Anadili mi, nene dili mi!
Fatih Altaylı'nın bugünkü yazısı
Önceki gün Kürt kökenli bir aydınla sohbet ediyorduk.
Çok ilginç bir şey söyledi.
"Kürtlerin anadili konuşma talebi artık doğru bir talep değil. Çünkü Kürtçe artık anadili değil nene dili oldu" dedi.
"Nene" derken "nine"yi, "büyükanne"yi kastediyor.
"Çünkü" dedi, "Artık anneler de çocuklar da Kürtçe konuşmuyor".
Bölgedeki eğitim olanaklarının artması ve özellikle de özel televizyonların bölgede rahatça izlenebilir hale gelmesiyle birlikte "Kürt coğrafyası" olarak adlandırılan Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da, geçmişteki söylemlerin artık geçerli olmadığını düşünüyor.
"Eskiden 'Türkçe bilmiyorum. Kürtçe biliyorum' demek mümkündü. Bize bir dili dayatamazsınız demenin haklılığı vardı. Ama artık öyle değil. Dayatma falan yok. Türkçe kültürel olarak bölgeye girdi, egemen oldu. Devlet zoruyla değil, televizyonlarla, yayınlarla, Anadolu coğrafyasının linguafrancası oldu. Bugün artık anneler de, çocuklar da Türkçe'yi Kürtçe'den iyi konuşuyor."
Bu tespit beni şaşırttı.
Biraz daha deştim.
"Bugün artık Kürtçe anadili değil, nene dili oldu. İki kuşak öncenin dili. Yeni nesiller artık Kürtçe bilmiyor, öğrenmiyor, öğrenme ihtiyacı hissetmemeye başlıyor. Bak PKK'nın televizyonunda bile Türkçe program sayısı Kürtçe program sayısından fazla. Çünkü daha geniş kitleye hitap ediyor."
"O zaman Kürtlerin anadil talebi, aslında bir dilin, bir kültürün korunmasını sağlayacak. Yoksa dil kaybolacak" dedim.
"Aynen öyle. Böyle giderse 50 yıl sonra Kürtçe'yi Birleşmiş Milletler kararıyla korumak zorunda kalacağız, kaybolmakta olan dil olarak. Zaten Kürt aydınların da korkusu bu yönde" dedi.
Bu sözlerden benim anladığım şu:
Türkiye'nin bölünme olasılığı siyasi olarak güçleniyor gibi görünse de, kültürel ve sosyolojik olarak giderek zorlaşıyor.
Ve önümüzdeki dönemlerde bölünme tehdidi ve arzusu, Türkiye'nin başka bölgelerinden gelebilir.