BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!
Paulo Coelho
Paulo Coelho

Prag, Fas ve New York’tan 5 hikâye...

Dünyayı dolaşırken

05 Kasım 2017 Pazar, 08:58:59

PRAG, 1981

1981 kışında bir gün, karımla Prag sokaklarında yürürken çevredeki binaların resmini yapan genç bir adama rastladık.

Seyahatlerim sırasında yanımda bir şeyler taşımaktan özellikle kaçınmama rağmen (seyahatimiz daha da devam edecekti), adamın çizimlerinden biri beni çok etkiledi ve onu satın almaya karar verdim.

Parayı uzattığımda buz gibi havaya rağmen (sıcaklık -5 dereceydi) eldiven giymediğini fark ettim.

“Neden eldiven giymiyorsunuz?” diye sordum.

“Kalemi tutabilmek için” dedi ve bana Prag’ın kışını ne kadar sevdiğini anlatmaya başladı, ona göre şehri resmetmek için en güzel mevsim buydu. Resmini satmaktan o kadar mutlu olmuştu ki, yanında hediye olarak eşimin bir portresini yapmaya karar verdi.

Resmi bitirmesini beklerken çok ilginç bir şey olduğunu fark ettim. Son beş dakikadır birbirimizin konuştuğu dili anlamıyor olmamıza rağmen sohbet ediyorduk. El hareketleri, gülüşmeler, yüz ifadeleri ve bir şeyleri paylaşma arzusuyla kendimizi anlatmayı başarmıştık.

Sadece bir şeyleri paylaşma arzusu, kelimelerin olmadığı bir dili ve en ufak bir yanlış anlaşılma riski olmadan her şeyin açık ve net olduğu bir dünyayı yaratmamızı sağlamıştı. 

FAS’TAN GELEN BİRİ

Fas’tan gelen biri, oradaki bazı kabilelerin ilk günahı nasıl gördükleri hakkında ilginç bir hikâye anlattı. Hikâye şöyle:

Havva Cennet Bahçesi’nde yürürken yılan sürünerek yanına geldi.

“Bu elmayı ye,” dedi yılan.

Havva (Tanrı kendisine tembihlediği için) yılanı geri çevirdi.

“Bu elmayı ye,” diye ısrar etti yılan, “Çünkü erkeğin için daha güzel olmalısın.”

“Buna gerek yok” diye cevap verdi Havva, “Çünkü onun benden başka kadını yok.”

Yılan güldü:

“Elbette var.”

Havva ona inanmayınca, yılan onu alıp yukarısında bir kuyu olan bir tepeye çıkardı. “İşte o kadın bu çukurun içinde. Adem onu buraya sakladı.”

Havva eğildi ve kuyunun dibindeki suyun yüzeyinde çok güzel bir kadın gördü. Ve o anda yılanın uzattığı elmayı kabul etti ve yedi.

Fas’ta bu kabileye göre kuyuya baktığında gördüğü kişinin kendisi olduğunu fark edenler ve kendinden korkmayanlar Cennet’e giderler.

NEW YORK’TAYIM

New York’tayım, uyuyakaldığım için katılacağım toplantıya geciktim ve aşağı indiğimde polisin arabamı çekmiş olduğunu görüyorum. Toplantıya geç de olsa katılıyorum ama öğle yemeği beklediğimden daha uzun sürüyor, bitince de bana bir servete mal olacak olan cezamı ödeyip arabamı almak için oradan Trafik Şubesi’ne fırlıyorum.

Bir önceki gün yerde bulduğum bir dolarlık banknot aklıma geliyor ve o bir dolar ile bu sabah başıma gelen bütün bu terslikler arasında kendimce akıllara zarar bir bağlantı kuruyorum:

Belki de o parayı asıl alması gereken kişi alamadan ben yerden almışımdır.

Belki de parayı yerden alarak ona gerçekten ihtiyacı olan birinin yolundan kaldırmışımdır.

Belki de kadere müdahale etmişimdir.

O paradan kurtulmalıyım. Kaldırımda bir dilenci görüyorum ve parayı hemen ona veriyorum – her şeyi tekrar dengeye oturmayı başarmış gibiyim.

“Bir dakika” diye sesleniyor dilenci. “Ben para dilenmiyorum, ben bir şairim.”

Ve bana para karşılığında bir şiir seçmem için başlıklardan oluşan bir liste uzatıyor.

“En kısa olan olsun çünkü çok acelem var.”

Dilenci bana dönüp şunları söylüyor:

“Bu benim şiirlerimden biri değil ama çok güzeldir. İşte şiirin: ‘Yeryüzündeki görevini tamamlayıp tamamlamadığını bilmenin sadece tek bir yolu vardır: Eğer hâlâ hayattaysan bu hâlâ görevini tamamlamamış olduğundandır.’”

TEK BİR GECE KAZANMAK

Milton Ericksson 12 yaşındayken çocuk felcine yakalandı. Hastalığa yakalandıktan on ay sonra bir akşam, doktorun anne ve babasına şu sözleri söylediğini duydu: “Oğlunuz bu geceyi çıkaramayabilir.”

Ericksson annesinin ağladığını duyunca “Belki bu geceyi atlatmayı başarırsam annem bu kadar üzülmez” diye düşündü. Ve böylece güneş doğana kadar uyumamaya karar verdi.

Ertesi sabah yüksek sesle bağırdı: “Hey anne! Ben hâlâ hayattayım!”

Evdeki mutluluk o kadar büyüktü ki, Ericksson anne ve babası üzülmesin diye o günden sonraki her gün bir gece daha dayanmak için dişini sıktı.

Milton Erickson 1990 yılında, 75 yaşındayken öldü ve ardında insanların kendi sınırlarını aşmak konusunda ne denli büyük bir kapasiteye sahip olduğunu anlatan pek çok kitap bıraktı.

AĞI TAMİR ETMEK

New York’ta çok sıradışı bir sanatçıyla birlikte akşamüstü çayı içiyorum. Bir Wall Street bankasında çalışıyor. Ama bu genç kadın bir gün şöyle bir hayal kurmuş: Dünyanın 12 farklı yerine gidecek ve oralardaki doğal malzemeleri kullanarak gittiği her yerde bir resim veya heykel yapacakmış.

Şimdiye kadar bu çalışmaların dördünü de gerçekleştirmiş. Bana bu çalışmalardan birinin fotoğraflarını gösteriyor; California’da bir mağaranın içinde yer alan bir kızılderili heykeli. Hayalini bütünüyle gerçekleştirmek için işaretleri beklerken bir yandan da bankada çalışmayı sürdürüyor. Böylelikle seyahat etmek ve planını hayata geçirmek için gereken parayı biriktiriyor.

Bunu neden yaptığını soruyorum.

“Dünyayı dengede tutmak için” diye cevap veriyor. “Aptalca gelebilir ama bütün hepimizi birleştiren incecik bir bağ vardır ve biz davranışlarımızla bunu iyiye ya da kötüye götürürüz. Tamamen gereksizmiş gibi görünen basit bir hareketle bunu sağlamlaştırabilir ya da koparabiliriz.”

“Belki benim hayallerim saçmadır ama onları kovalamama riskini almak istemiyorum. Bana göre insanlar arasındaki ilişkiler tıpkı son derece narin dev bir örümcek ağına benzer. Yaptığım çalışmayla bu ağın bir bölümünü tamir etmeye çalışıyorum.”

(Çeviren: Mine Akverdi Denktaş)

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000