır Roman’ın ‘Ağla Sevdam’ şarkısını okuyan Shapplin, Şenlendirici’nin klarnetinden öyle etkilendi ki, bir sonraki albümünde onunla bir düet yapmayı istiyor. Kahkahalar ve tekrarlarla geçen provanın ardından önce Shapplin, ardından Şenlendirici ile sohbet ettik.  HT Pazar'dan Ekin Türkantos'un röportajı...

Elinde klarnet olmayınca fotoğraf çektirmeyi sevmiyor. Elini kolunu nereye koyacağını bilemediğini söylüyor. Onu harekete geçirmekse Emma’ya düşüyor. Ona sataşıyor. Birbirlerine baktıkları anlardaysa Emma hemen gözlerini kaçırıyor. Sanki bu gözlerin ardındaki yeteneği ulaşılması zor buluyor. İnanılmaz utangaç, sakin... Bu dünyaya ait değil gibi. Sihirli sesiyle şarkılarda olduğu gibi hayatında da hep bir sihir aradığını söylüyor. Sorulara, uzun uzun, ama uzun düşünerek yanıt veriyor. Minik, kırılgan bir kız çocuğunu andırıyor...

Emma Shapplin: Belki Titan uydusuna klasik müzik götürebiliriz

Sahne performanslarınızı izlerken utangaç ve romantik kadının sahneye çıktığında devleştiğini görüyorum. Kendi sessiz dünyanızdan çıkıp sahne ışıklarının altında sesinizle başka bir dünya yaratıyorsunuz. Nasıl dengeliyorsunuz?

Sahne ışıkları ve gerçek yaşam birbirinden bağımsız değil. Sahnede olmak özel ve garip bir duygu, kendimi arındırıyormuşum gibi. Sahnedeyken gerçek anlamda nefes alıyorum. Ama iki farklı hayatım olduğunu düşünmüyorum. Hayatımın her anında beste yapmak benim için bir yaşam tarzı. Her an kafamda bir şeyler vardır ve bunu müziğime, fotoğraflarıma veya resimlerime dökerim.

Polis bir baba ve sekreter bir annenin yanında erkek çocuğu gibi yetişmiş bir kız çocuğu. Paris’in banliyöleri... Bambaşka içerikleri olan farklı hayat dönemleriniz var. Bu dönemler farklı kişilikler de demek müzik ve yaşam açısından bakılınca... Şimdi elit ortamlarda bir starsınız. Bu durumu nasıl tarif ediyorsunuz? 

O yıllarda bir sünger gibi çevremdeki her şeyi gözlemliyordum. Şarkı söylemeye başladığımda gerçek manada var olmaya, yaşamaya başladım. Tüm sanat dalları birbiriyle bağlantılıdır. Aslında hayatım boyunca bir zarafeti arıyordum, herhangi bir yerde veya zamanda olabilir bu, hatta bir fırtınada bile. Bazen hayat çok zordur ama bir anda her şey değişir. Sihre inanırım ve günlük hayatımda hep aradığım şey bu sanırım, sihir.

Müzik yapma isteğiniz çok mu güçlüydü, ailenizi nasıl ikna ettiniz?

Hayır tam olarak böyle değil. O zamanlar ergendim ve bu bir insanın en gergin dönemidir. Ama kavgacı bir insan olduğumu söyleyemem. Birkaç kez kavga etmeyi denedim ama ben daha çok zarar gören taraf oldum. Ailemin neden bana karşı çıktığını gayet iyi anlayabiliyorum. Gösteri dünyası hakkında bir şey bilmiyorlardı, bildikleri tek şey genç bir kız için çok zor olabileceğiydi. Bunun da onlar için korkutucu olduğunu anlayabiliyorum. Ses eğitimine başladığımda opera hocam biraz zorlayıcıydı. Her gün derse gidiyordum, hatta tatillerde bile. Ailem zorlandığımı görünce bırakmamı istedi. Benim için bir şey fark etmedi, çünkü hayat bana hep doğru insanları sundu. Şarkı söylemeyi bırakmayı istesem bile tanıştığım birisi bu düşüncemi hemen aklımdan çıkarıyordu. 

‘MÜZİK ŞİRKETLERİ BENİ BİR KUTUNUN İÇİNE KOYMAYA ÇALIŞIYOR’

Dünyanın farklı yerlerinde konserler veriyorsunuz. Dilinizi konuşmayan biri şarkılarınızı dinlerken etkileniyor. Sanatçılarla düetler yapmayı seviyorsunuz, bu müzikal bakışınızı nasıl besliyor?

Beni zenginleştiriyor. Örneğin buradaki deneyimim sırasında Hüsnü Şenlendirici’ye ait bir şarkı dinledim, mümkün olursa onunla bu şarkıyı bir sonraki albümüm için söylemek istiyorum.

Ne güzel olur. Peki müzik, dünyayı algılamanızda size nasıl bir alan sağlıyor?

Evimde birçok CD ve ritüellerim vardır. Çoğu zaman Frederic Chopin ve Bach dinliyorum. Bunun dışında dinlediğim çok değil, birkaç kişi var. Herhangi bir yerde duyduğum ses veya şarkı bana ilham verebiliyor. Müzik, duygulardan oluşan kolay bir dil. Müzik şirketleri beni bir kutunun içine koymaya çalışıyor ama bu çok zor, çünkü patlayacakmış gibi hissediyorum. İlham aldıklarım sayesinde şarkılarımı yapıyorum ve bu yüzden birçok yerde şarkılarımı duyuyorum.

Doğadan, hayvanlardan, bulutlardan, ağaçlardan etkilenen aslında çiftçi olmak isteyen bir kadın. Öte yandan herkesi büyüleyen bir sanatçı. Ortası olmayan hayaller... İleride nasıl bir yaşantınız olmasını istersiniz?

Tabii ki planlarım var. Örneğin hâlâ St. Petersburg’da opera dersleri alıyorum, belki bir gün gerçek bir opera resitali verebilirim. Yeni albümümü tamamlamak üzereyim. Albümde 20 şarkım var ve hepsi kendi şarkılarımın lounge versiyonu.

‘ORGANİZE BİR DAĞINIK OLDUĞUMU SÖYLEYEBİLİRİM’

Evinizi ve mobilyalarınızı merak ediyorum, sanki klasik dizayn edilmiş, mum ışığında oturmayı seven, tabloları olan bir ev gibi geliyor bana...

Organize bir dağınık olduğumu söyleyebilirim. Daha çok bir artistin stüdyosuna benziyor. Aslında iki tane yatak odam var ama onları başka şeyler için kullandığımdan işlerimin ortasında hayvanlarımla uyuyorum. Boya fırçalarıyla gitarları, çelloyu, kıyafetlerimin üzerinde uyuyan kediyi bulabilirsiniz. Eğer o sırada çizimle ilgiliysem daha dağınık oluyorum. Müzikle ilgiliysem resimlerimi topluyorum. Daha görsel alanla ilgilendiğimde her yerde resimler, dergiler oluyor. Evim de biraz kafam gibi.

Çok güzel bir tarif... Biyografi okumaktan hoşlandığınızı, hatta Nietzsche, Goethe, Osho, Rumi okumayı da sevdiğinizi biliyorum. Hayata bakış açınızda bu düşünürlerin ne gibi etkileri oldu?

Deli olduğumu düşüneceksiniz ama... Bir kitap seçtiğimde kitabın beni seçtiğini düşünüyorum. Daha sonra içinde bir cümle bana cevap olabiliyor. Eskiden baştan sona roman okurdum ama sonra neredeyse hiç kitap bitirmemeye başladım. Nedenini bilmiyorum ama birçok yazar kitapları her şeyi yok ederek bitirmeyi seviyor. Ben o şekilde görmeyi istemiyorum.

Yeni neslin klasik müzikle ilişkisini nasıl tanımlarsınız?

Operanın yavaşça yok olacağını düşünen insanlar var. Bence tam tersi. İnsanlar hâlâ klasik müziğe ve operaya ilgililer. Titan uydusunu biliyorsunuz. Şu an orada alternatif bir yaşamın başlaması gündemde. Oraya giderken belki klasik müzik de götürebiliriz. Hatta klasik müziği oranın tarihiyle belki yeniden keşfederiz. Genel olarak baktığımızda müzik daha da minimal bir hal almaya başladı.

Hüsnü Şenlendirici: En büyük yoksulluğum Paris’te doğmamam değil, şu İngilizce

Daha önce klasik müzik projelerinde yer aldınız. Kişisel olarak ilginiz bu projelerle değişip arttı mı yoksa hep ilgileniyor muydunuz?

Aslında benim konservatuvar hayatım yaklaşık 4 yıl İstanbul Teknik Üniversitesi Çalgı Yapım Bölümü’nde sürdü. Klarnette klasik Batı müziği eğitimi aldım. Hocam Tülay Örser’di. 4-5 yaşlarında geleneksel ve etnik başlayıp mevzuya zeybekler, oyun havaları, Ege yöresinin türküleriyle devam ettim, 11-12 yaşlarında konservatuvara yazıldım. Aslında klarneti bilen bir adamdım, Türk müziğini klarnetle çalıyordum ama sol klarnet. Konservatuvara gidince si bemol klasik Batı müziği klarnetine döndü. Sistemi değişik ama klarnetçi olduğum için adapte olabildim. Klasik Batı müziği, çalma tekniğimde, tonumda, transpoza kabiliyetimde ve klarnete lazım olan birçok şeyde çok iyi bir temel oluşturdu. Onun faydalarını hâlâ görüyorum.

Farklı projelerde Balkan müziğini elektronik cazdan trip hop’a farklı kulvarlarda buluşturdunuz. Balkan ve Roman müziklerini modernize ederek daha geniş bir kitleye ulaştırmak mümkün mü?

Modernize etmek derken onu çok iyi yapmak lazım. Etnik ve geleneksel müzikleri modernleştirip sunmak gibi birçok proje var. Biz bunu yıllar önce Laço Tayfa, öncesinde de Brooklyn Funk Essentials ile yaptık. 1998’de yapılan albümü birçok radyocu arka fon ya da jingle müziği olarak kullanıyor. Laço Tayfa ile de yöresel şarkılarımızı, türkülerimizi, zeybeklerimizi düzenledik, yaptık kafamıza göre, o da çok da ses getirdi. Kendi yolumun ilk temel taşlarından biriydi. Bir ayağımız yurtdışında olduğu için çok farklı müzisyenlerle tanışıyoruz. Yıllar önce Orhan Şallıel ile buna benzer çalışmalar yaptık. Arada çalıyoruz, güzel oluyor ama ben o müziğin içinde kendi Türk müziğimizi Balkan ve Ortadoğu tarzında ve tavırda çalıyorum. Klarnetin bizdeki halini sunduğum için daha solist oluyor. Farklı bir tını duyuyorlar, makamlar, gezindiğim yerler farklı. O yüzden cazip geliyor.

‘EMMA’NIN BİR KLARNET TAKSİMİ OLSA NİHAVEND OLURDU’

Klarnet kafa saz... Bir anlamda assolist. Bu konserde Emma mı assolist, sizin klarnetiniz mi?

Valla assolist orkestra. Emma’nın ses tonu çok etkileyici, sihir gibi. Klarnetin tonuyla çok çarpışmıyorlar. Emma hanımefendi olduğu için tabii assolist o. (Gülüyor)

Emma Shapplin’in bir klarnet taksimi olsa bu ne olurdu?

Bilemedim yahu; nihavend olurdu herhalde. Ona daha yakın.

Siz hangi sound’da çalacaksınız?

Klarnetimle beni, bir oyuncu olarak düşün; oyuncu her filmde başka bir karakteri oynar. Ama ben her filmde aynı karakteri oynuyorum çünkü klarnetimin rengi, kişiliği bu. Tabii ki tekdüze değil. O renklilik klarnetin içinde. Çok renkli bir kişilik. Her yere adapte olabiliyor. 13-14 yaşlarından beri neredeyse dünyanın 3’te 2’sini dolaştım. Çok müzisyenle çaldım. O renklilik zaten her geçen gün artıyor. Bu konserde de ben yine Ortadoğu ve Balkanlar’ın esintisinde Hüsnü Şenlendirici klarnetiyle Emma’nın müziğinin içinde olacağım. Tabii Veysel var mesela. Hatta telaffuzu zor yerlerde, provada eşlik edince “Birlikte mi söylesek?” dedi. Belki ben de söylerim biraz.

Zaten sizden öyle bir beklenti var. ‘Hüsnü Avare’de ilk kez sesinizi duyduk. Bir daha böyle bir proje olacak mı?

Bir dizi için yaptığımız ‘Serçe’yi, arkadaşlarım çok beğeniyor “Bunu niye koymuyorsun abi?” diyorlardı. Ben de “Ne alakası var arkadaşlar? Ben klarnetçiyim, adam ‘Albümünü klarnet dinlemeye aldım kardeşim, ne diye şarkı söylüyorsun, bir sürü şarkıcı var’ diyebilir” dedim. Kanıma girdiler, koyduk.

‘BERGAMA’NIN MÜZİĞİME VERDİĞİ TAVIR EĞİTİMLE OLACAK ŞEY DEĞİL’

Babanız Ergün Şenlendirici trompette Türkiye’nin en iyisi, dünyanın en iyilerinden biriydi. Siz hiç denemek istemediniz mi?

İlk Türk müziğiyle tanınan trompet sanatçısıydı. Ben askerken vefat etti babam. O bir stüdyo müzisyeniydi. Konserlerin haricinde stüdyolarda çalıyordu. Vefat edince bir boşluk oldu, aranjörler beni aramaya başladı. “Hüsnücüğüm trompet kaydımız var” diye. “Abi bazen. Stüdyoda “Bir daha alalım” denebiliyor, sahnede tekrar yok. Dudağı daha çok yoruyor. O yüzden sahnede çalmasam da bazen kendi albümlerimde çalabiliyorum.

Neticede aileden gelen bir yetenek bu da...

Annemden ninniler dinleyerek büyüdüm. Müzikal yeteneğimi sadece babamdan almadım. Hem gen olarak böyle hem de annem saatlerce ninni söylerdi, Allah rahmet eylesin sesi sanki cennet sesiydi. Ben de ağlarmışım onu dinlerken. O kadar içli söylüyormuş ki... Onlardan aldığım şeyler; inşallah çocuklara bırakabiliriz o etkiyi.

Klarnetinizle büyülüyorsunuz ama İbrahim Maalouf’tan iyi trompet de çalabilirsiniz. Onun şansı Paris’te olması mı?

Bunu ben de bazen düşünüyorum. Emek harcıyorsan bunun karşılığını Allah mutlaka verecektir, yeteneğin de varsa onu geliştirmek için çalışmalısın. Benim en büyük yoksulluğum Paris’te doğmamam değil, şu İngilizce yüzünden. Konservatuvarda kötü bir anım var. İngilizce konuşamamam demek, bir yarımın olmaması demek. Çünkü dünyada müzik yapıyorsan eğer menajerlerle, yapımcılarla ve gazetecilerle konuşmalısın. Sahnede insanlara sıcaklığı hissettirebilmek için birazcık muhabbet edebilmek gerek. İngilizce konusunda biraz takıntım var. Fobi oldu bende. Konservatuvardan İngilizce yüzünden atılınca o da bende ters tepki yaptı. Ama Bergama’da doğmuş olmamın getirileri çok daha önemli benim için. Müziğime verdiği geleneksel tavır, eğitimle, dersle olacak şey değil. Bu bulunduğun coğrafyanın köyünü, kentini, suyunu, toprağını, dansını, zeybeğini bilerek gelişebilecek şeyler. Yine de kendimi şanslı hissediyorum. Bulunduğumuz coğrafya her yere hâkim. 

Bergama’daki Klarnet Kampı nasıl gidiyor? Emma’nın hayali de çiftçi olmakmış. Belki ileride orada bir işbirliği de olur. Emma birlikte seslendirdiğiniz düeti albümüne koymak istediğini de söyledi...

Gelsin Bergama’ya, işçi lazım. (Gülüyor.) Tamam işte, beraber çalışacağız demek ki... Güzel, güzel. Bazen öyle başlayan şeyler yürüyor, bazen olduğu yerde kalıyor. İnşallah yürür. Çünkü ben hep erkeklerle çalışıyorum farkındaysan. Uzun zamandır ilk kez bir hanımefendiyle düet yapıyorum. Bir çiçek bir böcek güzel duruyor sahnede.

Bu konserin bir ayağı da Fransa’da olabilir mi mesela?

Bence olmalı zaten.

‘dertlerimi buhar ve biraz da tükürükle klarnetin kalağından damıtıyorum’

'OCAKTA YENİ ALBÜME BAŞLIYORUM’

Müzik dünyayı algılamanızda size nasıl bir alan sağlıyor?

Aslında dünyada algıladığım ve bütün yaşadığım olumsuz şeyleri süzmemi sağlıyor. İçerideki buhar ve biraz da tükürükle klarnetin kalağından su damlar. Ben onunla dertlerimi, sorunlarımı, mutluluklarımı damıtıyorum. Yıllardır olduğu gibi yine klarnetle olacak bu. Şarkıyı mıy mıy söylerim, başka enstrümanları çalarım. Evimde de bir sürü enstrümanım var. Ama klarnet benim kendimi en güzel ifade edebildiğim enstrüman. Müzik evrensel bir şey. Bugün Afrika’ya gittiğimde de yakın tepkiler alıyorum. Onun için de kendimi çok şanslı hissediyorum. Küçük yaşlarda ağzı çok fazla laf yapan, konuşabilen bir adam değildim hatta biraz da içe kapanıktım. Sonradan rahatlama oldu. Laço Tayfa ile sahneye çıkıyordum. 7 şarkı çalıp insanlara “Hoşgeldiniz” diyemiyordum. Şimdi de arkadaşlar uyarıyor, “Hadi yeter artık çalalım” diye. Ama klarnetle o meyana çıkacağım hep.

Kaç yıldır üflüyorsunuz?

Hep “5 yaşında başladım” diyorum ama 3-4 yaşımda hayatımda enstrüman vardı. Seviyesini azaltarak veya artırarak Allah ömür verdikçe çalmak istiyorum. Allah elden ayaktan düşürmezse gittiği yere kadar gider.

Yakında bir albüm olacak mı?

Evet, ocakta Taksim Trio albümüne başlıyoruz yine. Yeni solo albümüme 4 ay önce başlamam gerekirdi, iş yoğunluğundan oturup çalışamadık. Yeni seneye yeni albüm olur yani.

Yeni yıl dileğinizi sorayım son olarak...

Ülkemizi çok seviyoruz. Gri, kara bulutlar çöküyor üstüne bazen, onların çabuk dağılmasını istiyoruz. Biraz daha açıkhava görmek istiyorum Türkiye’de. Müzikal olarak da güzel müzik programları olsun kanallarda. İnsanların müziğe ihtiyacı var. Müzik iyidir.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000