Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Gündem 3. Sayfa Melek'i unutmuşlar bile, melek karaaslan, ağrı, kadına şiddet, kadın cinayeti, rahşan gülşan | Son dakika haberleri

        BİR köyün, dereye bakan bir tepesindeyim.

        Çorak bir tepe. Tepede birçok mezar var.

        Ama ikisi hariç hiçbirinin mezar taşı yok.

        Sanki tarih öncesi çağlarda, henüz taşlara şekil vermeyi beceremediğimiz zamanlardan kalmışlar.

        Birçok mezar, zamanın acımasızlığıyla birkaç taştan ibaret kalmış.

        Yere korkarak basıyorum. Bir mezarın üzerine basıyor olabilirim çünkü.

        Benimle birlikte bu yüksek tepeye nefes nefese tırmanan 6-7 kişi sessizce bir mezarın başına çöküyor. Dua etmeye başlıyorlar.

        Bu mezarın da taşı yok.

        İçinde yatansa son birkaç gündür üzüntüyle andığımız Melek.

        Sessizce. Ardında bir mezar taşı bile bırakmaksızın.

        Belki bir 10 yıl sonra onun mezarı da orada yatan diğer köylüleri gibi toprakla tek bir zemin olup kaybolup gidecek.

        O mezarın başında hissettiklerimi anlatmama imkân yok. O sessizliğin kulaklarımı nasıl patlattığı ve gencecik bir kızı o hale getirip öldürenlere karşı hissettiğim öfkeyi kelimelere sakince dökmekte zorlanıyorum.

        Sonra tepeden aşağı iniyoruz. Aynı sessizlikle.

        Tepeden inerken gözüme köyün bittiği yerdeki bir çit ilişiyor.

        Acaba Melek de gelin edilirken, Ünzile gibi o çite sıkı sıkı tutunmaya çalışmış mıydı?

        Melek'in abisi: Çocuklara devlet baksın

        ACISI çok taze, hele de beklenmedik genç bir ölüm yaşamış bir ailenin evine giderken duygularım karışık.

        Yıkılmış bir aileye nasıl sorular sorarım diye geçiriyorum içimden.

        Feryatlar, figanlar, acı çeken ve çektiği acının hiç dinmeyeceğini bilen insanlar bekliyorum.

        Ama yanılmışım.

        Melek'in doğup büyüdüğü ve şimdi arkasındaki tepede toprağa verildiği evde sadece sessizlik var.

        Abisi Reis'e, kız kardeşleri İnci'ye, Aysun'a "Melek nasıl biriydi?" diye soruyorum.

        Tuhaf ama bu sorunun cevabını bilmiyorlar.

        Melek'in evden ayrılmadan önce nasıl biri olduğunu hatırlamıyorlar.

        Abisi Reis, "Şarkı severdi, İbrahim Tatlıses ile Mahsun Kırmızıgül severdi. En sevdiği şarkı 'Gülünce gözlerinin içi gülüyor'du" diyor.

        İnci zaten hiçbir şey hatırlamıyor.

        Aysun ise ablasını son gördüğü anı anımsıyor o kadar.

        Evde ne ağlayan var ne de kardeşlerinin başına bu fenalığı getirenlere öfkesini dile getiren.

        Sessiz bir kabullenme hâkim.

        Beni şaşırtan bir sessizlik.

        Melek'i o korkunç halde tuvalete kapanmış halde bulan Reis, bir "Hastalığından haberimiz yoktu, bize hamile demişlerdi" diyor, bir de "Bir yıl önce hastalanmıştı ama iyi bakıyorlar diye biliyorduk" diyor.

        Anladığım kadarıyla aile Melek'in durumundan, rahatsızlığından haberdarmış ve hiçbir şey yapmamış.

        "Bir yıldır hiç konuşmadınız mı?" diyorum.

        "Telefon ettiğimizde 'Evi temizliyor, uyuyor' deyip telefona vermiyorlardı" diyorlar.

        Tekrar tekrar hepsine soruyorum: "İnsan bir yıl görmediği, haber almadığı kardeşini arayıp sormaz mı?"

        Biri, "Ben uzak köyde yaşıyorum" diyor.

        Diğeri, "Ben Ağrı'da çalışıyorum" diyor.

        "Peki" diyorum. "Bu kız evlenirken hiç mi araştırmadınız?"

        Reis'in cevabı çok tatsız: "Everirken kayınbabasının sert biri olduğunu söylemişlerdi ama biz kocasına güvendik... "

        Bir yıl önce babası, Melek'i almaya gitmiş ama o korkunç aile silah çekince korkmuş.

        Anladığım kadarıyla bu aile, Hamur'da yaşayan ve Melek'in kaderini belirleyen Karaaslan Ailesi'nden korkuyor.

        Melek'le ilgili sorular sormaya devam ediyorum ve fark ediyorum ki kardeşleri Melek'in gerçekte kim olduğunu, neyi sevip sevmediğini bilmiyor.

        İnci, "Zamanında kaynanasının kötü davrandığını söylemişti" diyor.

        Ama bu konuda kimse bir şey yapmamış.

        Çünkü anladığım kadarıyla İnci için de diğer kadınlar için de kaynana şiddeti, koca şiddeti hayatın sıradan bir parçası.

        Hamur'a bağlı Çağlayan Köyü'nde mezarlığın hemen altındaki bu evde Melek için ağlayan, üzülen kimse yok.

        Bir yükten kurtulunmuş gibi bir hava var. Sonra çocuklarını soruyorum Melek'in.

        "Kardeşinizin iki yavrusu şu anda hâlâ annelerinin ölümüne sebebiyet veren insanların evinde. Korkmuyor musunuz onların geleceği için?" diyorum.

        Reis, "Ama çocuklara iyi bakıyorlar" diyor. Deliriyorum.

        "Sizin durumunuz mu yok? Ne olacak o çocuklar?" diyorum.

        Reis'in kafasındaki plan net:

        "O çocuklara devlet baksın. Bizden daha iyi bakar, büyütür... "

        Bir tuvalete kapatıldım, saçlarımı kestiler

        DUYDUKLARIM karşısında şaşkınım.

        Ülkenin her köşesinden insanların Melek'le ilgili detayları okudukça üzüntüden kahrolduğu, gözyaşlarını tutamadığı ve öfke krizine kapıldığı bu olaya dair, Melek'in ana evinde hiçbir iz yok.

        Sanki Melek hiç yaşamamış.

        Bir anda üzerime kapılar kapanıyor.

        Bir tuvalette tahtanın üzerinde yatıyorum.

        Saçlarımı kesmişler.

        Kımıldayamıyorum...

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ