Bakan Ergin'den 'poşu davası' yorumu
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, katıldığı 'liderlik konferansı'nda katılımcıların gündeme dair sorularını yanıtladı
Tanık Hukuk Topluluğu tarafından düzenlenen "4x4'lük Liderlik Programı"na katılan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Türk yargısının sorunlarının çözümü için sistematik çalışmalar yapıldığını kaydederek, bu çalışmaların pozitifi yansımalarının başladığını, sonuçlarının alınmaya başladığını, ancak bütün bu olumlu gelişmelere karşı yargıya güven konusunda bir takım spekülasyonlar yapıldığını belirtti.
"HOKKABAZLIK YAPMAYAN YARGI"
Ergin, "Türkiye'de yargı itibar kaybediyor, güven kaybediyor" diye yayınlar ve propagandaların yapıldığını söyleyerek, "Ben şimdi size soruyorum, dosyalar 5 yıl, 7 yıl sürerken, yargıya güven vardı da, biz bunu anahtar teslim 1 yıla indiren tedbirleri alınca mı yargıya güven kaybolmaya başladı. Yine soruyorum, bu ülkede anayasa mahkemesi 2007 yılında 367 kararı aldı. Cumhurbaşkanı seçtirmemek için, hiç bir suretle yasalara, anayasalara uygun olmayan bir karar alındı. O zaman yargıya güven duyanlar şimdi milletin katılımıyla, parlementonun üye seçebildiği bir anayasa mahkemesine güven duygsunun zedelendiğini ifade ediyor" dedi.
Yargı reformu başlamadan önce yüzde 47 oy alarak, milletin yoğun teveccühünü almış bir siyasi partiye, seçimlerden 8 ay sonra kapatma davası açabilen bir yargıya güven duyanların olduğunu, bu kesimin şimdi bu tür "hokkabazlıkları" yapmayan, anayasa çerçevesinde çalışan bir yargıya güven duymadığını ifade eden Ergin, "Darbeler ve muhtıralar karşısında esas duruşta bekleyen, darbecilere bağlılığını belirten yargı üyelerinin olduğu bir ülkede, yargıya güven duyuyordu bu eleştrileri yapanlar. Yargı mensupları muhtıracılardan brifing alıyordu. Ben devletten tarafım diyen hakimler vardı. Oysa hakim taraf olamaz. O zaman bu yargıya güven duyuyordu bu eleştrileri yapan çevreler. Reformlardan sonra, gelmiş olduğumuz noktaya bakınca, bugün darbeler karşısında esas duruşta olan bir yargı yok, Anayasa ve yasalar çerçevesinde hesap soran bir yargı var. Soruşturma, yargılama yapan bir yargı var. Hiç kimseden emir ve yargı almayan bir yargı var. Bugün demokratik meşruiyeti sağlanmış kurullar var" diye konuştu.
"Yargıya güvenim azaldı" diyen çevrelerin, orduya da güveninin azaldığını söyleyen Ergin, "Bu, 'Yargıya güvenemiyorum' diyenler, şimdi 'TSK'ya da güvenemiyorum' diyor. Zira bugüne kadar daha doğrusu 2010 yılının 12 Eylül referandumuna kadar, bu milletten yetki alamayan, bu milletten destek göremeyenler yargı bürokasinin, asker bürokrasinin sağladığı imkan ve avantajlarla, kendi ideolojik hegemonyalarını sürdürebilmilerdir bu ülkede. Şimdi seçimler yapılıyor, siyasi partiler iktidarla değişiyor ama bu elit kesim milletten destek göremeyen bu çevre kendi düşüncüseni, ideolojisini yürütmeye devam ediyordu. Hani egemenlik kayıtsız şartsız milletindi" dedi.
"YÜZÜNÜ, GÖZÜNÜ KAPATIYORLAR, 'POŞU' DENİLEN ÖRTÜYLE"
Bakan Ergin, konuşmasının ardından katılımcı öğrencilerin sorularını da yanıtladı. "Poşu davası" olarak bilinen ve dün davanın sanığı Cihan Kırmızıgül'ün 11 yıllık ceza alması kararına varan dava ile ilgili düşünceleri sorulan Ergin, mahkemelerde devam eden davalara ilişkin medyada yapılan değerlendirmelerin çoğunlukla bilgiye dayalı yapılmadığını ve bakılan pencereye göre değerlendirmelerin yapıldığını söyleyerek, şunları kaydetti: "Bu konuya ilişki yazı yazanlar, ekranlara çıkıp görüş bildirenler önemli bir kısmının dosya içeriğiyle ilgili bilgi sahibi olmadığını görüyoruz. Kural itibariyle savcılığın hazırladığı bir iddianameyle dava açılmıştır, mahkeme iddianameyi kabul edip, o yargılamayı yapmıştır. Beğeniriz, beğenmeyiz bir karar ortaya çıkmıştır. Bu kararın doğru olmadığını hukuken hatalı olduğunu düşünebiliriz. Şayet böyle düşüyorsak, bu karara karşı temyiz yolu açıktır. Temyiz ederiz. Temyiz mahkemesinden istediğimiz gibi sonuçlanmadıysa ve biz hala adaletle buluşmadığımızı düşünüyorsak, tashih karar yolu vardır. Onu kullanırız. Oradan da netice alamazsak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndeki (AİHS) haklarımızın ihlal edildiğini düşüyorsak, 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren Anayasa Mahkemesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) olarak görev icra edeceğinden oraya şikayet yoluyla başvurabiliriz. Oradan da netice alamazsak. Strasbourg'taki İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurabiliriz.
Burası İstanbul A mahallesinde bir topluluk toplanıyor. Başlıyorlar gösteri yapmaya. Bu sırada yüzünü, gözünü kapatıyorlar, 'poşu' denilen örtüyle. Ellerinde molotof kokteylleri, sağa, sola, iş yerlerine atılıyor. Camlar kırılıyor, yangınlar çıkıyor, yeri geliyor arabalar yanıyor, insanların iş yeri ve evleri zarar görüyor. Bazen gencecik çocuklarımız, lise talebelerimiz hayatlarını kaybediyor, bazen yakılan mağazalarda masum vatandaşlarımız, kadınlarımız, çocuklarımız yanarak, boğularak ölebiliyorlar. Bu eylemleri yapanlara, bu faaliyeti icra edenlere kamu gücü, kolluk gücü seyircimi kalacaktı, yargı organları bu tür faaliyetleri karşılığını almasına vesile olmayacak mıydı, gereğini yapmayacak mıydı?"
DAVALAR ÇOK UZUYOR ELEŞTİRİLERİ
"Gündeme bomba gibi düşen davalar sonuçlanmıyor. Uzadıkça uzuyor. Bu bilerek mi dinamik tutulmaya çalışıyor? Bu davaların uzamasından siz de rahatsız mısınız?" sorusuna Ergin, Ergenekon, Balyoz davalarının devam ettiğini belirterek, "Bu davalar Türkiye'de darbe ve muhtıralara ilişkin açılmış ilk iddianemeler, açılmış ilk davalardır. Türkiye'nin bu şekilde geçmişte bu şekilde yapmış olduğu bir yargılama yok. İlk defa yapıyor, birincisi bu. İki, bu davalar çok tarafı olan dosyalar. Soruşturmalarda uzamalar oluyor. Mesela bir tanesi savcılık mütalaasını vermiş durumda, karara çıkmaya açık. Belki savunma avukatları, o davada savunma yapmayı redediyorlar. Bir fiilen engellenmiş durum söz konusu. O hadise olmasa, bu davalar bitmiş olabilirdi. Belki bilinçli olarak davanın bir süre bitirilmemesi gibi bir yaklaşım var. Ama şunu ifade edeyim, Türkiye ilk defa bu meseleyle yüzleşiyor. Bu sorunu yargı önüne ilk defa çıkartıyor. Bu ilk olmanın getirdiği bir uzama söz konusu diye düşüyorum. Ama dosyaların kapsamı dikkate alındığında ve dünyada örneklerine bakıldığında bu tip davalar geçmişte yaşandı, bizdekinden daha kısa bir sürede bitirilemedi" dedi.
Ergin, AİHM'in uzun yargılama kriterinde, 2-3-4 yıllık bir kriterin bulunmadığına işaret ederek, "Her dosya kendi içinde değerlendirilir. Ama ümit ediyorum ki, çok uzamadan kısa sürede bitirilsin. Çünkü uzadıkça bu sürece olan inanç zayıflar" diye konuştu.
BAŞKANLIK SİSTEMİ DEĞERLENDİRMESİ
Ergin, "Başkanlık Sistemi"yle ilgili düşünceleri sorulunca, "Önemli olan sistemin sağlıklı kurulması, sağlıklı işlemesi. Burada gücü, egemenliği kuracak olanların halk ve millet karşısında hesap verebilir, denetlenebilir durumda olması ve demokratik bir çerçeve içinde kurulması şartıyla. İster parlementer demokrasi olsun, ister başkanlık, ister yarı başkanlık olsun, aslolan, belirleyici olan halksa, milletse, yukarıdaki mekanizma demokratik kurallara uyumlu ise bana göre çok önemli değil. Önemli olan, karar verme ve denetleme noktasında vatandaşın olup olmadığıdır. Yargıya da çok fazla etkisi olmayacağını düşünüyorum" dedi.
ULUDERE'DE İSTİHBARAT MİT AYAĞINDAN MI GELMİŞTİ?
Bir öğrencinin "Uludere'de 35 vatandaşımızın hayatlarını kaybetmesi olayı var. Bunun akabinde buna bağlı olarak gerçekleştirildiğini düşündüğümüz MİT mensuplarına yönelik, bir operasyon düşünüldü yargı tarafından. Siyasi yönetim tarafından buna engelleyici kararlar alındı. Bununla direk ilişkili miydi? İstihbarat MİT ayağından mı gelmişti? Üzerinden uzun bir süre geçti ama herhangi bir sonuç alınamadı. Kamuoyu vicdanı yaralandı. Bu konuyla ilgili neler söyleyeceksiniz?" sorusuna Ergin, terörle mücadelenin zor ve meşakatli bir iş olduğunu, terörle mücadelenin karmaşık bir yapıyla yapıldığını söyledi. Ergin sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu İstanbulda bir sokak çetesiyle uğraşmıyorsunuz. Burada uluslararası boyutu olan çok komplike, yurt dışı ve içi bağlantıları olan, gizli servisler, farklı organizasyonlar tarafından takviye edilen bir komple yapıyla mücadele ediyorsunuz. Bu yapıyla mücadele ederken zaman zaman arzu etmediğiniz bu tip neticeler ortaya çıkabilir. Şimdi bu bir operasyonel hataya dayalı bir sonuç mudur, yoksa kurgulanmış, bir tuzağa düşürülmüş belli birimler mi söz konusudur, yoksa terörle mücadele sürecini sabote etmek isteyenlerin ortaya koyduğu bir sonuç mudur? Bu incelemeler sonucunda ortaya çıkacaktır. Bu soruşturma elbette belli bir zamana ihtiyaç duyuyor. Bu istihbarat notları MİT tarafından mı verilmiştir? Bu çok net açıklandı. MİT'in böyle bir istihbrat bilgisi göndermediğine dair açıklama yapıldı. Bu soruştuma sonucunda elbette kamuyoyunun beklentilerini karşılayacak açıklıkta bir sonuç ortaya çıkmasını ümit ediyorum."
DHA