Doğu Ekspresi kalkıyor!

11 Kasım 2017 Cumartesi, 10:57:02 Güncelleme: 10:57:02

Agatha Christie’nin kıvrak zekâsı ve yönetmen Kenneth Branagh’ın tiyatro sevdası bu hafta sonu vizyona giren “Doğu Ekspresinde Cinayet”te bir araya gelmiş. Kendinizi bu görsel şölene hazırlayın. İki saatliğine sanata teslim olun. Heyecanlanın, ürperin, düşünün, tadını çıkarın...

Geçenlerde bir müzayede kataloğunda çarpıcı bir hat levhasına rastladım... “Allah güzeldir, güzelleri sever” yazıyordu. Öyleyse şurası kesin. Allah Michelle Pfeiffer’i gerçekten seviyor olmalı... Pfeiffer, yanımdan geçiyor. İnsan bu yaşta bile bu denli güzel ve cazip olabilir mi? Kilitlenmiş izliyorum. Yalnız da değilim... Yüzlerce hayranı orada, az geride bariyerlerin arkasında bas bas bağırıyor. Dertleri mi? Pfeiffer’la selfie! HT Cumartesi'nden Ali Esad Göksel bu hafta köşesinde yazdı...

Bir anda, adeta bıçak ile kesilmiş gibi sessizlik çöküyor. Bakınıyor ve anlıyorum. Güzele hayran olma keyfiyeti var ya... İşte bu hal çok uçlarda olabiliyor, sınırlarda dolaşabiliyor. Kâh körkütük hayransınızdır, kâh öte sınırda siliverirsiniz. O sessizlik anı var ya... Michelle ne hissediyor o sıra, çok meraktayım. Çünkü arkasından gelen kadın hiçbir zaman güzel olmadı. Ama istisnai bir yetenek. İngiliz tiyatrosunun gururu, neredeyse bir ilahe... Herkes gibi, Pfeiffer’i terk etmiş bulunuyorum.

Judi Dench, yorgun ama muzaffer. Ve de mütevazı... Fotoğrafları imzalıyor sabır ile... Atlamaksızın, kırmaksızın... Tezahürat inanılmaz... Kadirbilirlik böylesi asil bir haslet. Toplum kendi kültürünü taçlandıran bu yaşlı kadını yakalıyor. “Sana Kraliçe Elizabeth’in verdiği unvan yeter mi” dercesine gönlündeki görünmez ve paha biçilmez tacı takıyor... El hak Judi Dench’e yakışıyor...

                              Kenneth Branagh ve Ali Esad Göksel Londra’da filmin galasında

Filmin yönetmeni Kenneth Branagh, başrolde Hercule Poirot’yu da canlandırıyor
 

GALADA BİR İSTANBUL HAVASI

Nerede miyiz? Hasbelkader kırmızı bir halı üstünde. Yoksa ezkaza bizler için serilmiş değil. Yanlış anlaşılmasın, aman! Victoria Albert Hall önünde yüzlerce metre uzunluğunda bir kuyruk var. Yan sokaklardan girişe akıyor. Yavaştan, adım adım... Londra’dayız... İstisnai bir hava var, İstanbul’dan daha sıcak bir güz gecesi... Payitahta bir selam niyetine...

Olacak o kadar. İstanbul akşamın “mütemmim cüzü.” Bu akşamın hikâyesi orada başlıyor da. “Murder in Orient Express” (Doğu Ekspresinde Cinayet) filminin galasındayız. Kenneth Branagh’ın çektiği filmin...

Branagh gençten sayılabilecek bir Belfast’lı... İngiliz tiyatrosunun vitrininde... Ve hatta, artık o bir “Sir”. Buralarda kariyer bu kulvarda doğuyor, bu sahnede ölüyor. Arada para kazanmak için sinema yapılıyor... Oyuncuların donanımları bu karatta olunca başarı sürpriz değil. Projenize oyuncu mu aramaktasınız? Mebzul. Adeta herkes alesta. Para mı aramaktasınız? O da hazır: Hollywood bunu kaçırır mı?

Baştan söyleyeyim. Bu filmi kaçırmayın. Yedinci sanat açısından başarısı nerede, onu bilemem, beyanda bulunmak beni aşar. Ama şurası çok açık: Bu film görsel bir şölen... Bir kere senaryo bir kraliçeden. Öyle ya Agatha Christie bu âlemin tahtında. Onun tirajı iki milyar, sollayan tek kitap “İncil”. Senaryo bizim coğrafyada kaleme alınmış. Christie kocası tarafından aldatıldığını öğrenince boşanmış, nefeslenip kafasını dinlemek istemiş. Meşhur Orient Express trenine atlamış. Rota, Calais’den Constantinople yani Payitaht’a... Christie’nin o zaman Pera Palas Oteli’nde kaldığı malum. Hangi odada kaldığı dahi biliniyor. Ama bilindik senaryoyu Arpaçay’daki bir arkeolojik kazıda kaleme alıyor.

BİR GEÇMİŞ ZAMAN MELODİSİ

Sene 1933. İkinci Savaş öncesi... Belle Epoque artıkları hâlâ devrede. Herkes çok şık... Smokin ve tuvaletler. Güzel kadınlar, yordambilir erkekler... Orient Express o döneme ait bir geçmiş zaman melodisi... Şöyle bir hafızanızı yoklayın: Hangimiz tren tutkunu olmadık? Üstelik bu tren çok fiyakalı. Hele “Lokanta Vagonu”... Evlere şenlik. Mutfak da şaraplar da beş numara. Ya Hightea? Saat beş itibari ile çay servisi... Ve külliyatlı tatlı ile tuzlu ikramı. Canım efendim, mademki seyahat Şark’a biraz da İngiliz usulü yaşanacak. Niye mi? En bilindik zamane seyyahları onlardan ya. Aidiyet hesabı adettendir... Usul,erkan... 

Agatha Christie’nin hikâyesi fiilen İstanbul’da başlıyor. Ama önce... Amerika’yı sarsan bir çocuk kaçırma hikâyesini hatırlayın. Atlantik Okyanusu’nu 33 saatte uçarak geçen Lindbergh’in çocuğu... New Jersey’deki evinden kaçırılır ve öldürülür. Yer yerinden oynamıştır.

Bu trajik dosyayı sakın ha unutmayın. Önce Sirkeci Garı’ndan hareket eden trenin mevcuduna dönelim. “Yeni ve Eski Kıtadan fevkalade ilgi çekici bir karma”... Benim favorim Rus Prenses Dragomiroff. Muktedir, içten pazarlıklı... Ama yönetmen Branagh hız kesmiyor ki...

Orient Express nüfusu bir “Şöhretler Karması” gibi. Judi Dench’i söylemiştik. Johnny Depp, Penelope Cruz, W.Dafoe ve dahası da var! Ama yerim dar. Gençler, “Yıldız Savaşları”ndan...

Filmin galası Londra’da yapıldı

 

GÖRSEL BİR ŞÖLEN

Karpat’lardaki doğa ve tren sahneleri olağanüstü. Kimse darılmasın ama söyleyeceğim. Sanki Nuri Bilge Ceylan çekmiş gibi. Bence Branagh’ın aklı sinemada, kalbi de tiyatroda. Tüm tercihleri eni sonu tiyatroya çıkıyor. Hele son sahne... Belçikalı zehir hafiye lokomotifin önündedir. Karşısında da tünelin girişine mevzilenmiş tren mevcudu... Tonozun altındaki masa, Da Vinci’nin “Son Yemek” sahnesidir. Tüm zamanların “muhtemelen en iyi dedektifi”nden kaçar mı? Maktül dışındakilerin herbiri zan altındadır! Agatha Christie’nin kıvrak zekası ve Branagh’ın tiyatro sevdası... Bu hafta sonu sinemalarımızda vizyona giren filmin sonu mu? Katil kim Elbette söylemeyeceğim. Kendinizi bu görsel şölene hazırlayın. İki saatliğine sanata teslim olun. Heyecanlanın, ürperin, düşünün, tadını çıkarın...

Vagondaki 2 Belçikalı

Bu film insanda iki arzu uyandırıyor. İlki şu: Tez elden İstanbul’a gitmeliyim. Bu nefes kesici şehri görmeli, keşfetmeliyim. Filme yataklık yapan “Payitaht” artık yok. Hep bir elden bu şehri un ufak ettik. Elimizde kalana da acımıyoruz. Oysa burası bizlere ait değil ki. İnsanlığın kültür mirası! Nasıl bu denli hoyrat olabiliyoruz, mimar olarak aklım ermiyor. Bu şehri çocuklarımız ve torunlarımıza borçluyuz. Aksi takdirde ne olacak biliyor musunuz? Branagh’ın filmindeki gibi bir İstanbul seyredecekler: Dijital olarak müdahale edilmiş, makyajlanmış... Trenin yola çıktığı İstanbul var ya... Turizmimize son zamanda bu kadar “kıyak” yapan olmadı. Nasıl teşekkür edeceğiz bilemiyorum... Ama şükranımızı Kenneth Branagh’a takdim etmeliyiz. Şahsen ben, bir İstanbullu olarak teşekkürlerimi sundum. Bir şey daha konuştuk... Filmin ana oyuncusu Belçikalı idi. 

Zehir Hafiye Hercule Poirot. O bıyıklar... Akıllara seza! Ama bir oyuncu daha vardı ki: İşte bu çok tatlı “aktris”, Belçika doğumlu ve İstanbul tabiiyetliydi. Godiva, Orient Express Lokanta Vagonu’ndaydı. Hightea Zamanı, after dinner servislerde... Hep çerçevedeydi. Hatta ve hatta cinayet mahallinde. Johnny Depp son olarak çikolata yemiş olmalıydı. Burak Elmas ve Zuhal Şeker anlattılar. Bana hiç acımadan bütün yeni çikolatalarını tattırdılar. An itibarıyla bir kilo fazlam var. Ama hayatımdan memnunum. Tevatür mü bilemem. Çikolata sıkıntılı ruh haline de iyi gelirmiş. Büyük bir merakla en büyük pazarı sordum. Beklediğim coğrafya çıkmadı. Çin imiş. Elmas’ın bana anlattığı “küçük imparatorlar” çok ilginç. Yeni Godiva Cafe ve Dükkân konseptleri var. Sürpriz bir aşçı, ses getirecek bir şöhret. Bütün bunlar gurur duyulacak başlıklar. Bizlerin yönettiği bir dünya markası...

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ