'Çocukları tek kişilik hücreye kapatmak, problemi büyütür'
Psikolog Galma Jahic, Pozantı Cezaevi'ndeki çocukların yaşadıklarını ve etkilerini değerlendirdi
Kutlu ESENDEMİR / GAZETE HABERTÜRK
Pozantı Cezaevi’nde kalan 200 tutuklu ve hükümlü çocuğun, işkence, taciz ve tecavüz gördüklerine ilişkin verdikleri ifadeler kamuoyunu derinden yaraladı.
HABERTÜRK’ün, “Pozantı çığlıkları”manşetiyle duyurduğu ifadeler, bu dehşetin tam 7 aydır sürdüğünü ortaya çıkarıyordu. CHP ve BDP milletvekillerinin cezevinde yaptığı incelemeler ve Adalet Bakanlığı’nın görevlendirdiği müfettişlerin raporlarının ardından, çözümolarak 200 çocuğun Sincan F Tipi Cezaevi’ne nakledilerek, tek kişilik hücrelerde kalmalarına karar verildi. Yrd. Doç. Doktor Galma Jahic, Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi. Psikolog ve kriminolog. Onarıcı adalet,mağdur hakları ve yargı reformu alanında araştırmaları olan Jahic’le Pozantı’da yaşananlar ve sonrasını konuştum.
Pozantı Cezaevi’nde kalan tutuklu çocukların işkence ve tecavüz çığlıkları kamuoyunda yankılanınca, bir psikolog ve bir kriminolog olarak nasıl bir tabloyla karşılaştınız?
Böyle bir konu, böyle bir mesele, öğrenilir öğrenilmez, çok hızlı bir şekilde harekete geçilmesini gerektirir. Ama öğreniyoruz ki, geçen yazdan beri bu durum biliniyor ve ne devlet yetkilileri, ne basın, bugüne kadar konuyla yakından ilgileniyor. Gerçi Adalet Bakanlığı kendi basın açıklamasında geçen yaz bir soruşturma başlatıldığını dile getiriyor ama bu kadar önemli bir konu söz konusuyken, bu soruşturmanın çok daha hızlı ve etkin bir şekilde yapılması gerekirdi. Eğer istismar devam ediyorsa durması için her tür tedbir acilen alınmalı. “Soruşturma bitsin sonra bakarız” yaklaşımı böyle bir duruma uygun bir yaklaşım değil.
Bu çocuklar 7 aylık bir sürecin sonunda kamuoyuna seslerini anca duyurabilmişler.
Türkiye’de adalete erişimi sağlayan mekanizmalar hâlâ çok etkin değil. Bu maalesef onun örneklerinden biri. Hakkını aramak isteyen birisi ağır, hantal ve isteksiz bürokrasiyle karşılaşıyor. Bu kişi çocuk olduğunda veya genel olarak “kırılgan grup” olarak nitelendirebileceğimiz herhangi bir gruptansa, işi daha da zor oluyor. Türkiye’de hak aramak kolay değil; bu olayı o anlamda çok büyük bir “istisna” olarak görmek doğru olmaz. Bir sürü yoksul, çocuk ve kadın, hakkını aramakta, derdini anlatmakta, birinin dikkatini çekmekte zorlanıyor.
Pozantı’daki cezaevi, çocuklar için olmasına rağmen yaşı büyük tutukluların da burada kalması yaşanacakların habercisi miydi?
Çocukların yetişkinlerden ayrı tutulması zaten uluslararası standartların da getirdiği bir şart. Bu çocukların güvenliği açısından son derece önemli. Ayrıca, çocukların topluma kazandırılması açısından da önemli. Çünkü çocukların “kariyer suçlularla” aynı yerde olması onların rehabilitasyonunu zorlaştırır.
Peki ne olmuş olabilir?
Bir şekilde yetişkin ve çocukların bir araya gelmeleri engellenmişse, kaldıkları odaların aynı binada olması, tek başına problem olmayabilir. Ama ortak alanlar her iki nüfus tarafından da aynı zamanlarda kullanılmışsa, çocuklar ve yetişkinler bir araya gelmişlerse, problemin çıkması şaşırtıcı olmaz.
Ortaya çıkan fiziki ve psikolojik tahribatın boyutu ne olabilir?
Bunu değerlendirmek kolay değil. Spesifik vakalara bakmak gerekir. Tabii şunu unutmamak lazım: Sosyo-psikolojik ve fiziksel anlamda hâlâ gelişmekte olan çocuklardan bahsediyoruz. Tam da bundan dolayı çocukların cezaevlerine konulması en son çare olarak kullanılmalı, ki gelişimleri olumsuz yönde etkilenmesin. Dolayısıyla en güvenli, rehabilitasyon açısından en başarılı cezaevi bile çocuklar için uygun yer değil.
Ne olmalı?
Hayatınız başkaları tarafından kontrol ediliyor cezaevinde. Çok güçsüz bir pozisyondasınız. Normal sosyal ortamdan tamamen kopuk bir yerdesiniz. Böyle bir yerde, en iyi şartlarda kalan bir çocuğun normal bir şekilde gelişmesi zorken; istismar, taciz gibi mağduriyetleri yaşayan bir çocuğun gelişimi illa ki etkilenecek.
Şiddet uygulayan görevliler, motivasyonu nereden alırlar?
Cezaevleri gibi kurumlara “total kurumlar” denir. Bu tarz kurumların içinde kalan kişilerin hayatları tam anlamıyla başka birileri, yani kurum yönetimi tarafından kontrol edilir. Bu normal sosyal hayatta gördüğümüz bir durum değil. Bu tarz kurumlarda, böyle bir sosyal ortamda, davranış biçimleri değişir, insanların doğru ve yanlış konusundaki değer yargıları kayabilir. Güç, hele total güç, her zaman tehlikelidir. Bunu gösteren çok önemli araştırmalar var, Stanford Cezaevi Deneyi gibi.
Nedir bu deney?
En sıradan insanlara bile çok güç verdiğinizde, etkili kontrol mekanizmalarının yokluğunda, bu gücü istismar etmeye başlayabilirler. Stanford Cezaevi Deneyi’nde sıradan bildiğimiz üniversite öğrencilerini cezaevi görevlileri yapıp onlara güç verildiğinde, çok kısa bir süre sonra bu gücü istismar etmeye başlamışlardı.
Cezaevi görevlilerinin cezai yaptırım bir yana, psikolojik tedaviden geçmeleri gerekmiyor mu?
Bu konuda bir şey söylemek zor. Problem çok boyutlu gibi görünüyor. Tabii ki sorumluluk hem bireysel hem kurumsaldır ama sadece bireylere odaklanmaktansa, böyle olayların yaşanmasına imkân veren kurumsal kültür ve yönetim biçimlerine odaklanmak çok daha önemli.
Adalet Bakanlığı, Pozantı Cezaevi’ni kapatarak, 200 çocuğu Sincan F Tipi Cezaevi’ne sevk etmeye karar verdi. Çocuklar burada tek kişilik hücrelerde kalacaklarmış. Sizce bu çözüm mü?
Bu neyi çözebilir? Eğer problem Pozantı’daki fiziki şartlardan ve Pozantı’yı yöneten kişilerden kaynaklıyorsa, bu belki bir ara çözüm olabilir. En azından ortamdan çocuklar uzaklaştırılmış olurlar, güvenlikleri sağlanır. Ama problemin başka boyutları da var. Ceza ve Tevkif Evleri’ne bağlı kurumlarda kalan çocukların daha genel bir anlamda güvenliği sağlanamıyorsa, etkin hak arama yolları sağlanamıyorsa, iletişim kısıtlanıyorsa, binayı değiştirmek hiçbir şeyi değiştirmez.
Ne gibi?
Farklı menfaatler söz konusu. Bir tarafta çocukların güvenliği hemen sağlanmalı. Ama bu tek başına ne yeterli ne bir çözüm. Güvenliği sağlamanın tek yolu çocukları Ankara’ya yollayarak tek kişilik hücreye kapatmaksa, bu tek başına daha derin problemlere işaret eder.
Cezaevi koşullarında çocukların barındırılması nasıl olmalı?
Sincan Cezaevi’nin çocuklar için yeterli altyapıda olduğu söylenebilinir mi? Açıkçası cezaevlerini ve çocukların kaldığı koğuşları görmeden ve şartları bilmeden karşılaştırma yapmak yanlış olur. Fakat bu konularda birtakım uluslararası standartlar var.
Bu kurallardan ne anlıyoruz?
Yetişkinlerin ve çocukların ihtiyaçları aynı değil. Çocukların barındırıldığı cezaevlerindeki şartlar çocukların sosyo-psikolojik ve fiziki gelişimi ile sağlık ve eğitim ihtiyaçları açısından uygun olmalı. Sincan Cezaevi çocuk cezaevi değil. Çocukların ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir yer olduğunu sanmıyorum. Tabii Türkiye’deki çocuklar için diğer cezaevlerinin bu anlamda ne kadar yeterliliği konusunda da çok bilgim yok.
‘Cinsel istismara uğramış bir çocuğun, bunu atlatması zor’
Cinselliği tecavüz yoluyla öğrenen çocuklarda ne gibi travmalar yaşanıyor?
Birincisi, her tür mağduriyet çocuğu etkiler. Fakat, çocuğun kimin tarafından mağdur edildiği çok önemli. Örneğin, çocuğu koruması veya çocuğa bakması gereken birisi, dolayısıyla çocuğun güvendiği birisi bunu yaptığında, travma daha da fazla olur. Çocuk eğer birinden yardım isteyip bu yardımı alamazsa, mağduriyeti durdurmak için bir çaba gösterirse ama durduramazsa, hiçbir şekilde bu tekrarlanan mağduriyetten kaçamayacağını hissederse, öğrenilmiş çaresizlik devreye girebilir, travma daha da artabilir.
Travmayı tamamıyla atlatmaları mümkün mü?
Travma ve özellikle cinsel istismar yaşamış bir çocuğun bunu anlatması, paylaşması, hiç de kolay değil. Hiç kimse için bir travmayı tekrar hatırlamak tekrar anlatmak kolay değil; çocuk için daha da zor. Çocuk utanabilir, kendisini suçlu hissedebilir, ailesi ve yakınları tarafından suçlanacağını düşünüyor olabilir.
‘Cezaevindeki kadınlar daha zor durumda’
Türkiye’deki eğitim evlerinden sadece İzmir’de kız çocuklarına ilişkin bölüm var. Kız çocuklar kadın cezaevlerinde ya da cezaevlerinin kadınlara ayrılan bölümlerinde kalıyorlar. Kız çocukları için daha kötü koşullardan söz edilebilir mi?
Genel olarak kadınlar daha zor durumda. Türkiye’de cezaevlerinde bulunan kadın sayısı toplam cezaevi nüfusunun yüzde 5’i bile etmiyor.
Bu ne anlama geliyor?
Sayı bu kadar düşük olunca, çok sayıda kadın cezaevi oluşturulmuyor. Bundan dolayı da cezaevinde kalan bir kadının, tutuklu veya mahkûm olarak, evine, ailesine ve çocuklarına yakın bir cezaevinde olma ihtimali çok daha düşük. Çocuk olunca, zaten az bulunan kadın cezaevlerinden birinde kalmak durumunda oluyor ve tabii ki ailesin den uzak oluyor. Bu iyi bir durum değil. Yetişkinler çocuklardan ayrı olmalı. Cinsiyet burada bir şey fark etmiyor. Erkeklerde de kadınlarda da durum aynı.