06 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Avrupa Birliği (AB) İlerleme Raporunda, Türkiye, darbe girişimi sonrası Fetullahçı Terör Örgütü'ne (FETÖ) karşı aldığı önlemler ve PKK ve destekçileriyle mücadeledeki eylemleri nedeniyle eleştirilirken, DEAŞ'la mücadelesi dolaysıyla övüldü.

AB Komisyonunun hazırladığı ve aday ülkelerle ilgili senelik değerlendirmeye yer verilen ilerleme raporları yayımlandı. 102 sayfalık Türkiye İlerleme Raporunun başında, darbe girişiminden bahsedilerek, olay sırasında 241 kişinin hayatını kaybettiği, 2 bin 196 kişinin yaralandığı, Türk Hükümetinin tüm Türk siyasi yelpazesi ve toplumun desteğiyle darbenin üstesinden geldiği vurgulandı.

Hükümetin darbe girişiminden "Gülen Hareketini" sorumlu tuttuğu vurgulanan raporda, "Gülen Hareketinin" terör örgütü ilan edildiği belirtilse de, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) tanımına hiç yer verilmedi.

Darbe girişiminin ardından 20 Temmuzda OHAL ilan edildiği ve devamında 3 ay uzatıldığı hatırlatılarak, çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle memurların ihraç edildiği, medya kuruluşları dahil şirketlerin kapatıldığı ve çok sayıda kişinin gözaltına alındığı veya tutuklandığı belirtildi.

FETÖ İHRAÇLARI

Darbe girişimi ardından "Gülen Hareketi" ile bağlantısı olduğu ve darbe girişiminde yer aldığı iddiasıyla çok sayıda kişinin açığa alındığı, ihraç edildiği, gözaltına alındığı veya tutuklandığı öne sürülerek, alınan önlemlerin, yargı, polis, jandarma, askeriye, kamu görevlileri, yerel yetkililer, akademi, öğretmenler, avukatlar, medya ve iş toplumunu etkilediği, çok sayıda kurum veya şirketin kapatıldığı, mal varlıklarına el konulduğu veya kamu kurumlarına aktarıldığı ifade edildi.

KANALTÜRK YERİNE HABERTÜRK YAZILDI

FETÖyle bağlantılı olduğu için yönetimine el konulan Koza-İpek grubuna ait medya kuruluşları arasında Habertük Televizyonu da sayıldı. AB yetkilileri, Kanaltürk yerine Habertürk yazarak yaptıkları yanlışı, taslak raporun basına sızmasının ardından yapılan uyarılara rağmen düzeltmedi.

KAMU GÖREVLİLERİNİN DEVLETE SADAKATİ

Kamu görevlileri ve devlet arasında güven ve sadakat ilişkisi olması gerekiyor” denilen metinde, buna aykırılık durumunda alınması gereken önlemlerin bireysel olmasına ve şeffaf bir şekilde gerçekleştirilmesine ihtiyaç bulunduğu dile getirildi. Bu konuda, hükümetten temel haklar ve hukukun egemenliği alanlarında en yüksek standartlara uygun hareket etmesi istendi.

HDPLİLERİN TUTUKLANMASI

Hukukun üstünlüğü ve temel haklara ilişkin bazı düzenlemelerin Avrupa standartlarında olmadığı kaydedilerek, "Mayıs ayında çok sayıda milletvekilinin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve eş başkanlar dahil HDP üyelerinin tutuklanması çok ciddi endişe konusudur. Güneydoğudaki durum, Türkiyenin karşı karşıya olduğu en ciddi sıkıntılardan biridir." denildi.

Çok sayıda seçilmiş yerel yöneticinin terörizm suçlamasıyla açığa alındığı ya da görevden el çektirildiği veya tutuklandığı kaydedilerek, Güneydoğudaki sorunun ancak siyasi süreç yoluyla çözülebileceği belirtildi.

YARGI

Yargı alanında, özellikle de yargının bağımsızlığı konusunda, kötüleşme görüldüğü ileri sürülerek, "Yüksek mahkemelerin yapısı ve niteliğine dönük aşırı derecedeki değişiklikler ciddi endişe oluşturuyor ve bunlar Avrupa standartlarına uygun değil. Gülen Hareketi ile bağlantıları olduğu iddiasıyla hakimler ve savcıların görevden alınmaları, bazı durumlarda tutuklanmaları sürdü. Bu durum, temmuz ayındaki darbe girişimi ardından kötüleşti. Hakim ve savcıların beşte biri, görevden alındı ve bunların mal varlıkları donduruldu." değerlendirmesinde bulunuldu.

İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

İfade özgürlüğü konusunda, ciddi şekilde kötüleşme görüldüğü savunularak, "Bu konudaki yasanın, özellikle de ulusal güvenlik ve terörle mücadele hükümlerinin, seçici ve keyfi uygulanması, ifade özgürlüğünü olumsuz şekilde etkiliyor. Gazeteciler, yazarlar ve sosyal medya kullanıcılarına dönük devam etmekte olan ve yeni davalar, akreditasyonlarının iptal edilmesi, çok sayıda gazetecinin tutuklanması ve çok sayıda medya kuruluşunun darbe girişiminin ardından kapatılması ciddi endişeye neden oluyor. Toplanma özgürlüğü, kanunda ve uygulamada aşırı derecede sınırlandırılmaya devam etti." denildi.

YÖNETİM

Raporun yönetim başlığı altında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğanın aktif bir şekilde önemli iç ve dış politika konularına dahil olduğu ileri sürülerek, başkanlık sistemine geçiş ile ilgili tartışmaların arttığı kaydedildi. Güneydoğudaki kötüleşen durum ve "Gülen Hareketine" dönük devam eden mücadelenin, özellikle 15 Temmuz sonrası hükümetin çalışmalarında belirleyici olduğu yazıldı.

TERÖRLE MÜCADELE

Raporun terörle mücadele bölümünde ise, Türkiyenin birçok kez PKK ve DEAŞin saldırılarına hedef olduğu, ABnin bu terör eylemlerini kınadığı kaydedildi. Türkiyenin terör eylemleri karşısında kendini savunma hakkı olduğunun altı çizildi ancak bu konudaki önlemlerin orantılı olması gerektiği savunuldu. Türkiyenin terörle mücadelede önceliği PKKya verdiği, DEAŞ kaynaklı terör tehdidini de güçlü bir şekilde ele aldığı vurgulandı.

Türkiyenin 2014 yılında DEAŞa karşı oluşturulan uluslararası koalisyona katıldığı hatırlatılarak, "DEAŞın terör saldırılarını müteakiben, Türkiye, uluslararası koalisyonla olan işbirliğini güçlendirdi ve Suriyedeki DEAŞ hedeflerine hava saldırıları ve Fırat Kalkanı adıyla kara operasyonu başlattı. Aynı zamanda İncirlik üssünün, Koalisyon güçleri tarafından kullanılmasını öngören ABD ile yapılan anlaşmayı sürdürdü. Terörizmin finansmanıyla mücadele konusundaki yöntemleri geliştirdi." ifadesine yer verildi.

Hükümetin PKKya karşı büyük bir askeri kampanya yürüttüğü, PKKnın ABnin terör listesinde yer almayı sürdürdüğü dile getirilirken, Türkiyenin Terörle Mücadele Kanununun kapsam ve tanımı bakımından Avrupa müktesebatı ile uyumlu olmadığı ve uygulanmasının ciddi endişelere yol açtığı savunuldu.

Organize suçlarla mücadele konusunda ise, Türkiyenin ilerleme kaydettiği, kurumsal yeterliliklerin artırıldığı, yeni strateji ve eylem planlarının kabul edildiği vurgulandı.

SIĞINMACILAR

Türkiyenin, Suriye, Irak ve diğer ülkelerden gelen ve sayıları yaklaşık 3 milyonu bulan mültecilere benzeri görülmemiş şekilde insani yardım sağlamayı sürdürdüğü belirtilerek, AB ve Türkiye arasında 18 Martta varılan mutabakatın, beklentilerin büyük bir kısmını karşıladığı, ancak başarının kırılgan olmayı sürdürdüğü ifade edildi.

Bu konuda Türkiye’den şunları yapması istendi: "Gelecek yıl Türkiye özellikle, AB-Türkiye mutabakatının uygulanmasını sürdürmeli, AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşmasının tüm hükümlerini uygulamalı, kişisel bilgilerin güvenliğine dair yasayı Avrupa standartlarına getirmeli, terörle mücadele kanunu ve uygulamasını, Türkiyenin terörle mücadele kapasitesine zarar vermeksizin, Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi ve AB müktesebatı ve uygulamaları çerçevesinde değiştirmeli."

Vize serbestisinin sağlanabilmesi için Terörle Mücadele Kanununda değişiklik dahil eksik 7 kriter bulunduğu belirtildi.

DIŞ POLİTİKA

Raporda eleştirilerin yanısıra olumlu gelişmelere de yer verildi. Türkiyenin Kıbrısta bir çözümün bulunmasına yönelik görüşmeleri desteklemeye devam ettiği belirtilerek, Ankaranın bu konudaki taahhüdü ve bağlılığının hayati önemini koruduğu yazıldı.

AB ve Türkiye dış politikalarının uyumu konusunda ilerleme kaydedildiği belirtilerek, Suriyede Türkiyenin muhalifleri desteklemeyi sürdürdüğü, Suriyeli sığınmacılara insani yardım sağladığı ve Uluslararası Suriye destek Grubunun çalışmalarına katkı yaptığının altı çizildi.

Rusya ve Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesine de değinilen raporda, "24 Kasım 2015te Türk hava sahasını ihlal eden Rus jetinin düşürülmesini müteakiben, iki ülke arasındaki ilişkilerin ciddi şekilde bozulmasının ardından, Türkiye ve Rusya arasında haziran ayında bir uzlaşma süreci başlatıldı. Rusya aşamalı olarak, Türk ekonomisini etkileyen geniş çaplı ekonomik ve diplomatik yaptırımlarını azalttı. Suriye sorununun çözümüne ilişkin pozisyon farklılıklarını daraltmak amacıyla Türkiye ve Rusya arasında Ortak Suriye Mekanizması kuruldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 10 Ekimde İstanbulda 23. Dünya Enerji Kongresi marjında bir toplantı gerçekleştirildi." ifadesine yer verildi.

İsrail ve Türkiye arasında ilişkilerin de haziran ayında normalleştirildiği belirtildi.

BÖLGESEL İŞBİRLİĞİ

Bölgesel işbirliği başlığı altında Türkiyenin Yunanistan ve Bulgaristan ile göç konusundaki işbirliğini artırdığı, Batı Balkanlardaki ülkeler ile güçlü bağlarını devam ettirdiği ve onların NATO ve ABye katılma çabalarına destek verdiği kaydedildi.

Arnavutluk ile ilişkilerin olumlu olarak devam ettiği, Kosova ile Geri Kabul Anlaşması imzalandığı, Bosna-Hersek ve Sırbistanla olumlu iletişim geliştirildiği, Türkiyenin Kosova ve Bosna Hersek’teki AB öncülüğündeki askeri misyonuna katkı yapmayı sürdürdüğü dile getirildi.

TÜRKİYE EKONOMİSİ 

Raporda, Türkiye ve AB arasında enerji, ekonomi, ticaret alanlarındaki işbirliğinin yüksek seviyeli diyaloglarla daha da geliştirildiği, iki tarafın da Gümrük Birliğinin modernizasyonu ve genişletilmesi hazırlıklarını ilerlettiği belirtildi.

Türkiyenin iyi seviyede gelişmiş ve çalışan bir piyasa ekonomisi olarak değerlendirilebileceğine dikkati çekilen metinde, Türkiyede kamu finansmanının sürdürülebilir gidişatta olduğu kaydedildi.

Türkiye ekonomisinin dış açık nedeniyle finansal belirsizlikler, küresel yatırımcıların yön değiştirmesi ve siyasi riskler karşısında hassas durumda olduğuna işaret edildi.

Türkiyenin ABdeki rekabete ve piyasa güçlerine uyumlu kapasiteye ulaşabilmek için iyi hazırlıklı olduğu hatırlatılan raporda, özellikle enerji sektörü liberalleşmesinde ilerleme kaydedildiği belirtildi.

Raporda, Türkiyenin özellikle şirketler hukuku, bilim, araştırma, malların serbest dolaşımı, fikri mülkiyet hukuku, mali hizmetler, işletme ve sanayi politikası, tüketici ve sağlığın korunması, gümrük birliği ve mali kontrol alanlarında iyi derecede gelişmiş olduğu, bazı alanlarda ise AB müktesebatına uyumun gerçekleşmesi gerektiği ifade edildi.

Türkiyede cari işlemler açığının düşük petrol fiyatları nedeniyle daraldığı anımsatılan metinde, "Uzun vadede büyümenin desteklenmesi için Türkiye gerekli kısıtlayıcı mali politikalarla yurt içi tasarrufları desteklemeli, para politikalarını daha fazla fiyat istikrarını takip etmeye odaklamalı, iş çevresini geliştirmek için hukukun egemenliğini güçlendirmeli, iş kurmayı kolaylaştırmalı ve rekabeti arttırmalı." ifadeleri yer aldı.

Metinde, Türkiye ekonomisinin son 3 yılda ortalama yüzde 3,7 oranında büyüdüğüne, Türkiyede alım gücü paritesine göre kişi başına gayri safi yurt içi hasılanın 2015 yılında AB ortalamasının yüzde 53ü seviyesinde olduğu kaydedildi.

Türkiyenin cari işlemler açığının önemli ölçüde daralmasına rağmen enflasyonun yüksek tek basamaklı sayılarda seyrettiği ifade edilen raporda, bütçe açığının ılımlı seviyelerde olduğu ve kamu borcunun sürdürülebilir bir yolda olduğu anlatıldı.

Raporda, özelleştirmenin yavaşlama eğilimi gösterdiği, karlılığın düşmesine rağmen bankacılık ve finansal sektörlerinin iyi performans gösterdiği ve dayanıklılık sergilemeye devam ettiği kaydedildi.

Türkiyenin AByle ekonomik ve ticari entegrasyonunun çok yüksek olduğu ve daha da arttığı anımsatılarak ABnin 5’inci büyük ticaret ortağının Türkiye olduğu belirtildi.​

AA


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
  • Misafir 10 Kasım 2016 Perşembe 16:07
    Raporu tanımıyoruz ve şiddetle kınıyoruz. Düşmanca yaklaşım.
  • Misafir 09 Kasım 2016 Çarşamba 17:25
    adamlar haklı. yurtiçinde söylenemeyenleri söylüyorlar..
Kalan karakter : 300