Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem 'Türk tipi başkanlık' fiilen başladı

        GAZETE HABERTÜRK

        Seçilmiş Cumhurbaşkanı ve güçlü Başbakan arasındaki yetki karışıklığının tartışıldığı Türkiye’de, Erdoğan-Davutoğlu buluşmasının gerçekleştiği 4 Mayıs milat oldu. Yeni dönemde “icracı Cumhurbaşkanı” na, koordinasyon görevini üstlenecek bir Başbakan’ın eşlik edeceği konuşuluyor.

        İşte Habertürk gazetesi yazarları Muharrem Sarıkaya ve Nihal Bengisu Karaca'nın Davutoğlu sonrası yeni sisteme ilişkin kaleme aldıkları bugünkü köşe yazıları:

        NİHAL BENGİSU KARACA: DAVUTOĞLU'NDAN SONRA...

        Davutoğlu MYK toplantısında kongre için 22 Mayıs tarihini verdi ve aday olmayacağını açıkladı. 20 aylık süreçte neler olduğunu özetledi. 62. hükümeti ortaya çıkaran ruhu; karizmatik kurucu liderden sonra AK Parti genel başkanlığı koltuğunu doldurmak gibi, kaos senaryolarıyla baş edebilmek gibi, yapılan yatırımların eksiksiz takibi gibi pek çok meydan okumayla karşı karşıya kaldığını anlattı. 7 Haziran sonuçları geldikten sonra yaşanan moral bozukluğunu bir iç muhasebe enerjisine tahvil etmek için nasıl çabaladıklarını anlattı. Türkiye’ye savaş ilan edenlere karşı, “Güçlü Cumhurbaşkanı, güçlü Başbakan” sloganıyla yola çıkılan bir dönemde görev yaptığını ve bu mottoya layık olmak için ne kadar çok çalıştıklarını hatırlattı.

        Tanığız, şahidiz, böyle oldu. Gelgelelim Erdoğan ile Davutoğlu arasındaki ipleri geren de bu “çalışkanlık” oldu diyebiliriz. Her zaman başarı sâdır olmamış olabilir ama Davutoğlu’nun çalışkanlığı tartışılamazdı. Erdoğan gibi karizmatik bir liderden sonra genel başkanlık yapmak, AK Parti’nin kurumsallığına ve bekasına zarar verecek bir savrulmaya ya da gevşemeye izin vermemek kâğıt üzerinde durduğu kadar kolay değildi.

        7 Haziran sonuçları AK Parti’yi tek başına iktidar yapmadı. Nitekim koalisyon olasılıklarına sıcak bakılabileceği yönündeki ilk çıkışı Erdoğan yaptı. Mesajını Deniz Baykal’la görüşerek verdi. Ardından Davutoğlu’nun yürüttüğü koalisyon görüşmeleri başladı. Sonuçta anlaşılamadı ve erken seçime gidildi. Artan terör olayları nedeniyle millet 7 Haziran’da gösterdiği ihmalkârlığı bir yana bıraktı ve 1 Kasım genel seçimlerinde sandığa koşarak AK Parti’yi % 49.5 oy oranıyla yeniden iktidar yaptı. Ahmet Davutoğlu artık sadece Erdoğan tarafından atanmış değil, sandıktan çıkan partinin genel başkanıydı. % 49.5’i esas itibarıyla Erdoğan’ın aldığı söylenegeldi hep. Ama daha doğru olanı, insanların “Türkiye’nin esaslı sorunları var ve bunu olsa olsa yine Erdoğan ve AK Parti çözer” diye düşündüğünü varsaymaktır.

        Bunun anlamı, başkanlık sistemini de içeren yeni Anayasa çalışmaları tamamlanıp Meclis’ten 367 oy alana yahut 330 alıp referanduma sunulana kadar olan dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ülkeyi beraber yönetmek üzere yetkilendirilmiş olmalarıdır. Fiilen yürürlükte olan partili cumhurbaşkanlığı sistemi ya da fiili yarı başkanlık sistemi, tam başkanlık sistemine dönüşene kadar. Beraber.

        Ancak Erdoğan’ın tasarrufta bulunmak istediği konuların, Davutoğlu’nun “İmza atarsam sorumluluğunu almam gerekir, o halde ikna da olmam gerekir” prensibiyle yavaşladığı görüşü hâkimdi Cumhurbaşkanlığı çevrelerinde. Tamamen yeni bir durum olan halk tarafından seçilmiş cumhurbaşkanının görev tanımı ile başbakanlığın yasalarla verili hale gelmiş yetki ve sorumluluk tanımları arasındaki sürtünme katsayısı giderek arttı.

        İkili arasındaki gerilim esasta değil usuldeydi. Ancak metot ve usul farklılıklarından kaynaklanan tartışmalar kavgada fırsat görenlerce yakışıksız ithamlara dönüştürülüyordu, sonunda bu ithamlar isimsiz bir blogda tecessüm ederek kamuoyuyla da paylaşıldı.

        MKYK tarafından törpülenen yetkileriyle ilgili olarak ise şunu söyledi Davutoğlu: “Son MKYK’da yaşananlar ve önergenin kendisi benim için önem arz etmiyor ama takip edilen yolu refik olma özelliğiyle bağdaştıramadım.”

        Tek sitemi bu Davutoğlu’nun.

        Cumhurbaşkanı’nın hukukunu, “Birliği ve beraberliği coğrafyamızda adalet arayışının teminatıdır” dediği AK Parti’nin hukukunu koruyacağına dair sözler veriyor.

        Kendisini küresel güçlerle iş çevirmek, “Reis’i devirmek”, “Almanya’nın adamı olmak” ile itham edenler utanmış mıdır, bilmem. Artık önemli olan 4 Mayıs’tan itibaren daha farklı ve zorlu bir sürece girildiği gerçeği.

        22 Mayıs’tan sonra milletin sandığa giderek oy verdiği genel başkan değil, kongre kararıyla atanmış bir isim olacak başbakanlık makamında. 2019’a kadar böyle sürecek olursa Erdoğan ve AK Parti tarihi boyunca ciddi bir külliyata dönüşmüş “milli irade” kavramı yara alır. Mevcut durumu hem bu karmaşaya son vermek hem de Meclis aritmetiğini başkanlık sistemi için gerekli oranlara ulaştırmak için alınacak yeni bir genel seçim kararının manivelası olacağını tahmin etmek çok da zor değil.

        MUHARREM SARIKAYA: FİİLİ YARI BAŞKANLIK

        Başbakan Davutoğlu’nun 22 Mayıs’ta olağanüstü kongre kararını dün açıklamasıyla yeni bir döneme geçildi.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan görevde bulunduğu sürece, bundan böyle Fransa’da olduğu gibi kimse Başbakan’ın kim olduğuyla ilgilenmeyecek.

        Hatta ilgili olanların dışında kimse adını dahi bilmeyecek.

        Nasıl Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle 1962’de parlamento çoğunluğunun itirazına rağmen halkoyuna sunup yarı başkanlık sistemine geçtiyse, dün itibarıyla Türkiye de fiili yarı başkanlığa geçti.

        Bundan sonra gelecek hükümet başkanları, “Başbakan” değil, “başvekil” görevini üstlenecek; yani bakanların değil, milletvekillerinin başı olacak.

        Davutoğlu’nun veda konuşmasını yapıp “refik” yani arkadaş istifası adını verdiği kararını açıkladığı AK Parti Genel Merkezi’ne de bu hava hâkimdi.

        Bundan böyle hükümet işlerinin Cumhurbaşkanı tarafından açıktan yönetileceği genel merkez katlarında da kabul görmüştü.

        ‘DANIŞACAĞINIZI BİLİRSİNİZ’

        Nitekim, Davutoğlu da açıklaması öncesi topladığı MYK’da bunu ima etmiş.

        MKYK’nın teşkilatla ilgili tasarrufta bulunma yetkisini haberi olmadan ve kendisine danışılmadan elinden alması olayına işaret ederek sitem dolu cümleler söylemiş.

        Bu arada Bosna Hersek gezisi de gündeme gelmiş; Davutoğlu başlangıçta Başbakan olarak geziye katılma niyetinde olmadığını ifade etmiş.

        MYK üyelerinin itirazı üzerine de “Ben arkamda AK Parti ve halkın desteğini almadan bugüne kadar bir yere gitmedim” yaklaşımı sergilemiş; müzakere sonrası gitmekte karar kılmış.

        Başbakanlık görevine kimin geleceğini bilmediğini de vurgulamış.

        Meclis Grup Toplantısı’nı yapmayacağını, bir an önce görevi devretmek istediğini, bunun için de 22 Mayıs tarihini belirlediğini de açıklamış, “Fazla uzatmaya gerek yok, bu gibi işler bir an önce sonuçlanmalı” yaklaşımını göstermiş.

        Kamuoyu açıklamasına doğrudan yansımasa da hatta “kimseye kırgın olmadığını” açıktan ifade etse de Davutoğlu konunun bu noktaya gelmiş olmasından dolayı üzgün ve kırgın.

        Özellikle de Arapça “refik” dediği arkadaşlarının kendisine karşı haksızlık yaptığı inancında.

        Bunu da açıktan söylemekten kaçınmadı:

        “MKYK’da takip edilen yöntemi refik olmakla bağdaştırmadım. Her kesimin bir muhasebe yapması gerekiyordu. Refik değiştirmektense genel başkanı değiştirmeyi yararlı buldum...”

        KIRILMA NOKTASI ABD

        Peki bütün bu olayların kırılma noktası sadece MKYK’da yaşanan süreç mi?

        Cumhurbaşkanlığı çevrelerinden yansıdığına göre, bir süredir yaşanan anlaşmazlıkların en önemlisi, Davutoğlu’nun ABD gezisi ve Obama randevusu oldu.

        Cumhurbaşkanı, Nükleer Güvenlik Zirvesi için gittiği ABD’de uğraş sonucu Başkan Obama ile görüşme olanağı bulurken, Davutoğlu’nun görüşme için davet edilmesinin gerisinde yatan neden sorgulanmış...

        Üzerine AB’nin başkenti Brüksel’den yükselen, “Bizim muhatabımız Davutoğlu’dur” söylemleri binmiş.

        Cumhurbaşkanı’na karşı bir hareketin içinde olunduğu inancı gittikçe güçlenmiş.

        Gelinen noktanın özeti de bunların birikimi olmuş...

        “AK Parti’de ‘22 Mayıs’ sonrasında ‘başvekillik’ görevini kim üstlenir?” sorusuna verilen yanıt ise oldukça esprili:

        “3B’den biri olur; Binali (Yıldırım), Berat (Albayrak), Bekir (Bozdağ)...”

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ