"Kılıçdaroğlu Ak Parti için kazançtır"
Suat Kılıç: "Türbanı çözeceğiz deyip rahibeye benzetmesinin hesabını versin"
Ak Parti Grup Başkanvekili Suat, Kılıç Bloomberg HT’de Gülin Yıldırımkaya’ya konuştu:
Ne zaman referandum ve seçim konuşulsa Ak Parti çok yoğun nabız tutuyor anketler yaptırıyor ve muhakkak önünüze günlük raporlar geliyordur diye tahmin ediyorum şu anda ‘evet’ ‘hayır’ olarak ne bekliyorsunuz sandıktan?
Biz kendi kitlemizi veya yeni anayasaya evet demeye hazırlığındaki milyonları çok fazla rehavete sürüklememek açısından rakam telaffuz etmemeye özen gösteriyoruz. Ancak makas bir eşik olarak ifade edebilirim, ‘evet’ ile ‘hayır’ arasındaki fark artık tartışmaya mahal bırakmayacak kadar açıldı. Ama buna rağmen sanki kampanya süreci yeni başlamış gibi biz ‘evet’ kampanyamızı devam ettiriyoruz, çünkü burada gözettiğimiz bir husus var, CHP haklı olmayan nedenlerle yeni anayasaya itiraz ediyor, MHP haklı olmayan nedenlerle yeni anayasaya itiraz ediyor, dolayısıyla bu partilerin sözcülerine bakarak ‘hayır’ oyu vermeyi düşünenlerde elbette ki olacaktır bizim bütün gayretimiz şu oranı önemsiyoruz, evetlerin hayırları geçmesini değil sadece oransal olarak da önemsiyoruz çünkü anayasalar toplumsal sözleşmelerdir anayasalar bir partinin oy veren seçmen kitlesini değil toplumun tamamını bağlayan metinlerdir dolayısıyla ne kadar yüksek bir kabul oyuyla yeni anayasa kabul edilecek olursa bunu Türkiye’nin demokrasisi Türkiye’de hukukun üstünlüğü anlayışı Türkiye’nin hukuku açısından önemli bir kriter olarak değerlendiriyoruz dediğim gibi makas bir hayli açılmış durumda ama rakam telaffuz etmek istemiyorum.
Kılıçdaroğlu’nun sandıktan hayır çıkması durumunda olup biteceklere dair çeşitli görüşleri var: ‘’13 Eylül sabahından itibaren AK Partide bir köşk krizi başlayacak, Cumhurbaşkanlığı süresinin ne kadar olacağı, yeni Cumhurbaşkanın kim olacağı tartışılacak’’ diyor. Siz ne öngörüyorsunuz? Eğer sandıktan evet çıkarsa CHP’de neler olur?
Sayın Kılıçdaroğlu Ak Parti’nin içerisine dikkatini bu kadar çok yoğunlaştırmasa CHP’nin içi hakkında köşeli yorumlar yapmayı tercih etmezdim. Kamuoyu araştırmaları ‘evet’ ile ‘hayır’ arasında çok belirgin bir fark olduğunu gösteriyor. Deyim yerinde ise Anayasaya ‘evet’ oyları aldı başını gidiyor. Ama bunlar kesinlikle sadece AK Parti’nin oyları değil bunun altını çizerek ifade etmek lazım. 2007 milletvekili seçimlerinde Ak Parti’nin oy oranı %47 oldu. Yine 2007 yılında yapılan ‘cumhurbaşkanı halk tarafından seçilsin mi, seçilmesin mi?’ halk oylamasında ‘evet’ oyları % 69’u aşıp %70’e ulaştı. Dolayısıyla AK Parti’nin oylarıyla referandumdaki ‘evet’ oyları arasında 2007 yılında 22 puanlık bir fark oluştu. O nedenle 12 Eylül Pazar günü Anayasaya gelecek ‘evet’ oyları kesinlikle sadece AK Parti’nin oyları olmayacak. AK Parti’nin başarısı ya da zaferi de olmayacak. AK Parti, CHP, MHP, SP, BBP, DP ya da diğer irili ufaklı partiler içerisinden demokrasiye inanmış milyonların başarısı olacak. ‘Evet’ oyları aldı başını gidiyor, Sayın Kılıçdaroğlu mezarlığı gördü ve mezarlığı gördüğü için daha içine girmeden ıslık çalmaya başladı. Kendi korkusunu bastırmak için, kendi arkasında dönen dolapları sindirebilmek için, kendi liderliği üzerinde bugünden başlayan tartışmaları sona erdirebilmek için çok yakışıksız bir şekilde ‘’12 Eylül Pazardan itibaren AK Parti içerisinde kimin Cumhurbaşkanı olacağına ilişkin bir tartışma başlayacak’’ diyor. Kılıçdaroğlu, bu noktada aradığını AK Parti’nin içinde bulamaz. Şundan dolayı bulamaz: 2007 yılında Cumhurbaşkanı olma fırsatı Sayın Erdoğan’ın önünde olduğu halde hiç düşünmeden, tartışmadan, değerlendirmeden, kendisini Cumhurbaşkanlığının büyüsüne kaptırmadan, köşk hevesiyle aklını karıştırmadan Sayın Başbakanımız o makama Dış İşleri Bakanı olan Sayın Abdullah Gül’ü layık gördü. ‘’Sizin de kabulünüz bu ise adayımız Abdullah Gül’dür’’ deme fedakârlığını ortaya koydu. Hatırlayın Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e sorulmuştu: ‘’ Tayyip Erdoğan aday olur mu, olmaz mı? ‘’ diye. Sayın Demirel’in cevabı çok manidardı: ‘’Hiçbir fani Cumhurbaşkanı olma fırsatını ayağına gelmişken geri çevirmez.’’ Bir fani o fırsatı geri çevirdi, o faninin adı Recep Tayip Erdoğan. Dolayısıyla Sayın Erdoğan ile Sayın Gül arasında Cumhurbaşkanlığı seçimine dayalı olarak, sonrasında kimin başbakan olacağına dayalı olarak, herhangi bir kabine revizyonuna dayalı olarak asla hır gür çıkmaz. Kaldı ki Sayın Cumhurbaşkanı artık AK Parti’li değildir. Reisi Cumhur milletin birliğini temsil eder. Ben, Sayın Cumhurbaşkanımızın görev süresi sona erdikten sonra yeniden aktif siyasete dönme iradesi ve isteği içerisinde olacağını da zannetmiyorum. O nedenle AK Parti’de ne referandumdan sonra, ne 2011 seçimlerinden sonra, ne de 2012 ya da 2014’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra bir post kavgası yaşanmaz. Bizde koltuk kavgası olmaz. Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nu şimdiden uyarıyorum, kendi partisi içindeki muhalifleri 13 Eylül sabahını iple çekiyor. Eğer bir post kavgası yaşanacaksa bu CHP’nin içinde yaşanacak. Bunu gördüğü için başka partilere laf atıp duruyor.
Kılıçdaroğlu liderlik sınavını 12 Eylül referandumu ile verecek. Kılıçdaroğlu’nun performansını nasıl buluyorsunuz? Baykal’la kıyaslarsanız Kılıçdaroğlu AK Parti’yi daha mı fazla zorluyor?
Bence Sayın Baykal çok daha tutarlı söylemleri olan bir siyasetçiydi. Bu anlamda CHP’deki liderlik değişimi AK Parti açısından kayıp değil kazançtır. Çünkü Sayın Baykal’da çok önemli bir özellik olarak fikri tutarlılık görülür. Deniz Bey 4–5 senede bir söylem değiştiriyordu, Anadolu solu demişse bundan vazgeçmesi en az 4–5 yılını alabilmekteydi. Oysa Sayın Kılıçdaroğlu gün içerisinde söylev değiştirebiliyor. Mesela Tunceli’ye gitti genel af çağrısında bulundu, Ankara’ya geldi genel af çağrısı ile PKK’yı, BDP’ yi, TİKO’yu(?), tecavüzcüyü, katili kast etmedim diyerek genel af kavramının içini tamamen boşaltmış oldu. Sabah Tunceli’de konuştuğunu, akşam Ankara’da inkâr edebiliyor. Biz kendisine ifade ettik zaten AK Parti iş başında olduğu sürece Türkiye’de bir genel af kesinlikle çıkmayacak. Diğer taraftan üç gün önce ‘’türbanlı kızlar yeniden üniversitelere girebilsin’’ dedi. Daha dün İstanbul’da ‘rahibeler gibi giyinmek istiyorsan evet’ şeklinde bir cümleyi içeren, ortasında Sayın Kılıçdaroğlu’nun resminin olduğu CHP afişleri billboardlara asıldı. Rahibe gibi giyinmek dediği nedir; işte tesettürlü, türbanlı kızların kıyafetleri, bir taraftan meydanlarda sandıktan hayır oyu çıkarsa ‘kızlar ben sizin üniversiteye girmenizi sağlayacağım’ diyor, diğer taraftan İstanbul’daki billboardlarda satır arasında ‘rahibe gibi giyinmeye evet’ diyor. İstanbul’da Belediye Başkan adayıyken çarşaflılara rozeti bizzat takıyor, bir ay sonra Mersin’de çarşafların sokak ortasında parçalanmasına kayıtsız kalıyor, ses vermiyor, tepki göstermiyor. AK Parti’nin meselesi türban değil, bizim meselemiz çarşaf değil, biz başörtüsü meselesine de bir özgürlük meselesi olarak bakıyoruz. Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun sabahtan akşama, akşamdan sabaha, gün içinde birkaç kez değişen yaklaşımları kesinlikle Türkiye’de liderlik yapabilecek bir siyasetçide olması gereken bir vasıf değildir. Bu afişin hesabını versin türbanlı kadınlara.















