Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat "Şimdiki koleksiyonerler dedikoduyla resim alıyor"

        Kübra PAR / GAZETE HABERTÜRK

        Fotoğraflar: Mehmet KAÇMAZ / NarPhotos

        NEDEN KONUŞTUK?

        Sokaktan geçen herhangi birine tanıdığı Türk ressamları soracak olsanız şüphesiz ilk sayacağı isimler arasında Bedri Baykam gelir. Baykam, sadece yıllarını verdiği resim sanatıyla değil, politik çıkışları ve sıra dışı performanslarıyla da her zaman gündemde kalmayı başaran bir isim. Türk resminin bu huysuz ve tatlı çocuğuyla Taksim’deki Piramid Sanat’ta buluştuk. Sanatçılar, koleksiyonerler, “Ne olacak bu CHP’nin hali?” derken, kendimizi atölyesinin ortasına kondurduğu bilardo masasının başında bulduk!

        ■■ Contemporary Istanbul bu yıl 10. yılını kutladı. Nasıldı sizce?

        Türkiye için önemli bir fuar. Türk ve yabancı sanatçılardan çok güzel eserler vardı. Katılım çok iyiydi ama koleksiyoner sayısı daha fazla olmalıydı. Türkiye’de 10-15 yıldır çağdaş sanat koleksiyoneri sayısı arttı. Bazı çağdaş sanat koleksiyonerlerimiz, bütün dünya Türkiye’ye akmaya başlayınca, yalnız Batı sanatına yönelmeye başladılar. Bu çok yanlış bir düşünce. Dünyada hiçbir koleksiyoner grubu kendi ülkesi dışında yalnız başka ülkelerin sanatını almaz. Bunlar çağdaş sanat koleksiyonerliğinin Türkiye’de yeni başlamasından kaynaklanan bazı ergenlik sorunları. Aşacağımıza inanıyorum.

        ‘YAŞAYAN RESSAMI EN UCUZA, ÖLEN RESSAMI EN PAHALIYA NASIL ALIRIM DERDİNDELER!’

        ■■ Peki Türkiye’deki koleksiyonerleri genel anlamda nasıl buluyorsunuz? Sanattan gerçekten anlıyorlar mı yoksa aldıkları eseri birkaç yıl sonra daha iyi fiyata satmanın mı derdindeler?

        Maalesef koleksiyonerlerimiz şu anda çok bilinçli değiller. Bülent Eczacıbaşı, Ahmet Şahin, Can Elgiz, Murat Ülker ve Cengiz Çetindoğan iyi koleksiyonerler. Ama birçok koleksiyoner dedikoduyla eser alıyor. Ali’nin, Veli’nin aldığını duyuyor alıyor. Osman’ın sattığını duyuyor, fiyatı düşenleri elinden çıkarıyor. 80’li yıllarda kanepesinin rengine göre resim alan adama saygım çok daha büyüktür. En azından göz ve estetik değerlere göre oluşturduğu yaşam alanında, kişisel seçimine göre davranıyordu. Şimdi spekülatif nedenlerle ve dedikodu üzerine alıp satan, pazartesi 2’ye alıp cuma 2.5’e satmak için eser peşinde koşanlar, koltuğunun rengi için eser alan koleksiyonerin çok arkasındalar. Gerçek koleksiyoner Türk ve dünya sanatının genelini tanır. İlgilendiği sanatçının geçmişini ve dönemlerini tanır. 58 yaşındayım. Bir koleksiyoner de bana gelip “55 yıldır sanat yapıyorsun, dönemlerin nedir? Dönemlerinin en iyileri nedir? Senden resim alsam bana hangisini önerirsin?” diye sormadı. “Yaşayan ressamı en ucuza, ölen ressamı en pahalıya nasıl alırım?” derdindeler! Mühim olan eserin değerini bilip almak istemek...

        ‘ÇAĞDAŞ SANAT 80’LERDE BAŞLADI’

        -Türkiye’deki sanat dünyasının içinde kutuplaşmalar var mı?

        Daha önce figür resmi ve soyut resim arasında vardı. Türkiye’de çağdaş sanat ortamını geliştiren dönem 80’li yıllardır. Bu dönemi yaşamayan gruplar çağdaş sanat döneminin 90’lı yıllarda başladığını iddia ediyorlar. Bu ‘Benden önce hiç futbolcu yok’ demek gibi bir şey oluyor ama Lefter ve Alex’in bütün golleri orada duruyor.

        'ATATÜRK RESMİ GÖRDÜKLERİNDE BESMELE GÖRMÜŞ ŞEYTANA DÖNÜYORLAR'

        -Eserlerinizde politik anlamda direkt mesajlar verdiğiniz için sizi eleştirenler var...

        Bütün eleştirilere sevgiyle bakıyorum. 40 yıldır Türkiye’nin en çok bilinen, eleştirilen ve bahsedilen sanatçısıyım. Ne kadar tanınırsanız o kadar eleştireniniz vardır. O kadar kolay eleştiriler yapacağınıza ömrünüzde hiçbir yerde görmediğiniz 4 boyutlu işler için bu noktaya nasıl gelindiğini ele alın, keyfini sürün diyebilirim.

        -Sanat dünyasında Kemalizm’in temsilcisi olarak anılıyorsunuz...

        İnsanlar kendilerini Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı rüzgârlara kaptırıp bunu moda kabul ediyorlar. Atatürk resmi gördüklerinde besmele görmüş şeytana dönüyorlar. Atatürk, bu topraklardaki herkese düşünme ve sanat yapma özgürlüğü getirmiş dev bir devrimcidir. Son 30 yılda beyinleri o kadar yıkandı ki anlama yetilerini kaybettiler. Atatürk’ü gördüklerinde akıllarında devrim ve özgürlük geleceğine tutuculuk geliyor. Ben “Sergilerde yalnız Kemalizm olsun” demiyorum. “Kemalist olmayan sergilere girmesin” demiyorum. Bu fikrin eserlerime yansıma oranı yüzde 15’tir. Erotizm, pornografi, manzara ve aşk da yapıyorum. Biz yalnız sanat eserine bakıyoruz.

        ‘ENSTALASYON YAPANLAR TUVAL RESMİNİ KÜÇÜMSÜYOR’

        -“Tuval ve resim öldü” tartışmalarına ne diyorsunuz?

        70’li yıllarda minimal ve kavramsal sanat öne çıkmıştı. “Tuval öldü” deniyordu. 80’lerde benim de içinde olduğum yeni dışavurumculuk akımı ortaya çıktı. Büyük ebatlı, bol renkli ve heyecanlı tuvaller vardı. 2000’lerde de bunu tekrar deneyenler var. Aslında Türkiye’de kavramsal sanat ya da enstalasyon yapanlar dünyanın en tutucu insanları. Çoğu tuval resmine kinle ve küçümseyerek bakıyor. Bu komik bir durum. Dünyadaki bütün müzelerde, sanat merkezlerinde tuval yerini korumaya devam ediyor. Batı’da en bilinen çağdaş sanat fuarlarına gitseniz tuvali yine görürsünüz. 40 yıldır çabalamalarına rağmen tuvali kimse öldüremedi.

        ‘CHP’Yİ BEN YÖNETSEM % 35 OY ALIR’

        -Yıllarca bu parti için uğraş vermiş biri olarak CHP’nin bugünkü durumunu nasıl görüyorsunuz?

        2010’da CHP Demokratik Devrim Tüzüğü hazırladım. Orada yazılanlar yapılsa, genel başkan adaylığım süresince söylediklerim yapılsa, CHP bugün bambaşka bir yerde olurdu. Bugün CHP’yi ben yönetsem en az yüzde 35 oy almasını sağlarım. 2003’te başkan adayıyken yüzde 40-45 almasını sağlardım.

        -Nasıl?

        CHP’nin diğer Atatürkçü gruplara, küçük partilere, kararsızlara, merkeze açılması lazımdı. O partileri bünyesine toplamak için tek bir oyu bile küçümsemeden çalışması lazımdı. Tek bir oyla belediye başkanlığı değişebilir. Yalova’daki örneği gördük. CHP’nin Gezi’ye açılması lazımdı. Gezi’nin beyin takımından, mimarlar odasından, yazar çizer takımından 2-3 kişiyi parlamentoya sokabilselerdi sokağa dökülmüş milyonlarca insanın kalbini başka türlü fethederlerdi. Kadınlara ve gençlere kota olayı benim çıkardığım bir şeydi. CHP bunu gecikmeli olarak 12 sene rötarla uygulamaya başladı. Onu da yarım uyguluyor. Parlamentoya sadece 1 genç milletvekili sokabildiler. Halbuki ben kotanın yüzde 30 olması gerektiğini söylüyordum. Kadınların da yüzde 45 seçilmesi lazımdı, yüzde 21 seçildi. Bu iki açılım yapılsaydı en az yüzde 30 oy alırdı.

        ‘SOKAKLAR KOVBOY FİLMİNE DÖNDÜ’

        “Atatürkçülük Türkiye’yi bir arada tutan tutkal ve siz bundan uzaklaştığınızda ödediğiniz bedeller sonsuz olur. Eskiden ‘Tekdüze insan üretiyorlar’ diye şikâyet ediyorlardı. Şimdi IŞİD’çileri var, F Tipi, A Tipi var. Kürtlerimiz, Lazlarımız, Çerkezlerimiz var. Onlar önceden de vardı ama siyasi grup olma ihtiyaçları yoktu. Savaşlar yaşanmıyordu. Ortaya çıkan her fraksiyon ortaya dinci, ırkçı, Hizbullahçı çıkarıyor. Artık tek tip insanlarımız olmadığı için sokaklar kovboy filmlerine döndü. Bunu yaratanlar sevinebilirler.”

        ‘ATATÜRKÇÜLERİ DIŞLIYORLAR’

        “Sayın Kılıçdaroğlu güzel ve tane tane konuşuyor ama topluma daha dinamik, yumruğunu masaya vuran, gençleri heyecanlandıran bir genel başkan lazım. Sezgin Tanrıkulu veya Sayın Bekaroğlu gibi insanlar olabiliyorsa Atatürkçülüğün simge isimlerinden de 2-3 kişi olmasından neden imtina ediliyor? CHP, bilinen meşhur Atatürkçüleri kadrosuna katmıyor. Pasif görevlere itiyor, dışlıyor. Bu Milli Takım kurmak ama Fenerbahçeli Caner’i, Galatasaraylı Burak’ı, Beşiktaşlı Olcay’ı almamak gibi.”

        YARIN: DEVRİM ERBİL ANLATIYOR...

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ