Eski dostları tankla gelmiş!
Funda Duru, Adamlar'la konuştu
FUNDA DURU / HABERTURK.COM
Olaylar “Halimden Konan Anlar” adıyla başlamıştı, şimdi “Adamlar” adıyla aksiyon devam ediyor.
Eylül ayında “Eski Dostum Tankla Gelmiş” adında süper güzel ilk albümleri çıktı.
Hem gülümseten, hem de düşündüren bir albüm olmuş.
Topluma dayatılan, sıradanlığın türevleri olan müziğe dil çıkarıp, bildiklerini okuyorlar.
Çamurun içinde parlayan bir ışık gibiler.
“Bağımsız sinema”nın müzikteki karşılığı olduklarını düşünüyorum.
Adamlar’ın tek derdi içlerinden geldiği gibi müzik yapmak.
Kendi gezegenlerinde, kendilerine özgü sözlükleriyle, insanlar ve bir takım başka şeyler hakkında hikayeler anlatıyorlar.
BKM’deki son konserlerini izledim.
“Şimdi son şarkımızı çalıyoruz” dediklerinde, elektrikler kesilmiş gibi “Aaaoaooa” sesleri duydum.
Bitmesi istenmeyen bir gürültü çıkarıyorlar, kulaklarım teşekkür ediyor, sözleri kafamı açıyor.
Röportaj için doğal ortamlarında, Büyükada’da buluştuk.
Biz aşağıda okuyacaklarınızı konuşurken, bir genç kız bisikletle denize düştü, neyse ki sudan çıkarıldığında gülüyordu. Kediler, köpekler ve ördekler etrafımızda dolaşırken, denizanaları kıyıya vurmuştu; ama dünya dönmeye devam ediyordu.
Ve son olarak;
Vokal ve gitarda Tolga Akdoğan, elektrik gitarda Gürhan Öğütücü, tuşlu çalgılarda Burak Irmak, bas gitarda Burak Güngörmüş ve davulda Berkan Tilavel.
27 Aralık’ta Peyote Eskişehir’de ve 10 Ocak’ta Bronx Pi’de olacaklar.
Eski dostunuz neden tankla gelmiş?
Tolga Akdoğan: Ben dinleyen ne anlıyorsa onu seviyorum. O aslında bir şarkı sözünün içinde var. "İnsanın Düştüğü Durumlar" koyacaktık albümün adını, ama koyamadık.
Şarkılarda olaylara alaycı bakan bir tavrınız var, günlük yaşantınızda da dünyaya böyle mi bakarsınız, kafanız nasıl?
Tolga: Bir öyle bir böyle... Yaşadığımız yerin durumu malum. Gitgide yabancılaşıyorum buralara, bağlar inceliyor ama insansın sonuçta umudu bir şekilde buluyorsun. Bu zamanda buralarda yaşamak zor. Arada Büyükada'ya geldikçe daha mutlu oluyorum.
Adamlar’ın insanlara anlatmak istediği bir derdi var mı peki?
Tolga: Derdim çoktur hangisine yanayım?
Eski şarkılarda "Bayram diye 50 kilo kavurma yedim, afedersin" derken, şimdi yine içinde mizah olan, ama biraz daha insanlıkla, sistemle ilgili konularla ilgili şarkı yapıyorsun gibi...
Tolga: İşler değişiyor tabii ki, titreşimler durumlar değiştikçe duyarlılığın ve hislerin de değişiyor. Biraz daha büyümüşüm.
Bir de şarkıları yazarken, ağzına geleni söylüyormuşsun gibi bir rahatlık hissi veriyorsun. Sanki sen bir çocuksun ve hamurunla özgürce şekiller yapıyorsun gibi bir his...
Tolga: Hamur yapma işinden daha rahatım şarkı konusunda. O dediğin his için de teşekkürler.
Önümüze pişirilip pişirilip aynı müzikler koyuluyor, bence bir nevi müzik zehirlenmesi yaşıyoruz. Siz de böyle bir dönemde önümüze yeni ve farklı bir tat getiriyorsunuz. Bu tekdüzeliğe alışmış bir çoğunluk için bana biraz cesurca geliyor.
Tolga: Eyvallah. Kime ne yapıyorum da onlar ne diyor diye bakmamaya çalışıyorum. Değişimler biz farkında olmadan filizlenir. Farklı tatlar denemek de güzel. Yaptığımız şarkıların kimlere hitap ettiğini bilmiyorum ve bunu hesaplamak da istemem mesela. Bir de internet sağolsun tabi. Şarkı yapıp internete koyduk, birileri baktı, seven dinledi, yön verdi vs.
TOLGA: ALBÜM SATIŞI DİYE BİR ŞEY YOKTUR, AZ VODKA VARDIR
İnternet, bilgiye kolay ulaşabilirlik açısından faydalı aslında, ama aynı zamanda insanları albüm satın almaktan uzaklaştırıyor.
Tolga: Albüm satışı diye bir şey yoktur, az vodka vardır. Bir sonraki albümü hap şeklinde yapalım.
Burak Güngörmüş: Bravo dayıcım... Albüm satışı diye bir şey yok artık. Plak maliyetleri de çok yüksek, ülkemizde plak fabrikası bile yok.
Peki, siz albüm alıyor musunuz?
Burak: Ben alıyorum.
Tolga: Valla pek almıyorum; ama en son Gaye Su Akyol'un albümünü aldım.
Şarkılarınız absürd bir filme bence çok yakışır. Bunu yapmak ister miydiniz?
Tolga: İsterdim.
Dünyaya müzik diye bir şey uğramamış olsaydı, yaşamımız nasıl olurdu?
Burak: İnsanın iç ve dış dünyası arasında bir bağlantıdır.
Tolga: Onu bilemiyorum dayıcım. Ben ayrıca şarkı kavramını da seviyorum. Taşınabilir filmler gibiler. Di mi?
Grupla ilgili gelecek planlarınız var mı?
Burak: Uluslar arası festivallerde çalmak isteriz. Japonya’da, Afrika’da, Amerika’da... Dünyada görmediğimiz yerleri görmek, farklı insanlar tanımak için müzik güzel bir araç.
Tolga: Geleceği düşünmemeye çalışıyorum. Gelecekle ilgili planlar yaparken kendini geçmişte buluyorsun bazen.
TOLGA: İNSAN, HAYATI DOĞRU YAŞAYAMIYOR
İnsanın yaşanmışlıkları birikince maddeden sıyrıldığı, kendine döndüğü bir dönem gelir ya, o zamanlar geldiğinde sizinde sahil kasabası hayalleriniz var mı?
Tolga: İnsan o kadar salak ki hayatı doğru yaşayamıyor. Ne yapması gerektiği çok belli aslında... Telefonuyla, aldığı kıyafetle var olmaya çalıştıkça kendini de hayatı da yoruyor.
Müzik yapmasaydınız ne yapardınız? Şimdi de müzik dışında neler yapıyorsunuz?
Burak: Ben portakal sıkardım. Sinemayla uğraşmak isterdim. People Make Music diye bir oluşum kurduk, müzik yapımcılığı yapıyorum.
Tolga: Ahşapla ilgili bir şey yapmak, ahşap işçisi olmak isterdim. Halihazırda seslendirme yapıyorum. Oyunculuk bir de.
TOLGA: BİZİM KÜLTÜRDE GÖZ GÖZE GELMEK SIKINTI
Kendinizi dünya üzerinde en rahat hissettiğiniz yer neresi?
Tolga: Henüz gitmediğim yerler. Ben küçükken hasbelkader Uzak Doğu'ya gitmiştim. Sokakta yürürken gözgöze geldiğinde insanlar sana selam veriyor, gülümsüyor filan. Kırmızı ışıkta durduk taksinin içindeyim ufacık çocuğum, yanımızda büyük bi araba durdu içinde bi kadın, muhtemelen iş yerinde patron. Kafasını çevirdi el kadar turist bebe olan bana gülümsedi mesela.O zamana kadar Türkiye'de büyümüş bir çocuk olarak korkmuştum, garip gelmişti. Bizim kültürde göz göze gelmek sıkıntı. "Ne var lan!"a doğru gider. Yanlış kurulmuş ve yaşanmış bir mesele var.
Burak: Kendimi hiç öyle rahat hissetmedim henüz. Kendi evimde bile bazen tedirginim. Bu ülke beni tedirgin etmeye başladı. Kendimi özgürce ifade edemiyorum, insanlar beni yanlış anlayacakmış gibi geliyor. Her yerde olduğum gibi konuşan biriyim, şimdilerde kendimi geri çekmeye başladım.
Şimdi üçümüz birbirimize bir sırrımızı söyleyeceğiz. Mesela ben iki gündür aynı çorabı giyiyorum.
Tolga: Küçükken sürekli Bülent Ersoy'un "Sefam Olsun" şarkısını dinleyip, kendimi yerden yere atardım.
Burak: Benim de çocukluğumdan beri taşıdığım sırlar var. Geçenlerde güzelim bir ördek kovdum ben de, vak vak diye dolanıp duruyordu.
Şimdi sıra sihirli sorulara geldi. Dünya bir günlüğüne konuşacak ve her sorunuzu cevaplayacak. Ona ne sorardınız?
Burak: "Yaklaşık 8 milyar yaşındasın, bu zamana kadar kimler geldi, kimler geçti" diye sorardım. Hikayeyi merak ediyorum. Bilim adamları çalışıyorlar, ama bir de kendisinden duymak isterdim.
Tolga: Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?
BURAK: PETROLÜN BULUNMAMIŞ OLMASINI İSTERDİM
Dünya üzerinde tek bir şeyi değiştirme gücünüz var, bu ne olurdu?
Tolga: İnsan üzerinde biraz daha çalışırdım, sanki
Burak: Petrolün hiç bulunmamış olmasını isterdim. Bir de matbaanın bize daha önce gelmesini isterdim.
SİNGAPUR’DA, BİR ÇADIRDA KONSER...
Dünyanın neresinde, nasıl bir sahnede konser vermek isterdiniz?
Tolga: Singapur'da bir çadırda konser vermek isterdim.
Burak: Jools Holland’ın programına çıkmak isterim. Orada o kadar güzel gitarlar, amfiler ses düzenleri ve de öyle güzel insanlar var ki cumartesi günümü orada geçirmek isterdim. Güney Amerika'da Zapatistalar'la beraber de güzel olurdu. Deniz kenarındaki festivaller de güzel oluyor.
Şimdi de ıssız adaya düştünüz, yanınıza hangi müzisyenleri ya da sanatçıları alırdınız ve hangi kitapları?
Burak: John Coltrane, Otis Redding, Bob Dylan, Syd Barrett, Aretha Franklin'i alırdım. Kitap değil de ben yazar çağıracağım; Filibeli Ahmet Hilmi'yi ve Jorge Luis Borges’i alırdım.
Tolga: Kimi alsam tadı kaçacak b,r süre sonra. Issız ada yerine Büyükada’da iyiyim ben.
BURAK: KÖLELİK DÜZENİNİ VE VAHŞİ KAPİTALİZMİ YOK ETMEK İSTERDİM
Dünyada bir şeyi yok etseniz bu ne olurdu ve sonucunda size ne kalırdı?
Tolga: Siyaseti, politikayı yok edelim, dünya bize kalsın. Nasıl olsa bir yolunu buluruz. İnşaat sektörü de yok ola.
Burak: Kölelik düzenini ve vahşi kapitalizmi yok etmek isterdim, ama yerine de insani yaşama sanatını koyardım. Parayı da yok etmek isterdim. Nasıl olurdu acaba? Asfaltı, betonu yok ederdim. Sinir oluyorum betona.
Bir daha dünyaya gelecek olsanız hangi çağda ve ne olarak gelmek isterdiniz?
Tolga: Kuyruklu yıldız
Burak: Ben yaşadığım çağdan memnunum. Dostlarımı, arkadaşlarımı seviyorum. Bir daha dünyaya gelecek olsam ben de kartal olarak gelmek isterdim.
BURAK: İKON ÜRETMEYE ÇALIŞAN PİYASAYI SEVMİYORUM
Son sihirli soru: Müzik piyasasında neyi değiştirmek isterdiniz?
Tolga: Hiç bulaşmam.
Burak: Bilgisayarda sesleri kesiyorlar, biçiyorlar ya onu değiştirmek isterdim. Bu müziğin doğallığını bozan bir şey... İkon üretmeye çalışan piyasayı sevmiyorum.
"Asla yapamam" dediğiniz bir şey var mı hayatta?
Burak: Çok derin okyanus sularında yüzemem mesela, köpekbalıklarından korkuyorum.
Tolga: Ben de bir şey anlatırken ayağa kalkmayı sevmiyorum, ama bazen kalkıyorum.
Yaptığınız en büyük çılgınlık ne?
Tolga: Söylemem.
Burak: Hiç tanımadığım bir insana havlayarak yaklaşırım. Bütün insanlarla, kedilerle, köpeklerle anlaşabiliyorum.
Kısa kısa çağrışımlar kulübü;
Büyükada
Burak: Ev. Tolga: Başka bir zamanda şimdi kendi yaşımda.
Varoluş
Tolga: Yok oluş. Burak: Acaba?
İstanbul
Burak: Yorgun. Tolga: İstanbul çok bozdu.
Adamlar
Tolga: Ben, sen, o, biz, siz, onlar. Burak: Kadınlar
Kadınlar
Burak: İnsanın mutluluğunun %50'si... Tolga: Ne desem yavan ne desem yarım.
Boks
Tolga: Boksör aynı zamanda şairse iyidir. Burak: Muhammed Ali
Vapur
Tolga: Güzel gidiş Burak: Fenerbahçe, Paşabahçe gemileri
Mavra
Tolga: Can Burak: Mizahsız hayat düşünülemez.
Sistem
Burak: Robot. Tolga: Tamirci Ahmet Abi'nin tamirine ihtiyacı var.
Aşk
Burak: Beşiktaşk. Tolga: At koşması.
İnsanın düştüğü durumlar
Burak: Bir çingene atasözü der ki "Rezillik gelip geçicidir, Allah vücut sağlığı versin."
Tolga: Yaralı yollar
Eski dostum tankla gelmiş
Tolga: Başından sonuna dinleyin!