ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Ece Ulusum / HT PAZAR

İstanbul Müzik Festivali’nin Onur Ödülü bu yıl piyanist, müzikolog, müzik eleştirmeni ve yazar olarak ülkemizde çok sesli batı müziğinin gelişip yaygınlaşmasına yönelik çalışmalarıyla tanınan Prof. Filiz Ali’ye verildi. Bizi evinde ağırlayan Ali, ödül mutluluğunu bizimle paylaştı. İçeri girer girmez Filiz Ali’nin evinin dört bir yanında müziği hissedebiliyorsunuz. Sanki nereye dokunsanız bir melodi duyacaksınız gibi. Cam kenarına, babasının duvarda asılı portresinin altındaki tekli koltuğa kuruluyor. Sohbetimiz bazen geçmişe bazen de geleceğe uğrayarak seyrediyor.

Ödül için tekrar tebrik ederiz. Bu festival sizin için çok önemli olmalı...

Ödülü aldığımı duyduğumda benim için büyük bir sürpriz oldu. Ödül alma amacıyla değil, içtenlikle yaptığım ve bu nedenle ödüllendirildiğim için çok mutlu oldum. İKSV tarafından verilmesi benim için ayrıca anlamlı. Kurucularını da yakınen tanırım. İlk kurulduğu yıllardaki heyecanımı hiç unutmadığım için çok önemli. İstanbul Müzik Festivali sayesinde dinleyebileceğimizi ummadığımız müzisyenler getirildi. Eskiden böyle değildi. Kaliteli müziğe ulaşmak gerçekten çok zordu. Eskiden Türkiye dış dünyaya oldukça kapalıydı. Ancak longplay plaklar sayesinde bazı müzisyenleri dinleyebiliyorduk. Rahmetli Hikmet Şimşek sayesinde klasik müzik dinliyorduk.

Teknolojik gelişmeler her türlü müziğe kolay ulaşımı sağladı. Fakat bu kaliteli müziğe ulaştığımız anlamına gelmiyor. Sizce iyi müzikten anlayan bir nesil yetişiyor mu?

Türkiye’de yetişen müzisyen sayısında artış var. Dünya çapında genç yeteneklerimiz var. Fakat ne yazık ki kaliteli müzik Türkiye’de yaygınlaşmadı. Kaliteli müzikte müzisyenin usta olup olmadığı çok önemli. Doğduğu andan itibaren bu işe yeteneği olmalı ve yeteneğini çalışarak değerlendirmeli. Basit ve kolay anlaşılır müziklerin iyi müzik olduğu sanılıyor.

Klasik müziği sıkıcı bulanların sayısı hâlâ fazla...

Bilmediğimiz şeyden sıkılırız tabii. Gerçek sanat magazinleşemez, bu nedenle de yaygınlaşmaz.

Ayvalık’ta uzun süredir müzik dersleri ve etkinlikleri düzenliyorsunuz. Ayvalık halkının çehresini değiştirdi mi sizin çalışmalarınız?

Yaklaşık 20 yıl oldu. Ayvalık’ta herkes bizi tanır. Birkaç kere söz ettiğiniz değişime şahit oldum. Mesela sıkça uğradığım bir lokantanın şef garsonu gelip bana şu sözleri söyleyince hem şaşırmış hem de mutlu olmuştum; “Filiz Hanım bebeğime Mozart’ı dinletiyorum. Öyle iyi huylu oldu ki!” Müzik herkesi etkiler.

‘Artık hayal kuramıyoruz’

İzmir’de bir opera binası yapılması planlanıyor. İstanbul’da özel sahneleri saymazsak hâlâ bir opera binası yok. Müzikseverlerin yeni gözdesi artık İzmir olabilir mi?

İzmir’de bir opera binası yapılıyorsa bu çok güzel fakat İstanbul için utanç verici. Var olan opera binamızı yok ettik. İstanbul gibi bir dünya kentinin profesyonel sahnesinin kapatılıp daha iyisinin yapılmamış olması çok üzücü. Özel sahneler var ama onlara tabii popüler yani para kazandıracak işler getiriliyor. Cumhurbaşkanımız Başbakanlık döneminde barok opera sözü vermişti fakat henüz bir şey yapılmadı diye biliyorum.

Geçtiğimiz cuma Dünya Radyo Günü’ydü. Siz de uzun süre radyoculuk yaptınız. Hâlâ radyo dinliyor musunuz?

Radyo benim ilk göz ağrımdır. Eskiden radyo ailenin bir ferdi gibiydi. İstiklal Marşı çalana kadar açık kalırdı. Dinleyicinin hayal kurmasını sağlar. Artık hayal kuramıyoruz. Radyoların her daim canlı kalmasını dilerim. Artık sadece bir radyo kanalını dinliyorum, o da Açık Radyo.

‘Antik kalıntılar sanatla buluşmalı’

Türkiye’de birçok müzik festivali düzenleniyor. Düzenlenen festivalleri başarılı buluyor musunuz?

Festivaller çok önemli. Örneğin Antalya’daki festival son derece başarılıdır. Böyle festivaller özellikle çocuklar için heyecan verici. Ben hâlâ unutamam çocukken ilk opera izlediğim zaman hissettiklerimi. Bir de Türkiye’de her yerde antik çağlardan kalma kalıntılar var. Bu alanların sanatla değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Müzik festivalleri var ama Türk halk müziği ve dansı festivali yok. Olsa fena mı olur?

1950’li yıllarda Yapı Kredi Bankası’nın düzenlediği halk müziği ve halk dansları festivalleri vardı. Hayatımda ilk kez böyle kaliteli bir festival görmüştüm halk dansları müziği konusunda. Bizde çok küçük kapsamlı ve yöresel oluyor bu tür etkinlikler. İstanbul’da uluslararası halk müziği ve dansları festivali yapılsa güzel olmaz mı?

Ötekileştirilen toplumların müzikleri de sahnelerde yer buluyor artık. Siz de dinliyor musunuz?

Elbette. Sosyal medyada da takip ediyorum özellikle. Etnik, dil ve müzik zenginliklerimizi değerlendirenleri gördükçe çok mutlu oluyorum. Gidilen yol hiç fena değil.

‘Senar sesini hiç kaybetmedi’

Laf lafı açıyor, eski zamanlara gidince söz Müzeyyen Senar’a geliyor. Filiz Ali birden dalıp gidiyor... “Çocukluğumda babamla beraber Türk sanat müziği dinlerdik. Ankara’daki Bomonti Gazinosu ya da Atatürk Orman Çiftliği içindeki açık sahnede Müzeyyen Senar, Hamiyet Yüceses, Safiye Ayla gibi çok önemli isimleri canlı dinleme şansı da buldum. Bunların içerisinde en renkli olanı ise Müzeyyen Hanım’dı. Kendisinin sahnedeki edası, sesi ve kıyafetleri beni çok etkilerdi. Uzun ömürlü olmasına rağmen hiç yaşlanmadı. Yaşama sevincini ve sanat aşkını hep canlı tuttu. Sesini kaybetmedi. Kendisinin sesi hiç çatallaşmadı.”

Filiz Ali kimdir?

Yazar Sabahattin Ali’nin 1937 İstanbul doğumlu kızı Filiz Ali, İstanbul Şehir Operası ve İstanbul Devlet Operası’nda korrepititörlük, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzikoloji Bölüm Başkanlığı ve Cemal Reşit Rey Salonu’nun genel yayın yönetmenliğini yaptı. TRT için 30 yıl müzik programları sundu, gazeteler için müzik eleştirmenliği yaptı. Ayrıca, Ayvalık Uluslararası Müzik Akademisi’nin 1998’den beri direktörü.

  • İstanbul Müzik Festivali
  • Ece Ulusum
  • Sabahattin Ali
  • Dünya Radyo Günü
  • Opera
  • Müzeyyen Senar

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000