Cazla ısınacak bir kasım gecesi

12 Kasım 2017 Pazar, 11:30:34 Güncelleme: 11:30:34

İsveçli besteci ve şarkıcı Lisa Ekdahl, caz ve bossa nova ile birleşerek pop tınılarına da karışan şarkılarıyla 23 Kasım Perşembe akşamı İş Sanat sahnesinde olacak. Kasım ayının en ılık, en dingin ve belki de en unutulmaz gecelerinden birini yaşamaya hazır olun...

İkbaharın ılık havasını ilk hissettiğiniz, güneşin her bulduğu boşluktan süzüldüğü, kaygısız ve nedensizce gülümsemek istediğiniz sakin bir gün hayal edin... Yataktan kalktığınız an içinizin sevinçle dolduğu ender günlerden biri olsun bu. İçinizdeki neşe, dışa taşsın... İşte, Grammy ödüllü, İsveçli besteci ve şarkıcı Lisa Ekdahl’ın dingin sesi, sizi böyle bir güne götürecek... HT Pazar'dan Selin Özavcı Tokçabalaban'ın röportajı...

Diskografisine sığdırdığı 10 albüm ile platin satış rakamlarına ulaşan; şarkılarını İngilizce ve İsveççe yazıp söyleyen Ekdahl, 23 Kasım Perşembe akşamı İş Sanat sahnesinde olacak. İsveçli sanatçı, ilk kez 2010’da geldiği İstanbul’da yeniden konser vereceği için heyecanlı olduğunu anlatırken dinleyicinin sıcaklığını da anımsıyor... Lisa Ekdahl’ın caz ve bossa nova ile birleşerek kimi zaman pop tınılarına karışan şarkılarıyla dingin, huzurlu ve kesinlikle neşeli bir kasım akşamı dinleyicileri bekliyor...

Müziğe dair ilk anınız nedir?

Çok küçüktüm çünkü daha yürüyemediğimi, sadece yerimde oturduğumu ama müziği duyunca dans etmek istediğimi hatırlıyorum.

Biraz daha büyüyüp, dinlediklerinize aklınız ermeye başlayınca...

Babamın çok sıkı bir caz koleksiyonu vardı. Yanı sıra şanslıydım ki bir komşum Beatles bir diğeri de Bob Dylan dinleyicisiydi. Albümlerini almama izin verirlerdi. Satın aldığım ilk albümü hatırlamıyorum ama onların koleksiyonundan müzik dinlemek büyük keyifti.

Peki müzik yeteneğinizi nasıl keşfettiniz?

Aslına bakarsanız şarkı söylemek için sesim olduğunu sanmıyordum, çünkü çok dikkat çekici bir gırtlağım yoktu. Yıllar içinde kendine has bir ses tonum olduğu söylenmeye başlandı. Ben de şarkı söylemekten büyük zevk alıyordum. Çok genç yaşlarda birlikte sahneye çıktığım İsveçli caz triosu The Peter Nordahl ile çalışmak benim için okul gibiydi.

Kariyerinizin daha çok başındayken önemli bir deneyim olmalı...

Hem sahne deneyimi hem de iyi müzisyenlerle çalışmak, bu ikisinin kombinasyonu önemliydi. Onların yaptıklarını izlemek, dinlemek; uzun saatler dinleyici önünde nasıl sakin olacağını anlamak... Büyük konser salonlarındansa küçük caz kulüplerinde sahneye çıkmak bana bu gibi deneyimler edinmemi sağladı.

‘BREZİLYA’DAN ETKİLENDİM’

 İskandinav kökenlisiniz ama müziğinizde daha ılık iklimlere özgü bir samimiyet, sıcaklık hissi var...

Genç yaşlarda gitme fırsatı bulduğum Brezilya kültürü ve müziğinden çok etkilendim, cazdan folka çok çeşitli müzik janrlarını seviyorum. Müziğimdeki dinginlik de İskandinav etkisi olmalı.

Caz söyleyip dünyayı gezmek hep hayaliniz miydi?

Çok gençken de sanatla ilgileneceğimi biliyordum. Aslında hayatımda birçok tesadüf de var. Gençken oyunculuğa yeteneğim olduğu da söylenirdi ama beni yakalayan müzik oldu. Kendimi ifade etmek için bana özgürlük verdi. Kendinizi müzikle ifade ederken farklı bakış açıları yakalayabilirsiniz. Kendi başınıza kalıp şarkılar yazdığınız zamandan müzisyenlerle birlikte çalıştığınız stüdyo aşamasına kadar çok katmanlı bir yapısı var. Kendi başına kalma şansı da buluyorsun, kalabalıklarla olma fırsatı da... Aynı zamanda sakinlik ve dinginlik barındırıyor. Müzik bana hep fazlasını verdi. Ayrıca seyahat etmeyi çok seviyorum. Yeni bir şehre sadece tatil için gitmek yerine orada bulunmak, kendimi ifade etmek, dinleyiciyle karşılaşmak, keyif verici.

Bu meslek sizin için ne ifade ediyor?

Yıllar içinde müzikle derin bir aşk yaşamadığım bir an yok... Uzun turlar ya da yorucu anlara rağmen yaptığım işi her zaman çok sevdim ve her zaman anlamlı oldu. Bunun için şanslıyım.

‘KUSURSUZUN PEŞİNE DÜŞERSEN SONLANMAZ’

Hem İngilizce hem de İsveççe şarkılar yazıp söylemek dinleyiciyle iletişiminizi güçlendiriyor mu?

Evet, şarkılarımı her iki dilde de yazıyorum, her iki dili de seviyorum. İsveççe bilmeyen dinleyicilerin o dildeki şarkıları da sevmesi çok sevindirici. Önemli olan müziğin yaydığı titreşim ve heyecan; iletişimin en önemli noktası da bu.

Peki bir albüm yaratma süreci nasıl gelişiyor?

Şu an yeni İngilizce şarkılar yazıyorum. Yeni bir albüm yaratmanın en heyecan verici kısmı; her şeyin sana bağlı olması. Henüz ortada olmayan bir şeyi ortaya çıkarmak için farklı katmanları üst üste koyarak ilerlemek... Yaptığın albümü sen nasıl görmek istiyorsun, dinleyici ne ile karşılaşsın istiyorsun, gibi karar vermek gereken noktalar var. Başlangıçta oraya nasıl varacağını bilmiyorsun ama aklındakine varmak için çeşitli yollar deniyorsun.

Bu yolculuğun ne zaman bitmesi gerektiğine karar vermek zor değil mi?

Oldukça zor! Her zaman daha fazlasını yapmak, eklemek istiyorsun ama bir noktada vedalaşmak gerektiğini de biliyorsun. Bir albüm, hissettiğim anda bitiyor. Kusursuzun peşine düşersen asla sonlanmaz. Zaten albüm bitse de süreç devam ediyor; kayıttan sonra turneye çıkmak, konser vermek de sürecin parçaları ve hepsinin keyfi ayrı.

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ